BİR KAÇ KELİME YAZARAK SİZE YARDIMCI OLABİLİRİZ!
haber,kaynak, etkinlik, konu, yazı vb.
LİSTELE
PAYLAŞ
Haber/makale'yi paylaşmak için aşağıdaki sosyal hesaplardan birini kullabilirsiniz!

Ece Saruhan, HT Magazin'de İntiharın Genel Provası adlı tiyatro oyununun ekibiyle söyleşi yaptı.

Tiyatroadam, 11. sezonuna repertuvarına 2 oyun ekleyerek girdi. Biri Brecht’ten ‘Kafkas Tebeşir Dairesi’ diğeri de Duşan Kovaçeviç’in yazdığı, Bilge Emin’in Türkçe’ye çevirdiği ‘İntiharın Genel Provası’. Seyretmiş biri olarak ikisini de bu sezon gidilecek oyunlar listenize eklemenizi öneririm. Emrah Eren’in rejisiyle sahnelenen ‘İntiharın Genel Provası’, Kovaçeviç’in kara mizah tarzında kaleme aldığı, alaycı ve sarsıcı bir sistem eleştirisi... İyiliğe-kötülüğe, sevgiye-nefrete, sistemin çarkları içinde debelenen insanın içine düştüğü çıkmazlara, toplumsal açmazlara dair çok şey söyleyen oyunda Kadir Çermik, Selen Öztürk, Erdem Akakçe ve Fatih Koyunoğlu rol alıyor. Enstrümanlar, şarkılar, danslar eşliğinde sahnedeler ve çok güzeller. Aralarındaki sinerjinin kendiliğinden parçası oluyor seyirci. İşte kendileriyle gerçekleştirdiğim söyleşi...

‘SİSTEMİN ÇARKLARINDA SIKIŞMIŞ İNSANLAR’

Tiyatroadam geleneği bozmadı, yine söylediği söz çok önemli olan bir oyunla yanımızdasınız...

Fatih Koyunoğlu: Tiyatroadam, Duşan Kovaçeviç’in bütün oyunlarına bayılıyor çünkü yazar hiçbir zaman söyleyeceği sözü ya da acıyı direkt söylemiyor, her zaman hınzırca bir hikâyenin üzerinden anlatıyor. ‘İntiharın Genel Provası’nda da bu durum geçerli. Ortada çok eğlenceli, hınzır, koca acıları, insana ve sisteme dair bir sürü derdi kör parmağım gözüne yapmadan, mizah ve ironiyle anlatan bir yazar ve 4 tane rahat duramayan oyuncu var.

Bilmeyenler ve henüz izlememiş olanlar için oyunun konusundan sürprizini kaçırmadan konuşalım mı biraz?

Kadir Çermik: Duşan Kovaçeviç, 90’ların Yugoslavya’sından bir Sırp yazar. Birçok metaforla süslü olan oyun, benim canlandırdığım mimarın iş hayatında başarısız olduğunu düşünüp intihara teşebbüs etmesiyle başlıyor. İntihar etmeden önce sevgilisine telefon ediyor. Atlamak için gittiği Tuna Köprüsü’ne sevgilisinin, balıkçının ve kaptanın gelmesiyle hikâye gelişmeye başlıyor. Geliştikçe de savaş sonrası psikolojiyi ve sosyal hayatı da taşıyarak insanların gündelik hayatlarında neler yaşadıklarını, onları nelerin intihara sürüklediğini görmeye ve anlamaya başladığımız bir kara komediye dönüşüyor.

Selen Öztürk: Yazar karakterleri, o dönemin Yugoslavya’sının geçmişinden gelen her insanın sıkışmış halini anlatabilmek için isimlendirmemiş, sadece kaptan, balıkçı, hayat kadını, sevgili gibi genel mesleki tabirler kullanıyor. Hikâyeyi sahtekârlar ve kandırılanlar üzerinden anlatıyor. Mesela benim canlandırdığım sevgili kandırılmışlara girerken, bir yandan da sahtekârlığı öğrenen biri. Her insan gibi. Çünkü safsın, ekonomik şartlar, hayat, toplum, ülke iyisiyle kötüsüyle seni bir hale getiriyor. Oyunda, ayakta kalabilmek için bu sahte sistemin düzenbazlığının içinde nasıl var olabileceğini kendine öğretmiş, o şekilde yol almaya çalışan karakterler var ama bunu yaparken de tutsak, köle psikolojisiyle hareket ediyorlar. Sistemin çarklarında sıkışmışlar, isteseler de çıkamıyorlar. Böyle bir kısırdöngü içinde tüm karakterler.

F.K.: Benim canlandırdığım balıkçı ve mimarın sevgilisi, mimarı avlamaya çalışırken kendileri de başka birilerinin avına dönüşüyor. Oyun içinde oyunlar var yani.

Fatih “Yerinde duramayan 4 oyuncuyuz” dedi. Oyunu izlerken net bir şekilde hissediiliyor bu. Birlikte çok eğlendiğiniz her halinizden belli...

E.A.: Ben de söyledim şu karakterleri 2’şer 2’şer bölüşelim diye ama dinletemedim Ece. Şaka bir yana, dediğin gibi 2 senelik bir hamlık vardı üzerimde. O hamlığı çok tatlı bir ekiple atmak güzel oldu.

F.K.: Prova sürecinde Emrah’ın (Eren) işi zordu. Düşün; Erdem bir şey diyor, Kadir başka bir şey söylüyor, Emrah “Haydi metne dönebilir miyiz?” diyor ama aramızdaki o eğlence o kadar ciddiydi ve sanki metin gibi yapılıyordu ki zamanla bizim dilimiz olmaya başladı. Sonunda Emrah herkesin kişisel eğlencesini de oyuna ortak etti. Enteresan şekilde herkes de birbirinin eğlencesine katıldı. Seyirciye de gelin beraber eğlenelim diyoruz. Yaş ilerledikçe insan dünya düzenini değiştirme çabasının romantik bir çaba olduğunu fark ediyor Ece. Ama her şeye rağmen insanlara her şeyin biraz daha iyi olabileceğini hissettirmek, yanaklarından bir makas alabilmek çok önemli. Seyirci oyunlarımızdan çıkarken “Bugün bir oyuna gittim, biraz sevgi ve umut hissettim” derse tamamdır. Bizim peşinden gittiğimiz şey bu. Seyirciden bir tatlı makas alabilirsek ne mutlu bize!

‘Tankla tüfekle boğuşmak yerine tiyatro yapıyoruz’

Oyunda “Ağlayan insanda umut vardır” diye bir cümle var. Evet ağlayan, hislenen, utandığında yüzü kızaran insanda umut var. Ama en büyük umut sizin sahnede yaptığınızı yapabilmek bence; her şeye rağmen birlikte gülebilmek, eğlenebilmek....

Selen Öztürk: Bence de ağlayan insanda umut vardır. Ayrıca dediğin gibi hissetmek güzel, gülmek güzel, bütün hislerimiz hâlâ var olduğumuzun kanıtı! Bizim yaptığımız iş, bütün acıların arasında, 2 saat 10 dakika boyunca hep birlikte yaşadığımız durumlara uzaktan bakabilmeyi sağlıyor. Olaylara ve halimize gülüyoruz. Oyun ezmek-ezilmek, iyi olmak-kötü olmak ve nerede durup durmadığımızla ilgili çok şey söylüyor. Biz de bunları anlatarak var olmaya çalışıyoruz.

Brecht’in “Neden yok iyilerin tanrılarının tüfekleri, tankları? Açsalar kötülere kendi savaşlarını” cümlesi de yer alıyor oyunda. İyilerin de sanatı var işte, tiyatrosu var... 

Kadir Çermik: İyi olmak, ahlaklı olmak, erdemli olmak gibi kavramların içi artık tamamen boşalmış durumda. O durumları hatırladığında burun sızlaması gibi sızlamalar oluyor bazılarımızda. Biz o burnu sızlayanlardanız ve kötülere karşı tankla, tüfekle boğuşmak yerine tiyatro yapıyoruz. Ağlarken umutlarımız hep yeşersin diye, gülerken hep değiştirebilme gücümüz olsun diye tiyatro yapıyoruz. Tiyatro, küçük de olsa bir şeyi değiştirebileceğimize olan inancımızı artıran yer.

‘Birbirimize sarılırsak düşmeyiz’

Seninle hep “Biz” diyebilmenin güzelliğinden konuşuruz Fatih. İlk defa aynı çatının altındasınız ama bu oyunda da ekipçe başarmışsınız bunu...

Fatih Koyunoğlu: Emrah’la (Eren) 3 ay boyunca “Bu oyunda kiminle çalışalım?” diye titizlendik. İyi ki de titizlenmişiz, bu sayede 3 tane tiyatrocu insan tanıdım. Çok oyuncu arkadaşımız var ama tiyatrocu az. Tiyatroadam’ın bu şekilde büyümesinden dolayı çok mutluyum. Sanki kuruluşundan beri birlikteymişiz gibi hissediyorum.

Kurucularından olduğun Tiyatroadam’ın her oyunundan önce ekipçe birbirinize sarılırsınız. Bayılıyorum buna!

F.K.: Birbirimize sarılmaya, tutunmaya sahnede de, sahne arkasında da, hayatta da çok ihtiyacımız var. Birine dokununca anlıyorsun ki mevcut sorunlar sadece sana ait değil, yalnız değilsin. Temas edince kader birliği yapmaya başlıyorsun. Birbirimize sarılırsak düşmeyiz, düşşek bile daha az hasarla düşeriz. Bu yüzden küs olduğumuzda bile sahneye birbirimize sarılarak çıkıyoruz. Sarıla sarıla konuşmaya da başlıyorsun.

‘Hepimiz, bu parodinin içindeyiz’

Oyun kendi yaşamı konusunda bile karar mercii olamayışıyla da, koyunluğuyla da yüzleştiriyor seyirciyi. Bir kere ölünür diye bilirdik ama öyle karanlık günlerden geçtik ki her gün yeniden öldüğümüz ya da oyundaki gibi parçalandığımız zamanlar oldu...

Erdem Akakçe: Çok doğru tespitler bunlar. Maalesef her gün, hepimiz bu parodinin içindeyiz. Parodi diyorum çünkü o kadar saçma şeylerle temaşa ediyoruz ki... Birey olarak bu anlamda hepimiz yeteneksiz aktörleriz aslında çünkü müdahil de olamıyoruz metne. En azından bize verilen rolü ne kadar başarılı canlandıracağımıza bakıyoruz, bir yerden sonra bu yaşamak için elimizdeki tek şey oluyor. Oyun da bayağı bunu anlatıyor. Bu fare kapanının içinde hepimiz varız, bunu fark ettiriyor bize.

YORUM YAP 0
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ
2000
2000