06 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Pazartesi Sohbeti’nin bu haftaki konuğu, eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un başdanışmanı, terör uzmanı Ercan Çitlioğlu. Çitlioğlu, “Üçgen” isimli bir kitap yazdı. Kitap, Rusya-Amerika-Türkiye ekseninde 1980 darbesini kurgusal bir hikâyeyle anlatıyor. Her ne kadar “Kurgusal” desem de Çitlioğlu’nun kitabın girişindeki notunu buraya da düşmekte fayda var: “Kitaptaki kişiler kurgu, olaylar gerçektir!” 2 yıl önce yazılan “Üçgen’’deki bazı replikler bana 15 Temmuz’u anımsatınca Çitlioğlu’na bugünü sordum, cevabı gayet basitti: “15 Temmuz’un tek hedefi vardı, Tayyip Erdoğan’ı ortadan kaldırmak!’’

Herkes 15 Temmuz darbesini yazıyor, siz niye 1980’i yazdınız?

Geçmişi bilmeyince bugünü yorumlamak zor. Bakın tutuklama dalgaları, soruşturmalar var. İnsanlar 1980’i hatırlamıyor, o darbeden sonra fişlenen kişi sayısı 1 milyon 683 bin. Tutuklanan kişi sayısı 640 bin. Verilen idam cezası 700 küsur, 50’si infaz edildi. Vatandaşlıktan çıkarılanların sayısı 14 bin. Yurtdışına kaçanların sayısı ise 30 bin...

 Yani?

Bu rakamlarla bugünkü rakamları ortaya koyduğunuzda, 1980’de yaşananlar çok daha vahim. Dolayısıyla bugün bazı önlemler, bazı uygulamalar aşırıymış gibi algılanabiliyor ama bu rakamları bildiğiniz zaman 15 Temmuz sonrası Türkiye’de yaşananların tehdit ve tehlike açısından çok daha ağır olduğunu görüyorsunuz. Olağanüstü dönemlerin olağanüstü önlemleri vardır ama bunu kalıcı kılmamak lazım. Bir süre sonra karşınızdaki insanlar bunu da kullanabilirler, çok dikkatli olmak lazım. Türkiye’nin haklı olduğu konuda haksız duruma düşmemesi gerektiğini düşünüyorum. 15 Temmuz’a ben “Darbe” değil, “Darbe ötesi” diyorum. Klasik hiçbir tanımlamaya sığmıyor. Başlangıçta belki biraz muammaydı ama o gece 00.30’dan sonra bunun kim tarafından organize edildiği ve yapıldığı belliydi. Ama önce o kayıp saatlerde ne olduğunun ortaya çıkarılması lazım.

Siz terör uzmanısınız, Başbuğ’un danışmanıydınız, şaşırdınız mı?

Beni tek şaşırtan, bu yapılanmanın TSK içinde bu derece yaygın olması oldu. Bakın ben 15 yıldır Harp Akademileri’nde, Silahlı Kuvvetler Akademileri’nde ders veriyorum. Şu anda TSK’da kurmay subay ve general rütbesine sahip olanların pek çoğu benim öğrencim.

Darbeci olarak tutuklananlardan tanıdıklarınız var mı?

Tabii var. Öğrencim olan pek çok general şu anda tutuklu. İnanın hiçbir emare yoktu. Ders bittikten sonra zaman zaman sohbet de ederdik. Bir anlamda beni de kandırmışlar. “Niçin algılayamadım, nasıl göremedim?” diye hem şaşırdım hem de kendimi suçladım. Gerçi özellikle Jandarma bünyesinde Fethullahçı yapılanma olduğunu duyuyorduk ama bu ölçülere varmış olabileceğini asla görmedik. Düşünsenize, zaman zaman bu insanlarla “Bu ülkeyi sizin benden fazla sevme hakkınız diye bir şey olamaz. Bu söyleminizden ben rencide oluyorum, bundan vazgeçin” diye sohbetlerimiz oluyordu. Öylesine vatansever gözüküyorlardı.

‘BU KADAR MI TECRÜBESIZDIK!’

Bir gün o kayıp saatlerde ne olacağını öğrenebilecek miyiz?

Demirel “Gökkubbede hiçbir şey gizli kalmaz” derdi. Sürece bakın, Kara Havacılık Okulu’ndan H.A. ihbar ediyor, MİT devreye giriyor, Genelkurmay’a haber veriliyor. Kuvvet komutanı ve iki numara incelemeye gidiyor. Belli ki çok ciddiye almış. Ama sonraki yaklaşım hiç de öyle değil, bunun çözülmesi lazım. Her ne yaşandıysa günü gelince ortaya çıkacak. Bundan 15 yıl önce Fethullah Gülen, televizyon kanallarında “Adliye Mülkiye ve Harbiye’yi ele geçirmemiz lazım, olması gerekenden fazla hızlı hareket etmeyin, koşmasanız da yerinizde zıplayın” diyordu. Fethullah Gülen’i devlet koruma polisiyle Amerika’ya gönderdi. Ya gereken önem verilmedi ya da hiç ihtimal verilmedi.

 Siz Genelkurmay Başkanı’nın danışmanıydınız... O da fark etmemiş...

Bakın benim bile tutuklananlar içerisinde çok yakından tanıdığım, herhangi bir olayda kendisiyle ilgili olumlu referans vermekte tereddüt etmeyeceğim isimler var. Bunu nereye koyacaksınız? Hakikaten kendimi suçluyorum. Bu kadar mı saftık? Bu kadar mı tecrübesizdik? Aldatılmaya bu kadar uygun bir yapı mıydık?

Kitabınızda “Türkiye yönetilemez bir duruma kayıyor, müdahele etmek lazım” tarzında başlayan ve yabancı kaynaklı bir sürü replik var. “12 Eylül’ü anlatıyorum” demeseniz “Bugünün romanı” diyebilirim, öylesine benzer olaylar....

Bu darbenin düzenleyicisi olduğu söylenen kişinin, Gülen’in profiline bakın. Gezici vaiz, öğrenimi belli. Dünyanın 160 küsur ülkesinde 2 binin üzerinde okul kurup tüm dünyada network oluşturacaksınız. Bu arada, okulların kurulduğu ülkelerin rejimleri de birbirlerinden çok farklı. Bu, işin planlayıcısı olarak görünen kişinin boyunu çok aşar. Bakın, dünyadaki her gizli servis böyle bir ilişki ağına dünya genelinde sahip olmak ister. O ülkelerdeki bakanların, komutanların, işadamlarının çocukları bu okullarda okuyor düşünsenize.

 “CIA” deniliyor, siz ne dersiniz?

Böyle bir fırsattan yararlanmak isterler mi? Evet. Yaratmak isterler mi? Elbette. Ben başlangıçta bu hareketin belki de gizli bir servis olmadan başladığını ama belli bir süre sonra gizli servisin tamamen kendi amaçları doğrultusunda yönettiğini, genişlettiğini ve finanse ettiğini düşünüyorum. Başka türlüsü mümkün değil.

‘PARMAKLA GÖSTERİLEN TEK YER ORASI’

Niye Türkiye’de bir darbe olsun istediler peki?

Aslında darbe yapmaya ihtiyaçları var mıydı? YAŞ’ta tasfiyelerin olacağı bilgisi işi hızlandırdı tabii. Kendilerini çok güçlü hissettikleri bir noktada, ellerindeki gücü kaybetmeden, kazanacaklarını da umarak böyle bir harekete giriştiler. Fethullahçıların cephesi böyle. Gelelim gizli servisçilere... Bazen görünenle gerçekler arasında farklar vardır. Gizli servis bir operasyon yaparsa sadece bir hedef yoktur, birden fazla hedefi vardır. Putin’in sözcüsü “Biz darbeyi Türkiye’ye bildirdik” dedi, arkasından Putin de doğruladı. Yani onlar istihbaratı alıp bildirmişler. Rusya’nın aradaki bütün gerginliğe rağmen hükümeti uyardığı bir girişimi, dost sandığımız bir ülkenin istihbaratının bilmemesi mümkün mü? Algılayıp da bilgi vermemişler.

CIA’dan bahsediyorsunuz...

Evet, zaten 15 Temmuz sonrası kamuoyunda da parmakla gösterilen tek yer orası, ABD ve onun istihbarat örgütü. Rusya, kuşkusuz sadece dostane duygularla uyarmadı Türkiye’yi, kendi çıkarları da söz konusu. Rusya, bu bilgiyi bizlerle paylaşarak amacına ulaştı mı? Bence ulaştı. Türkiye’de anti-Amerikan akımların güçlenmiş olması, Türkiye-Rusya yakınlaşması ve ABD ile sorunların daha çok konuşulur olması elbette Rusya’nın çıkarları doğrultusunda. Ha bu arada, Rusya son ana kadar bekleyip öyle uyarmıştır eminim. Gizli servislerin dünyasında duygu yoktur, amaca yönelik eylemsellik vardır sadece. Amaca ulaşmak için bir eğitim zayiatı verilmesi gerekiyorsa, verilir. Öyle okumak lazım.

 Peki 15 Temmuz’da Amerika’nın amacı neydi?

15 Temmuz Amerika’sının amacının Türkiye’yi bir kaosa sürüklemek olduğunu düşünmüyorum. Sayın Cumhurbaşkanı’mızdan kurtulmayı hedeflediler bence. Onlar açısından daha basit bir amaç olarak görülebilir tabii. Türkiye’nin Irak’laşması, Suriye’leşmesi şu aşamada bölgede Amerikan çıkarlarına çok da uygun değil. Açıklamaları vardı Cumhurbaşkanı’mız hakkında, kişilik ve davranış biçimi, söylem olarak “Öngörülemez” diyorlardı. Öngörülemez biriyle yola devam etmek istemediler ve bildikleri darbeyi ihbar etmediler. Sayın Cumhurbaşkanı’mızı tasfiye etmek istediler. Ama unutmayın, ABD her şeye kadir değil, oyun planlarını gerçekleştirecek diye bir şey yok. Irak’ta,Vietnam’da kaybetti. İstediği lideri işbaşına getirip beğenmediği lideri götürecek diye bir şey yok. Olmadı nitekim. Biraz özgüvenimizi kazanmamız lazım. 15 Temmuz bize bunu gösterdi, Türk insanı ne derse o olur!

‘TRUMP’LA PROBLEM YAŞANACAĞINI DÜŞÜNMÜYORUM’

Yeni ABD Başkanı Trump da öngörülebilir değil, bundan sonra ne olur?

Oradaki sistem değişmez, Başkan kim olursa olsun. Trump’ın öngörülemezliği Amerika’yı zorlamaz. Söylediklerinin yüzde 10’unu ancak gerçekleştirebilir diye düşünüyorum. Suriye konusu bence ilişkimiz için düğüm. Suriye politikasında ayrı düşeceğimiz muhakkak ama bizim başlangıçtaki o katı tavrımız da yok. Türkiye belki bölgede ihtiyaç duyulan ülke konumuna gelebilirse ve çıkarlarımız örtüşürse Trump ile çok ciddi problem yaşanacağını düşünmüyorum.

 Bütün bu üçgenin yanında Avrupa nerede?

Avrupa yok. Hiçbir zaman olmadı zaten. Ekonomik gücünü siyasi güç olmaya da kullanmadı, ona dönüştüremedi. Kendi içerisinde anlaşamayan ve çok ciddi problemler yaşayan bir yapı. Varlığı ve ne kadar devam edeceği belli olmayan bir kuruluşun bir siyasi güç odağı olup bu odağı çevresine ve küresel düzleme yansıtabilmesi mümkün değil. Avrupa 15 Temmuz’u göremedi, görmek de istememiş olabilir. AB’nin siyasi hayatı zaten Türkiye’ye yönelik hatalardan oluşuyor. En büyük hata, Annan Planı Kıbrıs’ta Türk tarafında kabul edilip Rum tarafında reddedilmiş olmasına rağmen, Güney Kıbrıs’ın adanın tümünü temsilen AB’ye tam üye yapılmasıdır. Avrupa da kendi içinde bunun çok büyük bir hata olduğunu kabul ediyor. Şu andaki tavırları da son derece yanlış. Siz Türkiye’yi iterek ve kendinizden uzaklaştırarak bir taraftan da demokratik standartların aynı anda yükseltilmesini savunamazsınız.

Siz eski Genelkurmay Başkanı’nın danışmanıydınız. Bugün Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar’ın danışmanı olsaydınız “Görevde kal” mı derdiniz, yoksa “İstifa et” mi?

Çok zor bir soru bu. Bu konuda bir şey söylemezdim. Bu koşullarda, en azından şu aşamada görevine devam ediyor olmasının, etmemesinden daha yararlı olduğunu değerlendiriyorum. Ayrılması halinde kendisinin de bu örgütle ilişkili olabileceğine dair söylentilerin önünü açmış olur. Böyle bir söylentinin TSK’ya verebileceği zararın boyutlarını düşündüğümüz zaman görevine devam etmesi daha rasyoneldir. Ayrıca bu olayı bire bir yaşayan ve fiziki birtakım olaylara maruz kalan bir askerin bu mücadeleyi daha iyi yürütebileceğine inanıyorum.

 Son soru, başka ülkelerin Cumhurbaşkanı’mızı hedef alması, istihbarat servislerinin ülkemizi yönetmeye kalkması... Ne hissediyorsunuz olan bitenler hakkında?

Çok üzülüyorum. Bir de açmazım var. Öngörülerim var, olumsuz sonuçları çıkacak, ama engellemek için hiçbir şey yapamıyorsunuz. İnsanın depresyona girmemesi mümkün değil. Keşke daha az şey bilseydim, kendimi analitik düşünmeye bu kadar yöneltmeseydim diye... Sümbül Dağı’nda çoban olmayı düşlediğim zamanlar var.

BALÇİÇEK İLTER/GAZETE HABERTÜRK


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300