Öne Çıkanlar
Son Dakika

1.1.8.8. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/103583 Sayılı (Akıncı) İddianamesi

Darbe Girişiminin ana karargahı konumunda bulunan Akıncılar Üssünde 15 Temmuz Gecesi yaşananlar Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturularak yargıya intikal ettirilmiştir. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosu tarafından düzenlenen İddianame, o gece işlenen suçları, bu suçların faillerini ve bunlarla FETÖ arasındaki örgütsel bağı açıkça ortaya koymaktadır. Özellikle, o geceye ilişkin Genelkurmay Başkanı Sayın Hulusi Akar’ın ve Özel Kuvvetler Komutanı Zekai Aksakallı’nın ifadeleri karanlıkta kalan birçok noktayı açığa çıkarmaktadır.

Ayrıca, tamamı avukatlar huzurunda alınan sanık ifadeleri de Örgütün, darbeye iştirak etmiş üyelerini nasıl küçük yaşlardan itibaren devşirip yetiştirerek kritik konumlara getirdiklerini, Örgütün kendi içinde nasıl bir hiyerarşi içinde gizlilikle hareket ettiğini, nasıl iletişim kurduklarını ve Örgütün iç işleyişine dair birçok noktayı açığa çıkarmaktadır. Bu yüzden burada hem Sayın Hulusi Akar’la Sayın Zekai Aksakallı’nın müşteki sıfatıyla verdikleri ifade hem de Örgüt mensuplarının itiraf niteliğindeki ifadelerinden bir kısım özetlenerek alıntılanacaktır.

Genelkurmay Başkanı Org. Hulusi AKAR 19.07.2016 tarihli ifadesinde şunları söylemiştir:

"Yaklaşık 1 yıldır Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı olarak görev yapmaktayım. Devletimizin bir süredir FETÖ/PDY terör örgütü ile yürüttüğü mücadele bizim de kurumsal olarak azami dikkat ve hassasiyetle içinde yer aldığımız bir mücadele olup bu yıl yapılacak Ağustos şurasında Silahlı Kuvvetler içerisindeki bu yapının alacağı ağır darbenin hazırlıkları yapılmaktaydı. şu an geldiğimiz noktada bu terör örgütünün bunu muhtemelen öngörerek hiç kimsenin belki de tahayyül edemeyeceği gözü dönüşlükle ve alçaklıkla sivil insanları katletme, TBMM'yi bombalama, kendi silah arkadaşlarına ve birliklerine taarruzda bulunma, Emniyet birimlerini bombalama gibi akıl almaz eylemlere girişip böyle bir darbe teşebbüsünde bulunduğunu düşünüyorum. Özellikle Güneydoğu'da bölücü terör örgütüne yönelik Emniyet, Valilikler, Siyaset kurumu, Adalet Teşkilatı, İstihbarat ve Silahlı Kuvvetler hepsi mükemmel bir koordinasyon ile büyük bir titizlikle Başarılı sonuçlar elde etmekte iken Türkiye Cumhuriyeti Hükümetine yönelik olarak tertiplenen bu alçak darbe teşebbüsü ile tarihimize kara bir leke sürülmüştür. Bu genel değerlendirmemin ardından olay gününe gelecek olursak; Kalkışmanın Başladığı 15/07/2016 günü saat 17:00 - 18:00 sıralarında ben makamımda çalışırken 2. Başkanım Yaşar GÜLER yanıma gelerek kendisine MİT'ten gelen bilgi ile bu akşam içerisinde Kara Havacılık Okulundan 3 helikopterin görevlendirilmesi ile bir faaliyet icra edileceği yönündeki istihbaratı bana iletti. Bu bilgi ile ilgili görüşmek üzere MİT'ten bir heyetin yolda olduğunu söyledi. Bilginin geldiği makam itibarıyla ciddiye aldık ben, Yaşar Paşa ve Kara Kuvvetleri Komutanı Salih Zeki ÇOLAK ile acilen alınacak tedbirleri tartışmaya başladık. Derhal ve öncelikle; karargâhımızdaki SKKHM ile görüşüp sadece Ankara hava sahasının değil tüm Türkiye hava sahasında bulunan askeri helikopter ve uçakları kapsadığını, dolayısıyla havada bulunan askeri uçak ve helikopterlerin üstlerine dönmesi, yeni kalkışlara da engel olunmasına ilişkin emrimi ilgili komutanlara verdim. 2.Başkan Yaşar GÜLER de bu emri Hava Kuvvetleri Komutanlığı Harekât Merkezine iletti ve bu Şekilde tüm askeri hava araçlarının uçuşlarının durdurulması emrimiz ulaştırılmış oldu. MİT’ten gelen bilginin teyidi ve netleştirilmesi bakımından ve bilgide belirtilen uçuş faaliyetinin somutlaşması ihtimaline binaen bu hususun açıklığa kavuşturulması için Kara Kuvvetleri Komutanına derhal gereken en hızlı ve etkili tedbir ile işin üzerine gidilmesi için emirlerimi verdim. Kurmay Başkanı, Merkez Komutanlığından ve Adli Müşavirlikten personeller alıp Kara Havacılık Okuluna derhal gitmesi, olayı tereddüde yer bırakmayacak Şekilde çözüp idari ve adli tedbirleri ivedi bir şekilde almasını talimatlandırdım. Gittiğinde de devamlı bilgi vermesini söyledim. Değerlendirmelerimizde gelen bilginin daha büyük bir planın parçası olabileceğini mütalaa ettik ve aldığımız bu tedbirlerle yetinmeyerek Ankara Garnizon Komutanı Korg. Metin GÜRAK'ı telefondan arayıp bizzat Etimesgut Zırhlı Birlikler Tümenine gitmesini, hiçbir tankın ve zırhlı aracın hiçbir sebeple birlik dışına çıkmasına müsaade edilmemesi yönünde tedbirler almasını emrettim. Bu Şekilde öncelikle tedbirleri aldıktan sonra toplantımız bitti. Ben çalışmalarıma makamımda devam ettim. Gelişmeleri de bir yandan takip ediyordum. Tam emin olmamakla birlikte muhtemelen saat 21:00' e doğru arkam kapıya dönük bir Şekilde yuvarlak toplantı masasında çalışırken kapı çaldı, ben "gir" dedim ve hatta "kimsin bu saatte" gibi bir şey de söyledim. Baktığımda Karargâhta görevli Proje Yönetim Daire Başkanı Tümgeneral Mehmet Dişli’nin geldiğini gördüm. Mehmet Dişli oturmakta olduğum masadaki sandalyelerden birine oturup heyecanlı ve geçmişte bildiğim ve alışık olduğum ruh halinden farklı bir tarzda "komutanım operasyon başlıyor, herkesi alacağız, taburlar, tugaylar yola çıktı, biraz sonra göreceksiniz" gibi şeyler söyledi. Ben ilk önce anlamlandıramadım, cümle içerisinde belki uçaklar demiş olabilir, ancak bunun bir kalkışma olarak ifade edebileceğim bir operasyon olduğunu anladım ve hiddetle "ne diyorsun ulan sen, ne operasyonu, sen manyak mısın, sakın ha" şeklinde bağırdım. Arkam kapıya dönük olduğu için kapının açık olup olmadığını fark etmedim. İkinci Başkanın nerede olduğunu, diğer komutanlarının nerede olduğunu sordum. Kendisi heyecanlanmayın, rahat olun, gelecekler gibi laflarla karşılık verdi. "Benim seninle bir başkası ile böyle işlerin içerisinde olanlar ile hiçbir işim olamaz, sen benimle ne biçim konuşuyorsun, kim bunlar, siz kimsiniz" gibi soruları sürekli hiddetle sıralıyordum. Haliyle çok öfkelenmiştim. Netice olarak gittikleri yolun yanlış olduğunu, büyük bir bataklığa battıklarını, cezasını çekeceklerini, hiç olmazsa bir erkeklik gösterip başkalarını bu işse bulaştırmadan ve ölüm kalım olmadan bu işi sonlandırmalarını, hemen giriştikleri bu girişimi durdurmalarını söyledim. Fakat ikna edemedim. Kendisi benim böyle hiddetli karşı çıkmama rağmen sinirlerine hakim olmaya çalışıyordu ve sakin görünerek "komutanım bu iş bitti ve herkes yola çıktı" anlamında şeyler söylüyordu. Bir ara Mehmet Dişli sanırım dışarıya doğru hareketlendi, bende gayri ihtiyari yönümü kapıya döndüğümde Serdar Yüzbaşı, Abdullah Astsubay ve Levent Yarbayı gördüm. Levent Türkkan Yarbay benim emir subayımdır. Astsubay Abdullah koruma timinden bir astsubaydır. Yüzbaşı Serdar'da emir subay yardımcısıdır. Ayrıca bunların dışında Özel Kuvvetler Komutanlığından olduğunu değerlendirdiğim ve tam teçhizatlı, eğitim kıyafeti giymiş, silahlı, miğferli personel dikkatimi çekti. Odanın içerisine hızla ve aniden girmeye kalkıştıklarını fark edince ayağa kalktım ve o esnada Levent Türkkan "komutanım otur, kalkma, sakin olun, zorluk çıkartmayın" şeklinde bağırdı. Beni birisi iterek sandalyeye oturmamı sağladı ve o esnada arkadan bir başkası elinde el havlusu tarzında bir şeyle hem ağzımı hem burnumu kapatarak nefes almamı engelledi. Bu esnada kolunu boğazıma doladı, sıktı, askeri kıyafete ait ip türü bir cisim boğazıma sürtünmesiyle, o anda nefes almakta güçlük çektiğim için debelenirken ve ellerimle burnumu açmaya çalışırken bir başkası plastik kelepçeyi bileklerime taktı. Benim bu şekilde direnmem üzerine burnumu açacak şekilde ağzımı kapattılar, bağırmamı engellemek istedikleri açıktı. Nefes alma düzenim yerine gelince birazcık sakinleştiğimi gördüler ve ağzımı kapattıkları havlu benzeri kumaşı çektiler. Bu mücadele sırasında kelepçenin bileklerime verdiği acı nedeniyle yeniden bağırmaya başladım. Çıkartmalarını söyledim ve hatta ayağa kalktım, o esnada Levent Türkkan'ın elinde tabanca ile "komutanım sakin olun, vururum, sıkarım " gibi şeyler söylediğini işittim. Hatta ben bir iki adım daha atıp kendisine "SIK ULAN" diye bağırdım. Gözlerinde sıkmakla sıkmamak arasındaki robotik tereddüdü gördüm. Bu arada elimi sıkan kelepçeleri açmalarını istedim ve tahminen Mehmet Dişli'nin onayıyla bir komando bıçağı çıkarttılar, kör bir bıçaktı ve askerlerden biri kelepçeyi kesmeye çalıştı, fakat bir süre daha açamadılar, hatta ben yine hiddetlendim, bağırdım. Tekrar ikinci kez uğraşıp kelepçeyi kestiler (…) Ve bir müddet sonra gidiyoruz deyip beni aldılar. Montumu, kepimi ve çantamı istedim, cep telefonum Emir Subayı odasında kaldı. Montumu ve kepimi sanırım elime verdiler. Çantayı kendileri getireceklerini söylediler. Kapıdan çıktığımda tam teçhizatlı kafasında çelik miğfer ve silahlı bir şekilde ürkütücü bir yüz ifadesi ile karşıma çıkan asker şahıs dikkatimi çekti. Sonradan, bu kişinin Kurmay Albay Fırat ALAKUŞ olduğunu öğrendim. Fuaye alanında ve katta tam teçhizatlı askerler tertibat almışlardı. Merdivenlerden beni indirdiler. Bir askerin önümde namlusu bana doğrultulmuş tam otomatik silah ile geri geri gitmesi dikkat çekiciydi. Yine bağırdım. Ne yapıyorsun lan diye sinirlendim. Dışarıya çıkardıklarında Atatürk heykelinin olduğu yerde bir helikopter bekliyordu. Helikoptere bindirdiler. Ben çantada gözlüğüm olduğunu söyleyerek birkaç kez tekrarladım. Fakat getirmediler. Helikopter havalandı. Nereye gittiğimizi söylemediler. Ben de sormadım. Helikopterdeki silahlı askerlerin namlusu üzerime dönüktü. Mehmet Dişli de helikopterde idi. Bir süre uçuştan sonra iniş yaptık. Nereye getirdiklerini sordum. Akıncı üssü olduğunu söylediler ve beni orada bir minibüse bindirerek bir binaya götürdüler. Binanın üs komutanlığı binası olduğu yazıyordu ve sivil kıyafetli, askeri kıyafetli pek çok kişi silahlı olarak bekliyordu. Üs komutanın odasına götürdüler ve Tümg. Kubilay Selçuk ayakta bekliyordu. Bir kanepeye oturttular. Bir ara Org. Akın Öztürk yanıma geldi, üzerinde tişört ve pantolon vardı. Tek başına benim yanıma gelmişti. Hem bu durum nedeniyle hem onu gördüğüm için çok şaşırdım ve burada ne yaptığını sordum. Bugün yanında eşi olduğu şekilde Kara Kuvvetleri Komutanı ile birlikle İzmir’den Komutanlığa ait bir uçakla geldiğini, üsteki lojmanda oturan kızının evinde iken Abidin Ünal’ın telefon ile araması üzerine üsten birilerinin uçaklar kaldırdığını ve bu hususa göz kulak olması gerektiğini belirttiği için buraya geldiğini anlattı. Hatta bu hususu söylediğini anlatmaya çalıştığını, ancak dinlemediklerini söyledi, ona da olayın başından beri konuştuklarımı söyledim. Tuğa. Ömer Harmancık ve Tuğg. Hakan Evrim’i gördüm. Yukarıda ilk kısımda söylediğim sözlerin benzerlerini, yaptıklarının yanlış olduğunu, akıllarını kaybettiklerini, bu devirde böyle bir şey olamayacağını bağırdım. Suriye’yi, Mısır’ı görmüyor musunuz? Bu tür olayların ülkemizi yıllarca ne kadar geriye götürdüğünü bilmiyor musunuz mealinde sözler sarf ettim. Hiç umurlarında olmadı. Ömer Harmancık elinde 2 yapraktan oluşan bir metni önce okudu ve ardından elinde bana uzatarak "komutanım siz şunu bir okuyun ve bunu imzalayıp TV’de okursanız her şey çok güzel olacak, herkesi alıyoruz, herkesi getiriyoruz" dedi. Şiddetle ve hiddetle reddettim "kendinizi ne zannediyorsunuz, siz kimsiniz, topladığınızı söylediğiniz ikinci Başkan, kuvvet komutanları nerede, bakanlar nerede, elinizde kim varsa getirin, sizin başınız kıçınız kim " diye bağırdım. Bunun üzerine Hakan EVRİM “dilerseniz sizi kanaat önderimiz Fethullah GÜLEN ile görüştürürüz” gibi bir şey söyledi. Ben kimse ile görüşmem diyerek tersledim. Ardından Akın Öztürk dışındakiler odayı terk ettiler. Üs komutanın odasına takriben 00:00'a doğru girdiğimizi düşünüyorum. Akın Öztürk Paşaya da aynı şeyleri söylüyordum. Bana kendisini dinlemedikleri gibi şeyler söylüyordu. Abdullah astsubay bir müddet daha oturduğum odada durdu. Hatırladığım kadarıyla, orada üs komutanının emir astsubayı olduğunu değerlendirdiğim bir şahıs vardı. Tutulduğum yerde belli bir süre daha geçmişti ki, TV kapandı. O arada yaptığınız ayıp, hiç olmazsa askeri hattan eşime haber vermek için telefon bağlamalarını istedim. Telefonla görüşüp eşime askeri hattan Akıncı üssünde olduğumu ve kendilerine iyi bakmalarını söyledim. Olayların sonunda anladım ki, eşim bu bilgiyi ilgililerle paylaşmış. TV 2-3 saat sonra açıldığında ekranda TBMM'nin, Emniyet binalarının bombalandığını yazıyordu, zaten sürekli uçak sesleri devam ediyordu. Sinirlendim bağırıp çağırmaya başladım, bunun üzerine geldiklerinde Ömer ölümü göze aldıklarını söyledi. Hepsi robot gibiydi adeta. Bir zaman sonra Mehmet Dişli tek başına yanıma uğradığında aynı şeyleri söyledim, ancak kendisini dinlemediklerini belirtti. Çoğunlukla Amiral Ömer Harmancık konuşuyordu. TV görüntülerinde Sayın Cumhurbaşkanımız ve Sayın Başbakanımız ile bazı bakanların beyanları, olaylardaki gelişmelerde halkın darbe teşebbüsüne canları pahasına direnişi, ilerleyen saatlerde bazı askerlerin teslim olmaları ya da vatandaş yahut polislerce kontrol altına alınmaları gibi gelişmeleri takip edince yanımda bulunan bu 4 kişinin genel görünüşleri, tavırları değişmeye başladı. Gözlerinde umutsuzluğu fark ettim, moralleri iyice bozulmaya başlamıştı (…) Öncelikle boğaz köprüsünden teslim olan tankçılara ilişkin görüntüler ancak çok daha önemlisi Sayın Cumhurbaşkanımızın Atatürk Havaalanında canlı yayında toplanan kalabalığa olan hitabı darbeci hainlerin bütün ümitlerini sanırım yok etti. Çünkü o andan sonra Ömer ve Hakan'ı bir daha görmedim. Bu noktada artık yapacakları bir şey de kalmadığını yine hem silahlı kuvvetlere hem Türk tarihine bundan büyük kötülük yapılamayacağını, battıklarını, hiç olmazsa gençleri düşünmelerini, masum insanları düşünmelerini, hava bombardımanım bitirilmesini, kara birliklerini kışlalarına döndürmelerini artık sesimin çıkabildiği en Şiddetli ton da ve hiddetlice suratlarına haykırıyordum. Karşımda Kubilay ve Mehmet'i hatırlıyorum. Sinmiş vaziyetteydiler. Hâlâ hiçbir yorum yapmıyorlardı. Ama gözlerinde korku ve endişe görülüyordu. Saat sanırım 08:30 - 09:00 sıraları olmuştu. Beni Başbakanımız yahut Cumhurbaşkanımız ile görüştürmelerini söyleyerek; teşebbüsü sona erdireceklerini, adalete teslim olacaklarını ve dışarıdaki tüm askeri unsurları kışlalarına çekeceklerini belirtirsem daha fazla zayiata meydan vermeden bu işi bitirmenin mümkün olacağını anlattım. Zira artık, üs dışarıdan bombalanıyordu. Giderek işin içinden çıkılmaz hale gelebilirdi. Kendileri bu noktada artık bir şey başaramayacaklarını sanırım gördüler ve sizi görüştüreceğiz dediler. Bir cep telefonu getirip Sayın Başbakan ile görüştürdüler. Durumu anlattım, telefonla konuşurken orada bulunan tüm bu hainlerin gözlerinin içine baka baka Sayın Başbakanımıza "hiçbir pazarlık söz konusu olamayacak, askeri savcı, cumhuriyet savcısı, polis ve inzibata teslim olacaklar" dedim, benzeri Şekilde MİT Müsteşarını aradım ve bilgi verdim. Akın ÖZTÜRK Paşa benim götürüleceğim anlaşılınca "komutanım ben de sizinle geleyim" diye söyledi. Ben pozisyonu itibarıyla ve gece boyunca şahsı ile yaşadığım izlenimler karşısında bunun uygun olmayacağını düşündüm ve "sen burada kal, kızının evi burada" dedim. Fakat sürekli ısrar ediyordu, onu üs binasında bırakıp çıktık. Araçla helikopter pistine gittik, orada pek çok helikopter vardı. Gelen giden hareketlilik gözlemledim. Birisi bir helikopteri işaret etti ve onu çalıştırdılar. Fakat üsten kalkan helikopterlere ateş edilebileceğini birisi söyleyince Genelkurmay Başkanının içerisinde olduğunun belirtilmesi gerekir gibi bir şey söylendi. Hatta ben Mehmet Dişli'ye "sen de kal" dediğim halde bu hususu belirterek ben telefon ile irtibat kuracağım dedi. Helikopter hareket ederken telefon ile bu durumu bir yerlere iletti. Helikopter havada iken de bir yerler ile de irtibat halindeydi. Sonuçta Çankaya Köşkündeki Başbakanlığa iniş yaptık. Başbakanlık Müsteşarı bizi karşıladı. Ben ve peşimde Mehmet Dişli geldi. Açıkçası arkamdan gelenleri kontrol etmedim. Başbakanlık binasına girdik, bu şekilde bende hürriyetime kavuştum. Müsteşar bey ile baş başa iken bana peşimden gelenin kim olduğunu sordu, ben yaşadığım olayları kısaca özetledim ve Mehmet Dişli’nin gözaltına alınmasının uygun olacağını değerlendirdim. Zaten bilahare gözaltı işlemi yapıldığını öğrendim. Olayların ardından karargâha ikinci Başkanım Org. Yaşar GÜLER benden önce gelmişti. Bana anlattığı bir gariplik ki makamınız da incelemelerinde tespit etmiş olabilir. Odamın gayet toplu ve düzenli olduğu hususudur. Oysa ben çalışmakta iken odadan an şiddet kullanılarak ve zorla götürülmüştüm. Makam ve dinlenme odasında masa, sehpa, etajer, üzerlerinde kitap, kırtasiye malzemeler, çikolata, yiyecek, içecek, gazete kupürleri, hediyelik eşyalar nedeniyle normalde kalabalık görünmesine rağmen çok sade ve düzenli bulunmuş. Ayrıca bazı eşyaların kaybolduğu, iki biblonun yerlerinin değiştirildiği anlaşılmıştır. Nitekim Sayın Devlet BAHÇELİ tarafından hediye edilen ve odamda hatıra maksatlı duran tabanca ve beni götürdüklerinde Emir Subayı odasında kaldığını düşündüğüm şahsi cep telefonum halen bulunamamıştır. Bu husus, bende makamın bir başkası için hazırlanmış olduğu kanaatini doğurmuştur (…) Bu darbe teşebbüsünü planlayanlar, uygulamaya koyanların bu örgüt mensupları olduğuna inanıyorum. Bu çılgınlığa girişmelerinde; Ağustos Şurasına ilişkin yaptığımız kapsamlı, ciddi ve titiz çalışmalarda bu örgütün büyük bir darbe yiyeceğini anlamasının en önemli etken olduğunu düşünüyorum. Ayrıca ikinci Başkanım ile beraber çevremizdeki personellerin bir kısmının bu örgüt ile bağlantılı oldukları hususunda şüphelerimiz gelişmişti, şurada çok ciddi adımlar atacaktık. Bunun dışında; bu terör örgütü ile ilgili yargıda devam eden soruşturma ve davalarda gelinen aşamalar Devletin tüm kurumlarının bu konuda aldığı mesafe de, gözü dönmüş bu hain teröristleri bu teşebbüse iten bir diğer sebeptir. Bu yapılanmanın içinde olan şahsıma, milletime, silah arkadaşlarıma, emniyet mensubu kardeşlerime, devletin kurumlarına, Türk tarihine, medeniyetimize bu derece zarar veren her bir kişiden ayrı ayrı şikâyetçiyim. Türk Silahlı Kuvvetlerinin, Şehitlerimizin ve gazilerimizin kanı ve teri pahasına büyük kahramanlık ve fedakârlıklarla kazandığı haklı itibarına bir günde kara bir leke süren bu hainlerin yaptıkları asla unutulmayacak ve inanıyorum ki hak ettikleri cezayı en ağır şekilde alacaklardır."

 

 

Özel Kuvvetler Komutanı Zekai AKSAKALLI beyanında şu ifadelerde buunmuştur;

“Ben Özel Kuvvetler Komutanlığında 2013 yılı Ağustos ayından itibaren Özel Kuvvetler Komutanı olarak görev yaparım. Ben komutan olarak göreve başladığımda Semih TERZİ grup komutanıydı. 2012 yılında Genelkurmay Başkanlığı Özel Sekreterliğinden Muharebe Arama Kurtarma (MAK) alay komutanı olarak tayin olmuş. 2015 yılı Ağustos ayından itibaren yurtiçi ve Irak'taki terörle mücadele ve Irak-Suriye faaliyetleri sebebiyle Ankara'da bulunamadım. 15 Temmuz 2016 günü 14:00'da Genelkurmay İkinci Başkanı Başkanlığında yapılacak yıllık "Terörle Mücadele" toplantısına katılmak için Özel Kuvvetler Komutanlığı kışlasından(Oğulbey/GölBaşı) öğlen sularında ayrıldım.Darbeci general Semih TERZİ öğleden önce babasının rahatsızlığını ifade ederek izin talebinde bulundu. O güne planlı Özel Kuvvetler kurye uçağından istifade ederek gelmesine müsaade ettim.Aynı gün saat 14:00 da Genelkurmay karargahındaki "Terörle Mücadele" toplantısı başladı. Tam saatini hatırlamamakla beraber saat 16.00-17.00 arasında Genelkurmay İkinci Başkanı Orgeneral Yaşar GÜLER'in önüne bir not bırakılması üzerine orgeneral YaŞar GÜLER toplantıdan ayrıldı. Toplantı devam ederken müteakiben toplantıya başkanlık eden Kara AR'a da bir not iletildi. O da toplantıdan ayrıldı. Bu olaydan sonra bende bir Şeyler olduğu Şüphesiyle, neler olduğunu anlamak maksadıyla toplantıya başkanlık eden Genelkurmay MEBS Başkanı Uğur Tarçın'dan müsaade alarak geri dönmek üzere toplantıdan ayrıldım. Komuta katında kimseyi bulamadım. Bu esnada komuta katı koridorunda bulunan bir personele Genelkurmay İkinci Başkanını sordum. Personelden Genelkurmay Başkanının yanında olduğunu, ayrıca MİT Müsteşarı veya MİT Müsteşar yardımcısının içerde olduğunu öğrendim. MİT Müsteşarı ve MİT'ten elemanların normal ziyaretleri de olurdu. Ancak bizim yaptığımız toplantıda komutanların önüne not gidip toplantıdan ayrılmaları ve MİT Müsteşarı yada MİT Müsteşar yardımcısının burada olması beni Şüphelendirdi. Normal birşeylerin olmadığını anladım. Aynı katta Mehmet PARTİGÖÇ ile karşılaştım. Partigöç'ün yüzü kıpkırmızı ve çok telaşlıydı. Ben kendisini görünce "hasta mısın neyin var?" şeklinde üstüne gittim. O da "iyiyim birşeyim yok dedi". Ben tekrardan toplantı salonuna gittim. Toplantı saat 19.00 gibi sona erdi. Genelkurmay İkinci Başkanı ile görüşmek üzere komuta katma çıktım. Yine komuta katında kimse yoktu. İkinci Başkanı Yaşar GÜLER Paşanın Genelkurmay Başkanının yanında olduğunu söylediler. Arkadaşımın kızının düğünü olması nedeniyle eşimin de beni araması neticesi karargahtan ayrıldım. Evime geçtim. Ben sürekli terörle yurtiçinde ve yurtdışmda mücadele ettiğim için düğün ve ailevi sosyal faaliyetlere katılamadım. Arkadaşım olan Tümgeneral ağır bir hastalık geçirdi halen tedavisi devam etmektedir. Hatırladığım kadarıyla kızının düğünüydü. Olaydan birgün önce de Genelkurmay Protokol Şubeden düğün için katılımcılar tarafından tertip edilen hediye çekinin benim tarafımdan takdim edileceği bildirildiği için, ben de düğüne katılacağımı bildirmiştim.Olay günü Genelkurmay karargahındaki toplantı esnasında hediye çekiyle ilgili durumun değiştiği hediye çekinin Kara Kuvvetleri Komutanı tarafından verileceği emir astsubayıma iletilmiş ancak toplantı sonunda Kara Kuvvetleri Komutanı düğüne gelemeyeceğinden hediye çekini tekrardan benim tarafımdan verileceği bildirilmiştir. 15 Temmuz 2016 saat 20.00'de Beştepe'de bulunan Gazi Orduevindeki düğüne gitmek üzere eşim ve araç şoförü Aykut YURTSEVEN ile sivil Megane makam aracıyla evden çıktım. 20.15 sularında salona ulaştım. Kara Kuvvetleri Komutanı koruma astsubayı Levent TAŞKIRAN tarafından Orduevi girişinde hediye çeki bana verildi. Masama vardığımda askeri protokol ve teamüllere uymayacak şekilde masamız en arkada, oturma planında sırtımız salona dönük vaziyetteydi. Masada tanımadığım 2 aile de vardı. Karşımda oturan MİT Sinyal İstihbarat Başkanlığında çalışan KurtuluŞ KORKMAZ oturuyordu. Beni tanımamazlıktan geldi. Ben kendisine "beyefendi ben sizi bir taraftan hatırlıyorum" dedim. Bu sözü söyleyince heyecanlanarak tedirgin oldu ve kendisini tanıttı. Son 4 yıldır benim bildiğim, orada emir astsubayıdır. Bu zaman zarfında çeşitli sebeplerle simaen kendisini tanırım. Bu gariplikler canımı sıktı. Hediye çekini verdikten sonra düğünden ayrılmaya karar verdik. 16-17 Temmuz tarihlerinde düğün sahibini aradım. Düğündeki oturma planını neden bu şekilde planladıklarını sordum. O da "ben sizi arkadaşlarınızın olduğu uygun bir masada planladığımı biliyorum fakat sonradan değiştirilmiş bilmiyorum" dedi. Beni oraya planlamadığını belirtti. Şoförümden daha sonra duyduğuna göre de önümüzü kesen Vito marka aracın otoparkta aracımız beklerken hemen yanında beklediğini öğrendim. Saat 21.30 sularında düğün salonundan çıkarken kapının önünde Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Galip MENDİ’yi gördüm. Kendisi bana takıldı. Elinde telefon bir yeri aramaya çalışıyordu. KonuŞtuğumuzda “Genelkurmaya ulaşamıyorum, herhalde siber saldırı mı var? Nedir?” Dedi. Sivil aracımıza binerek orduevinden ayrıldık. Orduevinden anayola çıkışa yaklaşık 30-40 metre kala yamaç olan yolda siyah renkli Mercedes Vito marka bir minibüs hızla yanımızdan geçerek ani frenle önümüzde durdu. Bizde ani fren yaparak Vitonun arkasında tampon tampona sarsıntılı bir şekilde durduk. Aynı zamanda arabanın soluna gri renkli bir binek araç yaklaştı. Vitodan inen sivil giyimli 2 (iki) kişi benim oturduğum sağ arka kapıya yaklaşarak camdan “bizimle geleceksiniz” dedi. Bu iki kişinin birinin elinde silah vardı, tabancayı bana doğrultmadı, yere doğru tutuyordu. Bu arada kapıyı açıp araçtan inmeye çalışan şoförüme “araçtan inme, kapıları kilitle” talimatı verdim. Camdan onlarla konuşurken kolumu çekiştiriyorlardı. Eşim yanımdan önüme atlayınca eşimin sol kolu yaralandı. Bunun üzerine "Şerefsizler durun geliyorum” dedim. Bu arada onlar durur gibi oldular. Sağ arka kapıyı açtım, inecek gibi yaptım, sağ ayağımla öndekine tekme atınca ikisi birden sendeledi. Bu arada geri viteste bekleyen şoförüm hızlı bir hareket ile kıskaçtan kurtuldu. İlerde kavşakta bekleyen üçüncü bir araç oldğunu fark ettim. O da yolu yarım kapatmıştı. O araçtan da sıyrılarak ana yoldan Çukurambar istikametine doğru ilerlerken kırmızı ışıkların yandığını ve gerisinde bir çok araç olduğunu gördüm. Yan yola atlayarak kırmızı ışığı by-pass ettik. Ortam karanlık olduğu için beni kaçırmaya çalışan bu araçların plakalarını alamadım ancak Vito'nun arkasında duran benim simaen elinde silah olduğunu gördüğüm kilolu şahsın önceden buraya benim engellememe rağmen atanan fakat henüz resmi katılış yapmayan Kurmay Albay Fatih Yarımbaş olduğunu eşim tam teşhis etmiş. Ben benzetmiştim çünkü arbede halindeydik. şuan şahıs tutukludur. Olaydan sonra aracımın tamponunda bir adet kurşun deliği olduğunu tespit ettik. Ayrıca Fatih Yarımbaş Akıncı'da yakalanarak tutuklanmıştır. Olayla ilgili ifadesinin alınıp alınamadığını bilemeyeceğim. Çukurambar bölgesine ulaştım. Burada Jandarma Genel Komutanı düğünde olduğu için aynı şeyler ona da olabilir diye aradım, ulaşamadım; Genelkurmay İkinci Başkanını iki defa aradım, ulaşamadım; Kara Kuvvetleri Komutanını aradım, ulaşamadım; Genelkurmay Başkanını aradım, ulaşamadım. Çukurambar‟dan Bahçeli kavşağını geçerek Kirazlıdere girişindeki polis noktasına ulaştım. Kendimi tanıtarak polislere kendim ile ilgili durumu anlattım. Kirazlıdere sapağına geçerek polis memurlarına buraya kimseyi almamalarını söyledim. Onlar da yardımcı oldular. Buradan Özel Kuvvetler Nöbetçi Amiri Yarbay Ümit KOÇAK’ı arayarak Özel Kuvvetler Komutanlığı Kışlasına gitmek için zırhlı araç ve koruma timini istedim. Kışla Nizamiyesinin her türlü giriş çıkışa kapatılması, emrim dışında general dâhil hiç kimsenin içeri alınmaması emrini verdim. Özel Kuvvetler Harekât Merkezini aradım. Vardiya amiri darbeci Yarbay Mehmet Ali ÇELİK tarafından; sıkıyönetim mesajı çekildiği iletildi. Darbeci ALBAY ÜMİT BAK’ın da yeni Kurmay Başkanı olduğunu söyledi. İfadelerinin saçma olduğunu, Ümit BAK‟ı telefona çağırmasını söyledim. Harekât Merkezinde olmadığını söyledi. Bu esnada Koruma Astsubayım Makbul ULUĞ beni arayarak durumumu öğrendi ve yanıma gelmek üzere hareket ettiğini iletti.Özel Kuvvetler Kurmay Başkanı Erdinç KOCAYANAK’ı arayıp durumun kritikliğini anlatarak kışlaya gitmeleri ve duruma el koymaları emrini verdim.Kurmay Albay Ömer Faruk BOZDEMİR ile telefon ile görüşerek, bütün güvendiği ve benim de isimlerini verdiğim dost bildiğimiz personeli yanına alarak birliğe gitmesi ve emir komutayı devralması emrini verdim. Saat:22.46’da Jandarma Asayiş Kolordu Komutanı Korgeneral İsmail Metin TEMEL tarafından arandım. “Sizin helikopter beni almaya gelmiş” dedi. Ben de “ne helikopteri komutanım? Sizin helikopteriniz yok mu?” şeklinde cevap verdim. Detay vermediği için anlattığı durumu sanki bizden(Silopi’den) bir helikopter isteği olmuş gibi algıladım. Durumu iyi olmayan eşimi bırakmak ve kıyafetlerimi değiştirmek üzere devlet mahallesindeki evime geldim. Burada Koruma Astsubayım Makbul ULUĞ ile buluştuk. Saat:22.54’te Adana Tümen Komutanı Tümgeneral Osman ERBAŞ aradı, durumu sordu. Durumu özetledim. İntikal halinde olduğunu söyledi. Kendi emniyetine dikkat etmesini ve İncirlik’in kritik olduğunu, oraya özellikle dikkat etmesi gerektiğini söyledim. Genelkurmay İkinci Başkanını tekrar aradım, ulaşamadım. Evimden, askeri telefondan Özel Kuvvetler Harekat Merkezini aradım. Vardiya amiri darbeci Yarbay Mehmet Ali ÇELİK ile görüştüm. Darbeci Yarbay Mehmet Ali ÇELİK’in Genelkurmaydan mesaj geldiğini, şahsımın Özel Kuvvetler Komutanı görevinden alınarak yerime darbeci General Semih TERZİ’nin atandığını ifade etmesi üzerine, görevden alınma mesajını bana okumasını istedim. Mesajı okuması üzerine mesajın geçerliliğinin olmadığını, Özel Kuvvetler Komutanının halen şahsım olduğunu, mesaja itibar etmemelerini, ettikleri takdirde hata yapmış olacaklarını ve bu hatanın bedelinin ağır olacağını ifade ettim. Buna benzer tehditkâr konuşmalar yaptım. Bu şekilde darbe yapıldığını anladım. Çünkü bu saate kadar televizyona bakmadım, zaten araçla seyir halindeydim. Bu esnada Özel Kuvvetler Harekat Merkezine gelen darbeci Albay Ümit Bak'ın telefonu alması üzerine bu yaptıkları hatadan derhal vazgeçmelerini, sonucunun çok ağır olacağını, bir an evvel normale dönmeleri emrini verdim. Darbeci Albay Ümit BAK da önündeki darbe mesaj emirlerini ifade ederek, bu emirlere uyacağını, artık benden emir almayacağını ısrarla, tehdidi ikazlarıma rağmen Semih TERZİ’nin emirlerine uyacağını söyledi. Konutumun bulunduğu bölgeden, uçakların alçak uçuş yapması ve Kara Harp Okulu tarafından helikopter sesleri gelmesi üzerine bir süre cam ve kapılardan uzak koridor bölgesinden irtibatları sağladım. Bu esnada aynı apartmanda ikamet ettiğimiz halen tutuklu bulunan Tümgeneral Halit GÜNBATAR ve eşi kapımızı çaldı. Kapıyı aralayan Koruma Astsubayım Makbul ULUĞ’a “neler oluyor? Herhangi bir yardıma ihtiyacınız var mı?” şeklinde sorular sordu. Makbul ULUĞ kendilerine şu an müsait olmadığımız, daha sonra görüşmemiz gerektiğini söyledi. Koridordan konuşmaları duymam üzerine defolun gidin diyerek gönderdim. Evimizin güvensiz olacağını düşünerek güvendiğimiz, o sırada Ankara dışında görevde olan bir general arkadaşın evine gitmeye ve eşimi oraya bırakmaya, bizi almaya gelecek zırhlı araç ve koruma timini orada beklemeye karar verdik. Saat 23.15 Sularında Genelkurmay Başkanı, Genelkurmay İkinci Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanına direk ulaşamamam üzerine, Koruma Astsubayım Makbul ULUĞ vasıtasıyla Kara Kuvvetleri Komutanı Koruma Astsubayı Teoman YILDIRIR’a ulaştık. Teoman YILDIRIR’dan Kara Kuvvetleri Komutanının Genelkurmay Karargâhı girişinde derdest edildiğini, bu esnada çıkan çatışmada Kara Kuvvetleri Koruma Astsubaylarından Bülent AYDIN’ın şehit olduğu, Kara Kuvvetleri Komutanı Koruma Müdürü Yüzbaşı Burak AKIN’ın da iki bacağından yaralandığını, Burak AKIN’a revirde müdahale edildiğini öğrendik. Burak AKIN ile telefon ile görüşerek durum hakkında bilgi aldım. Saat:23.35 sularında Selahattin/Irak bölgesinde görevli bulunan 3üncü Özel Kuvvet Tugay Komutanı Tuğgeneral Halil SOYSAL’ı aradım. Derhal Silopi’ye intikal ederek darbeci General Semih TERZİ’ nin sorumluluğunda olan Silopi Özel Kuvvetler Harekat Üssünde bulunan karargah ve birliklerin emir komutasını alması ve bu birliklerde kontrolü sağlaması, Silopi’de bulunan ve darbeye karışanları tutuklaması emrini verdim. O da gereğini yaptı. Saat:23.37 de Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Engin DİNÇ Bey tarafından arandım. Kendisine durumu özetledim. Kendisi de bana darbeye karşı her türlü yardıma hazır olduklarını söyledi. Saat:23.39 da Koruma Astsubayım Kamil IŞIN ve yolda buluştukları zırhlı araç ve koruma timi Spor Okulu nizamiyesine ulaştı. Kamil IŞIN’dan Spor Okulu nizamiyesinin Kara Harp Okulu’ndan gelen ve bir yüzbaşı komutasındaki 9- 10 kişilik bir grup tarafından tutulduğu, zırhlı araç ve koruma timinin geçişine müsaade etmedikleri bilgisini aldım. Kamil IŞIN’a nizamiyeyi açmasında emir vermek üzere telefonu yüzbaşıya götürmesini istedim. Yüzbaşının görüşmek istememesi üzerine yüzbaşı ve yanındakilerin darbeci olduklarının farkına vardım. Kamil IŞIN’a zırhlı aracı kullanarak nizamiyeden zorla geçmesi emrini verdim. Zırhlı aracın bariyeri geçememesi üzerine duruma müdahale etmek ve zırhlı araca Spor Okulu nizamiye bölgesinden binmeye karar verdim. Bu sırada Koruma Astsubayım Makbul ULUĞ’un ısrarlı bir şekilde nizamiye bölgesine yaya intikalin tehlikeli olabileceğini, zırhlı aracın yanımıza kadar gelmesini beklememizin daha uygun olacağını ifade etmesi üzerine zırhlı aracın gelmesini beklemeye karar verdik. Saat:23:45 te zırhlı araca nizamiye bölgesinde helikopterden füze ve top ile ateş edildi.  Koruma timinde bulunan Uzman Çavuş Osman GÜL, Koruma Astsubayım Kamil IŞIN ve darbeci olduğunu sonradan öğrendiğim ve darbeci Albay Ümit BAK tarafından kışladan çıkış esnasında son anda zırhlı araca bindirilen Üsteğmen Mustafa KOYUNCU yaralandı. Uzman Çavuş Osman GÜL’ün bacağı kasık bölgesinden koptu ve zırhlı araç kullanılamaz hale geldi.Milli İstihbarat Teşkilatından Kemal ESKİNTAN Bey ile karşılıklı durumları konuştuk. Özel Kuvvetler komutanlığı kışlasını darbecilerden temizlemek için gönderdiğimiz arkadaşlarımın tabancadan başka silahlarının olmadığını belirterek silah ve mühimmat talebinde bulundum. O da Cumhurbaşkanlığı Külliyesini korumaya yönelik faaliyette bulunduğunu, darbe girişiminin bastırılması için her türlü silah ve mühimmat yardımı yapabileceğini ifade etti. Semih TERZİ kışlaya intikal esnasında Ömer Faruk BOZDEMİR'i arayarak kışlaya gitmemesi evine dönmesi, emir ve komutanın Özel Kuvvetler Komutanı tarafından kendisine verildiği, ihtiyaç halinde Okul komutanına haber verileceğini bildirmiş. Ömer Faruk BOZDEMİR de beni aradı. Kendisine emniyette olduğumu ve görevimin devam ettiğini, Semih TERZİ'nin beyanını dikkate almamasını, emir komuta sende, Semih TERZİ darbeci şeklinde söylemde bulundum. Koruma Astsubayım Makbul ULUĞ’a, Ankara’ya intikal halinde olduğunu öğrendiğim Semih TERZİ’yi telefon ile aramasını söyledim. Aramada Semih TERZİ’nin Makbul ULUĞ’a “konuşmalarını anlamıyorum ama sen konuşmaya devam et, anlat anlat” tarzında alaycı cümlelerle cevap verdiğini öğrendim. İkinci kez arattığımda telefon ile ben görüşmeye çalıştım fakat Semih TERZİ “sesinizi duyamıyorum, anlaşılmıyor” gibi beyanlarla telefonu kapattı.Mit Müsteşarlığından Sadık ÜSTÜN Bey ile görüştük. Görüşmede medya ile iletişime geçebilmeme yardımcı olabileceğini söyledi. Saat:01.11 de TGRT Televizyonuna, saat:01.47 de NTV Televizyonuna canlı yayın bağlantısına geçtim. Durumu ve darbecilere karşı mücadele ettiğimiz beyan ettim. Müteakiben J. Asyş. Kor. K. Korg. İsmail Metin TEMEL, 8inci Kor. K. Korg. Yılmaz UYAR, 7inci Kor. K. İbrahim YILMAZ, 6ncı Tüm. K. Tümg. Osman ERBAŞ ’a NTV’nin telefon numaralarını vererek, darbeye karşı beyanda bulunmalarını talep ettim. Çünkü bu komutanların görev yerlerinin kritik olması sebebiyle bu şekilde hareket ettim. Ben bu açıklamaları yaptığım esnada kalkışmanın emir komuta zinciri içerisinde mi yoksa bunlardan ayrı bir grup tarafından mı yapıldığını bilmiyordum buna rağmen NTV'de Türk Silahlı Kuvvetlerinin emir komuta yapılanması dahilinde emir komuta zinciri içerisinde yapılamayacağını belirttim. Ayrıca Kara Kuvvetleri Komutanının derdest edildiğini öğrenmiştim. Diyarbakır 7. Kolordu Komutanı Kor. Gen. İbrahim YILMAZ ile telefonla görüştüm, durumlarının kritik olduğunu, Diyarbakır Hava Üssünün kontrol altına alınmasının önemli olduğunu, Diyarbakırda bulunan güvendiğim Tabur Komutanı Binbaşı Selçuk AKBEY'i yanında görevlendireceğimi, onunla bu işi yapabileceğini söyledim. Binbaşı Selçuk AKBEY'i kolordu komutanının yanına gönderdim. Saat:00.55 te Özel Kuvvetler Komutanı makamında koruma nöbetçiliği görevi yapan Kd. Bçvş. Ömer HALİSDEMİR ile Koruma Astsubayım Makbul ULUĞ vasıtası ile irtibata geçerek Özel Kuvvetler Karargâhı içerisinde darbecilerin başı olan darbeci Albay Ümit BAK ve darbeci Yarbay Mehmet Ali ÇELİK’in ne yaptıklarını takip etmesi ve fırsat bulursa etkisiz hale getirmesi talimatını verdim. Müteakiben Ömer HALİSDEMİR tarafından yaptığı keşif sonucunda darbeci Albay Ümit BAK’ın odasında bulunduğu ve kapısında silahlı darbecilerin olduğu bilgisi bize iletildi. Durumun takibi ile ilgili Ömer HALİSDEMİR ile 8 defa görüştük. Ömer HALİSDEMİR’e fırsatını bulması halinde Albay Ümit BAK'ı öldürmesi için talimat verdim. Yaklaşık 3 yıldır Ömer HALİSDEMİR benim koruma astsubayım olarak görev yapıyordu. Güvendiğim kişilerden seçtiğim arkadaşlarım sırayla, ben burada olduğum zaman bana refakat ve eşlik ederlerdi. Ömer HALİSDEMİR güvendiğim bir askerdi. Son görüşmemizde ona Semih TERZİ'nin hain olduğunu, darbeci olduğunu, vatanımız ve milletimiz adına onu vurması emrini verdim. Bunun sonunda şahadet olduğunu söyledim, hakkını helal etmesini istedim. O da sonuna kadar helal olsun, başüstüne komutanım dedi, helalleştik. Ömer HALİSDEMİR 96-97 yılında mesleğe uzman çavuş olarak benim yanımda başladı. Tunceli-Bingöl bölgesindeki operasyonlara birlikte katılmıştık, uzun süredir de birlikte çalışıyorduk. Astsubay olması için ben kendisini teşvik etmiŞtim. Astsubaylık sınavlarına Ömer ve 8-9 kişiyi ben sınava götürmüştüm.

 

 

Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tümgeneral Musa ÇİTİL ile görüştüm. Darbe girişimine Diyarbakır’da alınacak tedbirler hususunda görüştük. Eskişehir Birleştirilmiş Hava Harekat Merkezi Komutanlığında görevli Tuğgeneral Recep Ünal ile görüştüm. "Uçaklara engel olun, uçakları indirin, ülkeyi felakete götürüyorsunuz" benzeri konuşmalar yaptık. O da "ben engel olamıyorum, elimden hiçbir şey gelmiyor" dedi. Saat:02.16 da darbeci General Semih TERZİ’nin Astsubay Ömer HALİSDEMİR tarafından vurulduğunu ve helikopter ile GATA’ya götürüldüğünü öğrendim. GATA komutanı Korgeneral Ömer PAÇ’ın Ankara’da olmadığını söylemesi üzerine, GATA Kurmay Başkanı ile irtibata geçerek Semih TERZİ ve refakatinde giden darbecilerin başta Fatih ŞAHİN olmak üzere tutuklanması talimatını verdim. Silopi’deki ÖKHÜ Karargahında bulunan görevlilerden Astsubay Cevdet ERDEMİR’in bizimle irtibata geçerek ÖKHÜ Karargahı/Silopi deki durumları iletmesi üzerine, darbeci general Semih TERZİ tarafından ÖKHÜ/Silopi karargahını kontrol altında tutması için bırakılan Kurmay Başkanı Celal KOCA’yı, Tuğgeneral Halil SOYSAL gelip emir komutayı devralana kadar takip etmesi, gerekirse etkisiz hale getirmesi talimatını verdim. Hirfanlı’da eğitim görevinde bulunan 37nci Öz. Kuv.Tb. personelinin silah ve teçhizatı ile birlikte süratle Ankara’ya gelmesi ve Albay Ömer Faruk BOZDEMİR’in emrine girerek Özel Kuvvetler Kışlasının darbecilerden temizlenmesini desteklemesi talimatı verdim. Genelkurmay İstihbarat Başkanı Mustafa ÖZSOY beni aradı. Nerede olduğumu, yerimi bildirmemi ve bana yardım edebileceğini söyledi. Kendisine “benim ne durumda olduğumu kimse bilmezken siz nereden biliyorsunuz” dedim ve telefonu kapattım. Mustafa ÖZSOY ile konuşmam 23.00-24.00 saatleri arasındaydı. Telefon görüşme saatlerini tam inceleyemedim. Normalde Mustafa ÖZSOY ile samimiyetimiz yoktu daha doğrusu olumsuz bir diyalogumuz vardır. Arama saati, benim kaçırılmaya çalışılma saatimden daha sonradır. Benim nerede olduğumu, yer bildirmemi ve bana yardım edebileceğini söylemesi bende şüphe uyandırdı. şuan kendisi tutukludur. Genelkurmay Genel Plan ve Prensipler Başkanı Salih ULUSOY beni aradı, ısrarla nerede olduğumu, yanıma gelmek istediğini belirterek yerimi öğrenme konusunda ısrarcı oldu. Ben de talebini kabul etmeyerek telefonu kapattım. Bu telefon görüşmesi Mustafa ÖZSOY ile görüşmemden sonra oldu. Salih ULUSOY ısrarla nerede olduğumu yanıma gelip bana yardım edeceğini söyleyerek yerimi öğrenme konusunda ısrarcı olunca ben de başka birisinin evinde olduğumu belirtip, buraya biz sığmıyoruz siz ne yapacaksınız diyerek geçiştirdim. Salih ULUSOY da tutukludur ancak pozisyonunu bilmiyorum. Hatırladığım kadarıyla bu konuşmalar gece 24 sularıdır. Ben televizyonda açıklama yaptıktan sonra Başbakanımızla görüştüm. Ben mi onu aradım o mu beni aradı şuan hatırlamıyorum. Sadece vatandaşın sokağa çıkartılması hususunda konuşmamız geçti. İçişleri Bakanımızla Ankara'da darbecilere karşı yapılacak operasyonlarla ilgili koordine ve yetki hususunda konuştuk. Darbeci General Semih TERZİ ve Darbeci Tabur Komutanı Fatih ŞAHİN ile Diyarbakır’ dan Ankara’ya intikal eden Yüzbaşı Ahmet Kemal YILMAZ, timi ile beraber durumu fark ederek Etimesgut Özel Hava Alayı Kışlasında darbeci ekipten ayrılıp Özel Hava Alay Komutanlığından bizim ile irtibata geçti. Emirlerimiz doğrultusunda Özel Hava Alay Komutanlığındaki darbeci Albay Ahmet BALABAN ve diğer yandaşlarının tutuklanması emrini verdim. O da yerine getirdi.Gece birçok kez Mit Müsteşarı Hakan FİDAN Bey ile görüştük. Durum ile ilgili bildiklerimi aktardım. Önceden tahmin ettiğimiz FETÖ’cü generallerin isimlerini paylaştık. Genelkurmay Karargâhının darbeciler tarafından kontrol altında olması sebebiyle ortak karargâhın Özel Kuvvetler Komutanlığı Karargahı olup olamayacağını sordu. Ben de Özel Kuvvetler Karargahının da FETÖ’cülerin kontrolünde olduğunu, ele geçirildikten sonra böyle bir karargahın Özel Kuvvetler Komutanlığında oluşturulabileceğini görüştük. Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanı Yıldırım GÜVENÇ tarafından arandım. Kendisinin Orgeneral Ümit DÜNDAR tarafından arandığını ve Ankara’daki darbeye karşı yapılacak operasyonların sorumluluğunun kendisine verildiğini iletti. Ankara’da yapılacak faaliyetleri koordine edebileceğimizi söyledi. Olaylar başladığı sırada GATA'da yaralı olarak tedavi gören Yarbay Yakup Kutman'a refakat etmek için bulunna 11'inci Öz. Kuv. Tb. K. P. Yb. Erkan TOKGÖZ bizimle irtibata geçerek GATA'da olduğunu bildirdi. Semih Terzi'yi GATA'ya helikopter ile götüren Fatih ŞAHİN ve bu bölgede bulunan 3 darbeciyi tutuklaması emrini verdim. O da bu görevi yerine getirdi. Çankaya Köşkü Muhafız Tb. K. Bnb. İlker, Koruma Astsubayım Makbul ULUĞ’un telefonu vasıtası ile beni arayarak, Muhafız A.K.Lığı pistinde başlarında bir albayın bulunduğu 25 kişilik silahlı bir grup olduğunu söyledi ve yardım talebinde bulundu. Silahlı gruptaki albay ile telefon ile görüşmek istedim, ancak albay telefona gelmedi, bunun üzerine İlker BinBaşı’ya güvendiği erbaş ve erlerle toplanması, mevzilenmesi, önce silahlı grubu ikaz etmesi ve müteakiben ateş etmesi emrini verdim. Bunun üzerine İlker Binbaşı’nın gruba yönelik ikazı üzerine 27nci Öz.Kuv.Tb.K.Lığında görev yapan Selçuk MORGÖZ teslim oldu, diğer darbeci grup, çağırdıkları helikopterler ile saat 08:317de bölgeden ayırdı. Koruma/Emir Asb.larım ile beraber MİT te görevli Kemal ESKİNTAN Bey tarafından sağlanan zırhlı araç ile kışlaya geldim ve faaliyetlerin kontrolü maksadıyla emir ve talimatları verdim; sürekli olarak Gnkur.BŞk.Org.Hulusi AKAR ve Emniyet Gn.Md.Lüğü İsth. D. Başkanı Engin DİNÇ ile görüşmelerimi sürdürdüm.Genelkurmayda bulunan darbe karşıtı koruma personeline bir grup oluşturmaları ve darbecileri etkisiz hale getirmeleri talimatı verdim. Daha sonra benimle irtibata geçen Genelkurmay Başkanımızdan “uzlaşma yoluyla darbecilerin teslim alınmalarının sağlanması” emrini aldım, darbecilerin teslim alınması hususunda Albay Oğuz TOZAK'ı görevlendirdim. Cumhuriyet Savcısı Tekin KÜÇÜK ile birlikte bu işi organize ettik. Değişik zamanlarda Akıncı Üssünde alıkonulan Gnkur. II‟nci Bşk. ile fırsat bulduğumuz zamanlarda görüştüm, gelişmeler hakkında bilgi verdim, rehinelerin tutuldukları yer ile ilgili bilgiler ve kendilerinin kurtarılması yönünde operasyon talimatı aldım. Müteakiben Tuğg.Oğuz TOZAK komutasındaki Öz.Kuv. Personelini Gnkur. Bşk. lığındaki darbeci grubun kontrolünü sağlaması maksadıyla Gnkur. Bşk.lığına gönderdim. Ayrıca P. Alb. Murat Yiğit ve 37inci Öz. Kuv. Tb. personelini (16 personel), Polis Özel Harekat ile müşterek, K.K.K, Gnkur. II'nci Bşk. ve diğer rehin personelin kurtarılması ve Akıncı Üssünün kontrolünün sağlanması maksadıyla görevlendirdim. Müzakereler sırasında P.Alb. Murat Yiğit ve 37inci Öz. Kuv. Tb'da görevli Asb. Kd. BçvŞ. Nurettin AYDIN tarafından rehine personel darbecilerden sırasıyla alındı. İlk olarak Cumhurbaşkanlığı genel sekreteri Fatih Kasırga, müteakiben Gnkur. II'nci Bşk. Org. Yaşar Güler, Hv. K.K Org. Abidin Ünal, Org. Akın Öztürk, Korg. Uğur Tarçın, Korg. Metin Gürak, Tuğg. Ertuğrulgazi Özkürkçü, Kog. Fikret Erbilgin, Alb. Ümit Tatan ve diğer rehine personel emniyetli bölgeye çekildi. 16 Temmuz 2016'da Genelkurmay Başkanı beni aradı. Kendisinin Çankaya Başbakanlık köşkünde olduğunu söyledi ve yanına çağırdı. Sonrasında Çankaya köşküne giderek Genelkurmay Başkanımızı oradan aldık. Konut bölgesine geldik. Oraya Kuvvet Komutanları da geldi. Orada Tümgeneral Mehmet Dişli'nin olmadığını fark ettim. Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Engin DİNÇ Beyi arayarak Mehmet Dişli'nin yakalanmasını konuştuk.

2008 yılında ben Kara Kuvvetleri İç Güvenlik Şube Müdürü iken Semih TERZİ'yi Kara Kuvvetleri Komutanının Özel Kalem Müdürü olarak tanıyordum. Daha sonra Özel Kuvvetlerde birlikte çalıŞtım. Ben 2015 Ağustos öncesinde Özel Kuvvetlerde görevli Tuğg. Semih TERZİ, Tuğg. Mehmet Nuri Başol ve Tuğg. Mehmet Cengiz DOĞAN'ın görevden alınması için teklifte bulundum. Semih TERZİ dışındakiler görevden alındı. Ancak Semih'i görevden almadılar. 2015-2016 yıllarında Semih TERZİ'nin buradaki görevden alınması için 2 defa teklifte bulundum. Ancak görevden alınmadı. Semih TERZİ'ye olumsuz sicil ve olumsuz kanaat yazdım. Hatta 5-6 ay önce kendisine Silopi'de "dilekçeni yaz bu birlikten defol git" dedim. Ben Semih TERZİ'nin Fetöcü olduğunu tahmin ediyordum. Buna yönelik şüphelerim vardı aynı zamanda da görevinde çok yetersizdi. Semih TEZİ'nin eŞi Nazire TERZİ darbeden 1 hafta önce benim eşimi aramış eşinin anne babasının rahatsız olduğunu, oğullarını çok özlediklerini söylemiş bu durumu ben eşimden öğrendim. Eşim tam detayını hatırlayamadı. Semih TERZİ'nin Ankara'ya gelmesini isteyip istemediğini hatırlayamadığını söyledi. Ancak darbeden 1 gün önce Semih TERZİ'nin eşi Nazire yine eşimi aramış ve eşinin anne babasının çocuklarını çok özlediğini, son bir kez çocuklarını görmek istediğini beyan etmiş. Eşi Semih TERZİ'nin Ankara'ya gelmesi için bu şekilde yol yapmış. Olay günü öğleden önce sabah saatlerinde Semih TERZİ beni telefonla aradı hatırladığım kadarıyla babasının hasta olduğunu, durumunun çok iyi olmadığını, mutlaka gelmesinin gerektiğini söyledi, benden izin istedi. Bizim o gün kurye uçağı planlı olduğu için ondan istifade ederek gelmesini söyledim. Kurye uçağının hareketi akşam saatidir çünkü güvenlik nedeniyle akşam uçuşu planlama yapılır. Irak'ta görev yapan birliklerin planlı görev değişimine denk gelen bir uçuştur. Ancak Semih TERZİ bu durumu kendine göre ayarlamış. Uçağın normalde Cizre'ye gitmesi gerekirken Diyarbakır'da durdurmuş, kendisi Silopi'den helikopterle Diyarbakır'a geçmiş, Diyarbakır'da bulunan kendisi gibi darbeci olan Fatih ŞAHİN ve taburunu alarak Ankara'ya hareket etmiştir.

 

 

Yukarıda bahsettiklerime ek olarak 2013 Ağustos ayından bu yana birliğimdeki ve Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki FETÖ yapılanması ile ilgili büyük bir mücadele vermeye başladık. Ancak hiçbir kural tanımayan, teamüllere uymayan atamalarla karşı karşıya kalıyorduk. Özel Kuvvetlere yapılan kurmay albay atamaları bunun son örneğiydi. Ben Kilis'de görevdeyken Kara Kuvvetleri Personel Başkanı Şevki GENÇTÜRK beni arayarak "bizim planlamalarımızın dışında Fetöcü olarak bildiğimiz Kurmay Albay Fırat ALAKUŞ ile Kurmay Albay Fatih YARIMBAŞ'ın Özel Kuvvetler Komutanlığına Grup Komutanı olarak atamaya çalıştıklarını, kendisinin buna engel olamadığını, Genelkurmay'ın planladığını" söyledi. Ben de Kilis'ten Genelkurmay Personel Başkanı Kor.Gn. İlhan TALU'yu arayarak çok büyük yanlış yaptığını, bu yaptığının hiçbir usûl ve kurallara uymadığını, bunların Fetöcü olduğunu, devlete büyük zarar vereceklerini kendisine şiddetli bir şekilde ikaz ettim. Bu ikazlarımıza rağmen atamalar onların istediği gibi gerçekleşti ve bu iki kurmay albayın ataması Özel Kuvvetler Komutanlığına yapıldı. Ayrıca Nisan veya Mayıs 2016'da Kilis'e geldiğimde MİT Müsteşarı ile bu konuyu görüştük. Ben NTV'de ve TGRT'de darbe teşebbüsünü gerçekleştiren kişilerin FETÖ/PDY mensupları tarafından yapıldığını söylemiştim. Söylediğim gibi bu darbeyi emperyalist güçlerin uşağı FETÖ/PDY terör örgütüne mensup, Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki yapı tarafından gerçekleştirildiğinden eminim.”

Müslim MACİT (Cumhurbaşkanlığı Külliyesini bombalayan pilot) :  

“Pilot üsteğmen olduğunu, Lise ve Üniversite yıllarında cemaate bağlı kişilerle görüştüğünü, bu kişilerden ders aldığını, bu kişilerin yönlendirmesi ile cemaat evlerinde kalıp Askeri Liseleri tercih ettiğini, cemaat evlerinde kitap okuyup sohbet edip Fethullah GÜLEN'in vaazlarını dinlediklerini, okulu bitirdikten sonra da aynı yapıya mensup cemaat üyeleri ile ev kiralayıp kaldıklarını, maaşının %15’ini himmet olarak terör örgütü üyesi şüpheliye elden verdiğini, şüphelilerle değişik adreslerde buluşup görüştüklerini, görüştüğü kişilerin kod ismi kullandığını, 2015 yılı Aralık ayında kurmaylık sınavına örgüt mensuplarının çok çalışın diyerek bir hafta öncesinde Barıştepe Mah. Mehtap Caddesinde yer alan Keçiören'deki bir evde Selim kod adlı bir şahsın, Abdullah ile birlikte kendisine yemin ettirerek bir SD kartı ve çok uzun şifreli yazılı bir kağıt verip bu sorulara çalışın dediğini, bu şahsın verdiği bütün soruların sınavda çıktığını ve 88 puan aldığını, sınav sorularının bulunduğu SD kartlarını çalıştıktan sonra Mehmet AYAN'a geri verdiğini, 17-25 Aralık'tan sonra AKP aleyhine konuşulup hükümetin yolsuzluk yaptığına dair tapeleri bilgisayardan kendilerine dinlettiklerini, bu CD lerin şifreli olduğunu, kız arkadaşından ayrılmasının istendiğini, F16 pilotu olması için yönlendirildiğini,

 

 

30/09/2016 tarihli anlatımında ise; dışarıda televizyon izlediğinde haberlerde kendisinin attığı bomba ile insanların öldüğünü öğrendiğini ve bunu kimseye söyleyemediğini, liseden itibaren Fethullah Gülen cemaatine katıldığını, 2005 yılında hava harp okuluna kayıt yaptırdığını, Mustafa isimli şahsın iki hafta da bir İstanbul’a gelip değişik adreslerde kendisi ile buluştuğunu, tamamen Kuran, çevşen, kitap okuyup Fethullah Gülen'in vaazlarını seyrettiklerini, Mustafa ile cemaat evlerinde ve arkadaşlarının evlerinde buluştuklarını, ikinci sınıf boyunca Fatih isimli şahısla Kuran okuma, namaz kılma, Fethullah Gülen kasetlerini izleme gibi faaliyetleri sürdürdüklerini, üçüncü sınıfta kendisini Halil İbrahim isimli abiye devrettiklerini, üç ve dördüncü sınıfın bu şekilde devam ettiğini, okuldan mezun olunca cemaat üyesi abilerden olan Yavuz isimli şahısla irtibat kurduğunu, daha sonra maaşının yüzde 15'ini himmet olarak cemaate verdiğini, akabinde Konya'ya geçtiklerini 9 ay kadar burada kaldıklarını, Konya'daki abilerinin isminin Yusuf olduğunu, bunun da kendilerine namaz kıldırıp vaaz dinlettiğini, toplandıktan sonra ayrılmadan önce bir sonraki toplantının nerede yapılacağını kararlaştırdıklarını, telefon ile görüşmediklerini, kendilerine verilen bir telefon numarasını ezberde tuttuklarını tedbir amaçlı olarak bu numaranın yazılmadığını, namazı ima ile kıldıklarını, 17 Aralıktan sonra cemaatin AK Partiyi daha çok konuşmaya başladığını, daha sonra akademi sınavlarına katıldıklarını, burada Mahmut kod isimli Mehmet Ayan ile tanıştıklarını, Mahmut’un ismini bilmediği bir abisiyle gelerek kimseye söylemeyeceklerine dair yemin ettirmek suretiyle bir SD kart verdiğini, bu belgede sınav sorularının bulunduğunu, buna çalıştıklarını ve sınavda bu soruların aynen çıktığını, 88 veya 90 civarında not aldığını, kendisine soruların hepsini çözme 88 veya 90 alacak şekilde yap demeleri sebebiyle test sınavında 10-12 yanlış yaparak bunu ayarladıklarını, bu yaptığından rahatsız olduğunu ve niçin soruları verdiniz dediğinde sizin davanız kutsal, sizlerden birisinin orda olması gerekiyor dediklerini,

Darbe eyleminden bir gün önce gece uçuşundan inince cep telefonuna gelen mesaj üzerine Adem Kırcı ve Mehmet Çetin Kaplan ile birlikte Mehmet Fatih Çavur'un lojmandaki evine 00:00 gibi perşembeyi cumaya bağlayan gece gittiklerini, Çavur’un yarın üste çok farklı bir harekat olacak, üs kalabalık olacak, merkez burası olacak, dışarıdan asker olarak katılacak birlikler de olacak, katılmak ister misiniz, siz bugüne kadar bunlar için yetiştirildiniz, verdiğimiz emeğin karşılığını ödeyeceksiniz, ben bugüne kadar savaşvari günler olmasını bekliyordum, vatan için bunu yapmamız gerekiyor, bunu bilen 5 kişi var bugün de siz öğrendiniz, üs komutanın da haberi yok, harekat gizli olacak kimseye söylemeyin, ülkenin halini görüyorsunuz, bu harekatı yapmak zorundayız, ben sizin evlere gidip gelmenizi biliyorum dediğini, bu konuşma sebebiyle Çavur Binbaşının kendilerinin daha önceden cemaat evlerine gidip geldiği bilgisine sahip olduğunu anladığını, Çavur Binbaşının bizi evine çağırıp gece yarısı bu konuşmayı yapmasından Çavur Binbaşının da cemaat üyesi olduğu kanaatini kendisinde uyandırdığını, zira konuşmaların bir mensubiyet ve güven ilişkisini kapsadığını, cemaate bağlı hiç kimsenin ben cemaat üyesiyim demeyeceğini, Çavur Binbaşı konuşmasında ayrıca; önceden orduda cuma partileri düzenlenip öğleden sonra alkol alındığını içmeyenlere zorla alkol ikram edilip içirildiğini ayrıca evde veya odada yalnız kalındığında bayan gönderilerek bu bayanla cinsel ilişkiye girip girmediğinin test edildiğini, o günlerden bu günlere gelindiğini söylediğini, Çavur Binbaşının konuşmasından cemaatin ordunun ahlaki yapısının düzelmesinde katkısı olduğu yönünde kendilerine söylemde bulunduğunu anladığını, Çavur'un evinden ayrıldıklarında kendi aralarında  eve giderken bu konuşulanlara pek bir anlam veremediklerini, darbe mi olacağı, Suriye ile savaş mı olacağını yoksa terörle mücadele harekatı mı olacağını anlamlandıramadıklarını, darbe günü saat 18.00 gibi Karakuş Yarbayın toplantı için kendilerini beklediği yönünde haber geldiğini, deskin karşısındaki gazinoda toplandıklarını, Karakuş Yarbayın burada bugün çok gizli bir harekat yapılacak. Terörle Mücadelede Cevdet Türkeli gibi çok tecrübeli arkadaşlarınız var. ancak onları çağırmadık. Bu sefer de böyle denenecek. Biz buraya 3 kez dahi uçsak itiraz etmeyecek pilotları çağırdık. dediğini, daha ayrıntılı brifingin ilerleyen vakitlerde yapılacağını söylemesi üzerine dağıldıklarını, bir müddet geçtikten sonra uçucular toplansın diye bir talimat geldiğini, brifing salonunda toplandıklarını ilk önce Hasan Hüsnü Balıkçı konuştu bizim isim listemiz var hepsi ellerinde, hepimiz bu listedeyiz, bazı generallerden alınmaya başlandı, sonra tek tek bize gelecek. Bu işi bugün yapmamız gerekiyor. Onlardan önce davranmamız gerekiyor dediğini, bu konuşmalardan hizmet hareketinin hükümet tarafından hedef alındığını, ordudan atılacaklarını, cemaatçi olan arkadaşlarının da buna karşı koymaya çalıştıklarını, kendisinin de oraya çağırılanlar gibi cemaatten olduğu için çağırıldığını düşündüğünü,

 

 

Darbenin ilerleyen saatlerinde 143 ün desk bölgesinde bulunduğunu, Kaygusuz’un emir aldığı kişilerin gazinoda olduklarını, bunların içinde sivil ve asker şahısların bulunduğunu, daha sonra televizyonda Adil Öksüz'ü gördüğünü, hatırladığı kadarıyla Adil Öksüz'e benzeyen birisini de gördüğünü, zaten darbeden sonra yakalanıp cezaevine gittiğinde Kaygusuz’un kendisine Adil Öksüz'ün de orada olduğunu söylediğini, sivil kıyafetli 5-10 kişinin ellerindeki telefonlarla sürekli irtibat halinde olduğunu ve bunların beden dillerinden eylemi koordine ettiklerinin anlaşıldığını, daha sonra kendisine tek başına uçacaksın dediklerini ve bindiği uçakta 6 tane MK 82 yüklü olduğunu, Jandarma Genel Komutanlığının önündeki kavşağa görerek ve dalarak bir tane MK 82 atışı yaptığını, ardından Cumhurbaşkanlığı Külliyesinin oradaki cami yakınlarına dalarak ve görerek atış yaptığını, kuledeki Karakuş’un talimatıyla caminin yanına da bir bomba attığını, 20,000 fitten 10,000 e kadar dalış yaptığını, insanları görmediğini, bu esnada kendilerinin yani hizmet hareketinin, cemaatin darbe yaptığını bilmekte olduğunu, kendisinin de bilerek atış yaptığını,”

Mustafa Mete KAYGUSUZ;

“Cemaat ile ortaokul 3. Sınıf öğrencisi olduğu 1996 senesinde tanıştığını o dönemde dershanelerin zeki öğrencileri kendilerine çekebilmek amacıyla sınav açtığını ve başarılı öğrencilere burs gibi imkanlar sağladığını,  kendisinin de Ankara'daki dershanelerin neredeyse tamamının sınavlarına girdiğini, belki bu sınavlar nedeniyle dikkat çekmiş olabileceğini, 2015 yılı içerisinde cemaatten kontak kurduğu kişinin Serdar ismi ile bildiği Ankara Büyükşehir Belediyesinde çalıştığını öğrendiği bir şahıs olduğunu, genelde bu kişinin Keçiören'de bulunan evinde buluştuklarını son olarak bu şahısla 2016 yılı Ramazan Bayramında görüştüklerini, cemaat ile temas ettiği 1996 yılından bugüne kadar dönem dönem fakire fukaraya yardım amaçlı cüzi miktarlar verdiğini, eşi ile tanışmasının cemaatin içerisinde yer alan Ömer isimli bir abinin vesilesi ile 2010 yılında olduğunu ve 2010 yılı içerisinde evlendiklerini,

 

 

30/09/2016 tarihli ifadesinde ise; Fetullah Gülen Cemaati yapılanmasıyla ortaokul 3. sınıfta tanıştığını, o dönem cemaatin Maltepe dershaneleri sınavına girdiğini, sınavda başarılı olunca kendisini cemaat yapılanması içerisine aldıklarını, Ankara Hüseyin Gazi Mahallesinde Bostancı otobüs duraklarına yakın bir bölgede ismini hatırlamadığım bir apartmanın ikinci katındaki cemaat evine 2-3 haftada bir gittiğini, sonra askeri liseye geçtiğinde İstanbul Kadıköy'de Metin isimli cemaat abisiyle dışarıda buluştuğunu, liseyi bitirdikten sonra harp okulunda iki tane cemaat abisi olduğunu, bu abilerin yanılmıyorsa İstanbul Teknik Üniversitesinde öğrenci olduğunu, ,kendisiyle irtibatı koparmamak için ara ara kendisi ile görüştüklerini, İzmir Çiğli'ye gittiğinde de bir cemaat abisi olduğunu, Konya'da çalıştığı dönemde bir tane cemaat abisi olduğunu, Akıncı üssü 142. filoda görevliyken Veysel isminde bir cemaat abisi olduğunu, Veysel'den sonra ise 2014-2016 yılları arasında cemaat abiliğini daha önceki ifadesinde belirttiği Serdar isimli Ankara Büyükşehir Belediyesinde çalıştığını bildiği kişinin yaptığını, darbenin yapılacağı konusunda daha öncesinde haberinin bulunmadığını, 1996 yılından beri Fetullah Gülen cemaati ile irtibat halindeyim. Ancak Şuanda çok pişmanım, Allah onların belasını versin, beni kullandılar. 15/07/2016 tarihinde yaşanan olaylardan sonra Fetö/PDY terör örgütünün ne kadar tehlikeli ve sinsi olduğunu anladığını, o akşam rehineler gelmeye başlayınca darbe yapıldığı konusunda şüphelendiğini, bomba atılmaya başlayınca darbe yapıldığını 16/07/2016 günü saat 01:00 sıralarında anladığını, bu saatten sonra da aldığı emirleri uygulamaya devam ettiğini, o akşam bir araç ile gelen sivil gördüğünü ancak bu kişinin FETÖ/PDY terör örgütünün imamı olup olmadığını bilmediğini,”

ADEM KIRCI;

Arkadaşları vasıtasıyla ismi Burak ya da Bilal olan cemaat abisiyle tanıştığını, ve cemaatin Akçaabat'ta bulunan evine bu şahısla gidip gelmeye başladığını, lise son sınıfta cemaatle irtibata geçtiğini, Hava Harp Okulunu da cemaat abisinin yönlendirmesiyle tercih ettiğini, Hava Harp Okulunu kazandıktan sonra öğrencilik dönemindeki abinin İstanbul’a geldiğinde kendisiyle buluştuğunu ve birlikte cemaat evine gittiklerini, sohbet edip, namaz kıldıklarını, sohbet esnasında Fetullah GÜLEN'in kitaplarını okumasının tavsiye edildiğini, okulun ikinci sınıfında devresi olan Zafer BARUTÇUN’nin kandisini başka bir cemaat abisiyle tanıştırdığını, üçüncü sınıfında ise yine devresi olan Mustafa Gökhan TÜRER'in cemaat abisi olan Enes kod adlı kişiyle tanıştığını, sohbetler esnasında Enes isimli abinin, okulda namazlarını ima yoluyla kılmalarını, açıktan namaz kılmamalarını, cemaatten olduklarını belli etmemelerini söylediğini, 195 kişilik dönemin neredeyse yarısının cemaat üyesi olduğunu, görev yaptığı yerlerde farklı abilerle tanıştıklarını, maaşlarının yüzde onbeşini ilgili kişiye verdiklerini,

 

 

14/07/2016 günü saat 15:00'da uçuştan döndükten sonra yanında Mehmet Çetin KAPLAN'da bulunduğu halde 142. Filoda uçuşu bulunan Mehmet Fatih ÇAVUR’un yanlarına geldiğini ve kendilerine "bu akşam sizi ve Müslim MACİT'i lojmandaki evime bekliyorum" dediğini, aynı gün saat 23:00 sıralarında Müslim uçuştan dönünce üçü buluşup Mehmet Fatih ÇAVUR'un Akıncı üssündeki lojman dairesine gittiklerini, saat 23:30 sıralarında kapıyı ÇAVUR’un açtığını, bir süre sohbet ettikten sonra ÇAVUR’un kendilerine "yarın gece çok önemli bir harekat olacak, özellikle üçünüzü çağırmamın sebebi sizler iyi çocuklarsınız bugünler için yetiştirildiniz, sizi buraya getirmemin amacı var, bu faaliyeti harekat komutanının (Ahmet ÖZÇETİN) bilgisi dahilinde ve onun adına sizleri çağırarak yapıyorum, sizler uçuştan kaçmayan görev verildiğinde yapan kişilersiniz yarın öğleden sonra üsde mesai olmayacak, ayrıca sınır içi ve sınır dışındaki Genelkurmay'dan gelecek hedeflere ve koordinatlara yönelik operasyon olacak Müslim MACİT ve Mehmet Çetin KAPLAN hava-yer uçacaksınız, Adem sen de üsde beklemede kalacaksın uçmayacaksın görev verildiği takdirde himaye olacaksın, diğer filolardan gelecek olanlarda bu harekata katılacak, Akıncı bu üssün merkezi olacak, ben sizi bu nedenle çağırdım, üs komutanı olmayacak, çok büyük olaylar olacak, olayların boyutuna göre sıkı yönetim ilan edilebilir, siz bana emanetsiniz, sizleri ben iyi takip ediyorum, bizim elimizde yetiştiniz " dediğini, konuşmalarından cemaat mensubu pilotlara yönelik mi bu konuşmaları yaptığını anlamaya çalıştıklarını, ÇAVUR Binbaşının da cemaat mensubu olduğundan şüphelendiğini çünkü askeri hiyerarşide bu şekilde konuşmanın uygun olmadığını, ÇAVUR Binbaşının konuşmalarından olayın cemaatle bağlantılı olduğunu hissettiğini, zira konuşma içeriğinde açıkça cemaat yada hizmet harekatı olarak geçmese bile askeri hiyerarşide bu şekilde konuşmaya tanık olmaması ve çağırılan diğer iki arkadaşına da özel yetiştirildiniz tarzı ifadeleri kullanması nedeniyle bu hisse kapıldığını, "önceden alkol alan kadın kız muhabbeti yapan ve pilotların odalarına kadın gönderilerek test edilen ve nöbetlere pornografik CD'yle gittiğimiz dönemlerden bu günlere geldik, ordunun yapısının düzelttik, ertesi gün silahlarınızı üzerinize alın, beylik tabancalarınız yetmez, şahsi tabancalarınızı da üzerinizde getirin, yarın dışarısı karışık olabilir eşini lojmana getir" dediğini, bu konuşmaların içerik ve üslubunu görünce diğer arkadaşlarının da ÇAVUR'un da cemaate mensubiyetini anladığını, hatta iki saatlik misafirlik bitiminde lojmandan çıkıp KAPLAN ve MACİT ile yürürken birbirlerine zaten senin iyi çocuk olduğunu tahmin ediyordum şeklinde konuştuklarını, böylece KAPLAN ve MACİT’in de cemaat evlerinde yetiştiğini anladığını, …darbe eylemini FETÖ terör örgütü veya cemaat diye nitelendirilen grubun yaptığını bunların kendilerini de kullandığını düşündüğünü, 15 Temmuz öncesi FETÖ'yü terör örgütü olarak görmediğini, dini bir yapı olarak gördüğünü, amacının insanlara iyilik yapmak, devlete iyi insanlar yetiştirmek olduğunu düşündüğünü, ancak bu kadar insanı öldürdüklerini görünce terör örgütü olduğunu anladığını,”

Hasan Hüsnü BALIKÇI (Türkiye Büyük Millet Meclisini bombalayan pilot);

“Bütün bu olanlardan sonra çok pişman olduğunu, 1 gecede vatan haini olduğunun farkında olduğunu, TBMM'ye bomba atarak büyük bir hata yaptığını, olanlardan sonra bir durum değerlendirmesi yaptığında bu eylemin darbeye teşebbüs niteliğinde olduğunu kabul ettiğini, kanaatine göre bu darbeyi TSK içerisinde örgütlenmiş Fetullah Gülen'e bağlı bir grubun gerçekleştirmeye çalıştığının farkında olduğunu, yaklaşık 3 yıldır Akıncı Üssünde olduğunu,

Ahmet Özçetin Kurmay Albay olmasına rağmen ona Akıncı Üssü'nde geleceğin generali olarak bakıldığını, Fetöye mensup olmayan kişilere soğuk davrandığını, kendisinin de Fetö ye bağlı olmaması sebebiyle aslında Albay Ahmet Özçetin ile aralarının çok iyi olmadığını, darbe gecesinde aslında kendisine Fetöcü olmaması sebebiyle uçuş görevi yazılmadığını ancak ilerleyen saatlerde uçuş ekibine ihtiyaç duyulduğu için kendisine de uçuş görevi yazıldığını, Akıncı Üssü'nün Baş Fetöcüsünün Kurmay Albay Ahmet Özçetin olduğunu, Tuğgeneral Hakan Evrim'i de etkisine alarak orada güvendikleri Fetöcü pilotlarla bu eylemi planladıklarını düşündüğünü,

 

 

TSK'daki Fetullahçı yapılanmanın oranının, alt kademede de en az general seviyesi kadar olduğunu, hatta general seviyesinin biraz üstünde olduğunu değerlendirdiğini, bu darbe girişiminin Fetullah Gülen'in kontrolünde, ona bağlı insanlar tarafından şuan da Fetö olarak isimlendirilen yapı mensuplarınca gerçekleştirildiğini düşündüğünü, çünkü TSK içerisinde emir komuta zinciri dışında bu şekilde bir eylemi gerçekleştirebilecek başka bir grup bulunmadığını, kendisinin Fetöcü bir subay olmadığını, normal şartlarda darbe gecesi kendisine uçuş görevi de verilmediğini son anda ihtiyaç nedeniyle uçuş görevi verildiğini ve maalesef TBMM'yi bombaladığını, Akıncı Üssünde pilotlar toplandığında Kurmay Albay Ahmet Özçetin ve onun vasıtasıyla Kurmay Yarbay Hakan Karakuş’un, darbenin silahlı kuvvetler adına yapılacağını söylediğini ancak bu olaylardan sonra darbeyi TSK'nın değil, TSK içerisinde önemli bir güce sahip Fetöcü subayların yaptığını anladığını ve kendilerinden olmayan sayıları az da olsa bazı subayları da kullandıklarını düşündüğünü,”

Müslim Macit (Cumhurbaşkanlığı Külliyesini bombalayan pilot)

“Kalkmadan önce verilen koordinatı uçağı girdim. Jandarma Genel Komutanlığının önünü gösteriyordu. Benim uçağımda sniper pod yoktu. 20,000 fitte uçtum. Telsiz filoda çalışmadığı için kuleden Karakuş Yarbay koordinat üzerinde beklemeye devam et. Sonra talimatı vereceğiz dedi. Sonra hedeflerini veriyoruz diye bana görerek talimatlarda bulundu. Koordinatın yanındaki kavşak, camiinin önü, koordinatın batısı diye tariflerde bulundu ben batıda bir şey yok deyince Karakuş diğerlerine atış serbest deyince kavşağa bir tane MK 82 görerek ve dalarak atış yaptım. Sonra tekrar havalandım. Bu sefer de cumhurbaşkanlığı külliyesinin oradaki cami yakınlarına dalarak ve görerek atış yaptım. Bu sırada kuleden Karakuş ile irtibat halindeydim. Onun talimatıyla atış yaptım. caminin yanına da bir bomba attım. Daha sonra Erzurum'dan kalkan uçaklar beni önlemeye geldiler. Beni uyararak üssüme dönmem gerektiğini belirttiler. benim uçtuğum uçakta başka uçakların bana kilitlendiğini gösteren sistem yoktu. Muhtemelen diğer uçaklar bana kilitlenmişti. Bunu yakın uçmalarından anladım. Ben de durumu Karakuş yarbaya bildirdim. Karakuş yarbay dainmemi söyledi. Ben de bunun üzerine üsse geri döndüm. Benim uçağımda sniper pod yoktu. 20,000 fitten 10,000 e kadar dalış yaptım. İnsanları görmedim. Ben bu esnada bizim yani hizmet hareketinin cemaatin darbe yaptığımızı biliyordum. Bilerek atışı yaptım. Ben geldiğimde kimse karşılamadı. Yürüyerek filoya gittim. Filoya gittiğimde daha önce isimlerini zikrettiğim şahıslar ordaydı. Ben filoya gidince gazinoya girdim ne oldu diye sordular. Ben de başka uçaklar tarafından indirildiğimi söyledim. Benim bu beyanım üzerine orada bulunanların morali bozuldu seni kim nasıl indirdi diye söylediler. ilk indirilen uçak bendim. Erzurum'dan gelen uçaklar beni Akıncı üssüne kadar takip ettiler. Henüz yakıtım bitmemişti. Bunlar olmasaydı uçuşa devam edecektim.”

 

 

Mahmut SİL, Uğur BOZKURT, Osman SİVLİM, Mehmet İhsan AKÇA; Ertuğrul Cihat SUNGUR, Bünyamin ÖZBEK, Uluç Hüseyin Hançer, Yıldırım KILIÇARSLAN, Süleyman EKŞİ, Celal ONAT, Hakan DOĞAN, Raif Can DURSUN, Ali Rıza EKEN, Mehmet GÜNGÖR, Sebahattin TİGU, Halil İbrahim GÜÇLÜ benzer mahiyetteki anlatımlarında;

“Lise ve Üniversite yıllarında cemaate bağlı kişilerle görüştüğünü, bu kişilerden ders aldığını, bu kişilerin yönlendirmesi ile cemaat evlerinde kalıp Askeri Liseleri tercih ettiğini, cemaat evlerinde kitap okuyup sohbet edip Fethullah GÜLEN'in vaazlarını dinlediklerini, okulu bitirdikten sonra da aynı yapıya mensup cemaat üyeleri ile ev kiralayıp kaldıklarını, maaşının %15’ini himmet olarak verdiklerini, 17-25 Aralık'tan sonra aleyhine konuşulup hükümetin yolsuzluk yaptığına dair tapeleri bilgisayardan kendilerine dinlettiklerini, bu CD lerin şifreli olduğunu, AK Partiye oy verilmemesi yönünde telkinde bulunulduğunu”

ZÜBEYİR GÜLER;

“Lisedeyken cemaat üyeleri ile tanıştığını, bunların yönlendirmesi ile ders çalışıp askeri liselere girdiğini, ayrıca bunların yönlendirmesi ile Fethullah GÜLEN'e ait kitapları okuyup videoları izlediğini, görüşecekleri zaman cep telefonu kullanmayı yasaklayıp, diğer telefonları ezberlettiklerini, bir evde 3-4 kezden fazla buluşmadıklarını, eve gidecekleri zaman buluşma noktasında kaş göz işareti ile anlaştıklarını, Hava Harp Okulundayken de cemaatle bu şekilde ilişkisinin sürdüğünü, Sebahattin TİGU ve Osman SİVLİM’in de cemaat evlerine geldiğini, maaşlarından her ay düzenli şekilde himmet adı altında Yavuz isimli şahsa para ödediklerini, maaş promosyonlarının da haram olduğundan bahisle ellerinden alındığını, kendilerine getirilen CD lerin UBUNTU işletim sistemi ile açıldığını, cd ilk takıldığında içeriği boş gibi gözüküp başlat kısmında bir oyun seçip bu oyunu bir defa oynayıp yenildikten sonra girdikleri şifre ile CD nin açıldığını,”

 

 

Kübra ARPAGUŞ;

“Lise aşamasında evine yakın olduğu için Maltepe Dershanesinin Balgat Şubesine gittiğini, lise 2-3 ve 4. sınıflarda bu dershaneye devam ettiğini, son sene önce bu dershane tarafından Orta Doğu Teknik Üniversitesini yazmasının telkin edildiğini, daha sonra ise askeri okulları tercih etmesi gerektiğinin söylenerek yine cemaate ait olduğunu tahmin ettiği Gelişim Dershanesine yönlendirildiğini, Fethullah Gülen cemaatiyle tanıŞmasının 2008 yılında Lise 2'de iken Maltepe Dershanesine gittiğinde olduğunu, gayet sevecen yaklaşarak dershanenin en üst katında bulunan kreş gibi sosyal amaçlı tesislerin de bulunduğu genişçe bir salondan oluşan yerde kendilerine yemek ikram edildiğini ve animasyon filmler izletildiğini, daha sonra yine dershanede çalışan hocalar ve ablalar vasıtasıyla dini içerikli sohbetler yapıldığını, zamanla Fethullah Gülen'in vaaz CD lerinin izletilmeye başlandığını, ayrıca hafta sonları üniversite öğrencilerinin kaldığı evlere ders çalışmak amacıyla götürüldüklerini,

 

 

2010 yılında açılan imtihanı kazanarak Kara Harp Okuluna girdiğini, bu okulu tercih etmesinde dershanedeki matematik öğretmeninin telkinlerinin önemli rol oynadığını, fiziğinin bu iş için uygun olduğunu ayrıca ahlaklı ve düzgün insanların askerlik görevini yapmasının daha doğru olacağını, hiç olmazsa bir boşluğun doldurulmuş olacağını söylediğini Kara Harp Okulunun ilk 1. senesinde kendisiyle iletişime geçmediklerini, okulu kazandığından haberlerinin olmadığını düşündüğünü, 2. sene ailesinin yaşadığı eve giderek babasıyla görüştüklerini ve hava astsubaylığı sınavlarına girmesini istediklerinde babasının zaten benim kızım Kara Harp Okulunu kazandı orada okuyor diyerek kendilerini evden kovmuş olduğunu, Kara Harp Okulundaki ilk 2 senesinde cemaatin kendisiyle iletişim kurmadığını, kendisinin de dahil olduğu 2014 yılında mezun olacaklar grubunda ayrıcalıklı bir kesim bulunduğunu fakat kendisini bu gruba dahil etmediklerini, bu ayrıcalıklı olduğunu düşündüğü gruptakilere çeşitli nedenlerle takdir verdiklerini, örneğin; hiç atışa katılmamış bir arkadaşlarına takdir verdiklerini, tahminine göre 2014'de mezun olacaklar grubunun %90'ının bu cemaatle ilişkili olduğunu, 3. Sınıfa geldiğinde çeşitli nedenlerle kendisine disiplin cezaları verilmeye başlandığını, üzerindeki baskılar artınca daha önce telefon numarası kendisinde kayıtlı olan dersanede iken kendisine ismi verilen Rümeysa isimli kişiyi aradığını, kendisine yapılan haksızlıklardan bahsettiğini ve kendisine sahip çıkılmadığını söylediğini, onun ise tüm bunların kendi hatasından kaynaklandığını söylediğini ve " bu zamana kadar neredeydin" dediğini, ayrıca bundan sonra sabit bir ablasının olacağını devamlı onunla görüşeceğini söylediğini, o abla denen şahıs ile arasında bir nevi hiyerarşik durum söz konusu olduğunu, bu abla denilen kişinin kullandığı kod adın "Yağmur" olduğunu, cemaat içerisinde bölge ablası olarak tanımlanan bir konumda olduğunu, daha sonra 3. sınıfın yaz tatilinde 20 gün süre ile Ankara'da ki Cevizlidere semtinde bulunan bir evde 20 günlüğüne kendilerini kampa aldıklarını, kamp süresince Fethullah Gülen'e ait kitaplar dağıtılarak okumalarının istendiğini, ayrıca kampta iken Fethullah Gülen'in vaaz CD lerinin izletildiğini, kampın 15. gününde ailesi ile ilgili bazı durumları bahane ederek kamptan ayrıldığını, onların istemediği tarzda aykırı davranışları sebebiyle o yıl devre kaybettiğini,”

Yağmur kod adlı kişi ile haftada bir kez bazen cemaate ait evlerde bazen de bazı kişilere ait evlerde buluştuğunu, son sınıfta mezuniyete yakın tarihlerde bu ablalar diye bahsettiği kişilerin kadın öğrencilerden resim vermelerini istediklerini ve kendilerini cemaatin uygun göreceği kişiler ile evlendireceklerini söylediklerini, kendisinin ise bu şekilde evlenmek istemediğini beyan ettiği, 2015 yılının Ağustos ayında Kara Harp Okulundan Muhabere Teğmen olarak mezun olduğunu, 2015 yılının Haziran ayından 23-24 Nisan 2016 tarihine kadar cemaatten kimse ile iletişime geçmediğini, son bahsettiği tarihte Yağmur kod adlı ablanın kendisini arayarak görüşmek istediğini fakat kendisinin görüşmediğini,”

Murat GÜMÜŞ;

“Cemaatle irtibatı bulunduğunu, bedava ders verileceğini öğrenince eve gelip gitmeye başladığını, Hasan isimli şahsın kendilerine burada ders verdiğini, lisede de bu irtibatının devam ettiğini, lisedeyken de bu etüt merkezinde bedava ders aldığını, Hasan isimli şahsın Askeri Lise sınavlarına girip girmediğini sorduğunu, akabinde yanına gelip gittiğinde Fethullah GÜLEN'in kitaplarını gösterip bu kitapları okumaya başladığını, Sızıntı ve Zaman Gazetesi okuduklarını, Risale isimli kitabı da okumaya devam ettiklerini, 2009 yılında Hava Harp Okuluna Başladığını, Hasan isimli şahsın okulda açıkça namaz kılmamasını, abdest almamasını, gözle namaz kılmasını söylediğini, sınıftaki arkadaşlarıyla ilgili bilgi aldığını, daha sonra Mehmet isimli şahsın kendisine abilik yaptığını, düzenli olarak maaşa geçtikten sonra %15 oranında örgüte himmet adı altında para ödediklerini,”

 

 

Orhan KUZUCU;

“Üniversiteyi kazandıktan sonra ve Lise 2 deyken FETÖ terör örgütüne ait olduğunu sonradan öğrendiği Maltepe Dershanesine gidip Bim Mağazasının üstündeki örgüte ait yurtta kaldığını burada Selman isimli kişinin Harp Okulları sınavına hazırlanmasını istediğini, cemaat evlerine gittiğini, evde kalanların hepsinin kod ismi kullandıklarını, daha sonra 2009 yılında Hava Harp Okuluna kaydını yaptırdığını Selman isimli şahısla bu dönemde de görüşmeye devam ettiğini, bu şahsın kendisine normal namaz kılmamasını, abdest almamasını ve dini konularda konuşmamasını söylediğini, okulu bitirip göreve başladıktan sonra himmet adı altında maaşının %15'ini verdiğini, Ankara'da Akıncı 141 filoya geldiğinde de bağlantısının sürdüğünü, suç tarihinde Mete KAYGUSUZ, Hüseyin TÜRK, Ahmet TOSUN, Üsteğmen EREZ, Yüzbaşı Mustafa KONUR, Yüzbaşı ÖTKÜN ve Mehmet ÇAVUR'un Hakan KARAKUŞ'un talimatıyla kursiyer teğmenleri brifing salonunda topladıklarını, Hakan KARAKUŞ'un telefonlarını toplayarak terörle mücadele harekatı yapılacağını, diğerlerine güvenmediğini, kendilerine çeşitli görevler verileceğini söyleyip Hüseyin TÜRK'ün kursiyer pilot teğmenlere çeşitli görevler verdiğini, kendilerine filonun çardak kısmında bulunup Hüseyin TÜRK'ün dışarıdan filoya girmek isteyenlere niçin geldiklerini sorup filonun içerisinde bulunanlar haricinde kimseyi içeri almamalarını söylediğini, daha sonra Mete KAYGUSUZ'un buraya mahkumlar gelecek karşı geleni darb edin dediğini, akabinde uçakların kalkmaya başladığını, elleri bağlı bir tümgeneralin buraya getirildiğini, aynı şekilde iki orgeneralin daha binaya getirildiğini, konuşmalardan darbe olduğunu anladığını, Mete KAYGUSUZ'un emri ile kuleye gittiklerini, Yüzbaşı Ahmet TOSUN'un telefonları kendilerine verip üsten ayrılmamalarını istediğini, daha sonra lojmana gidip Çubuk'a ailesinin yanına gidip orada kaldığını,”

 

 

Selahaddin YILDIZ;

“Ortaokuldan itibaren cemaatin evlerine gelip gittiği, burada hem ders konusunda çalışıp hem de cemaatle ilgili kendisine propaganda yapıldığı, gruplar içerisinde yer aldığı, cemaatten maddi destek aldığı, cemaatteki kişilerin kendisine Berk kod ismini verdiklerini, cep telefonu ile görüşmemesi yönünde telkinde bulunduklarını, sizin gibi temiz insanların TSK'da bulunmaları lazım sen Askeri Liseye gir şeklindeki yönlendirmeleri üzerine Askeri Liseyi tercih ettiği, irtibatta bulunduğu kişinin bizimle irtibatta olduğunu kimseye hissettirme diyerek kendisine uyarıda bulunduklarını, tanımadığı ve abi diye hitap ettiklerini beyan ettiği bir şahsın seri numarasını bilmediği 1 doları Fethullah GÜLEN'in size hatırası bunu sürekli üzerinizde taşıyın diyerek verdiğini, ancak bu parayı kaybettiğini, cemaat evlerinde sürekli toplantılarda Fethullah GÜLEN'in kitaplarını okuyup video kasetlerini seyrettiklerini, daha sonra kitapların dikkat çekebileceği belirtilerek kendilerine 3 adet laptop getirilip, getirdikleri cdleri bilgisayara taktıklarında Ubuntu işletim sistemi ile CD lerin açılıp ilk açıldığında CD nin içeriğinin boş gibi göründüğünü, sonra Cd açıkken başlat kısmında bir oyun seçtiklerini, bu oyunu bir defa oynayıp yenildikten sonra ortak kullandıkları bir şifreyi girdiklerinde Cd nin Ubuntu işletim sistemi ile çalıştığını, daha sonra cemaatten Yusuf isimli kişinin himmet adı altında maaşlarından her ayın 15inde ikametine gelerek elden para aldığını, ayrıca kendi adlarına olmaksızın Zaman Gazetesi ve Sızıntı Dergisine üye yaptıklarını, devrelerinden %90’ının bu yapıya bağlı olduğunu düşündüğünü,”

 

 

Oğuz Kağan AYRAN;

“Ortaokuldan itibaren cemaat üyelerinin evlerine gidip geldiğini, burada ders çalıŞtıklarını, daha sonra namaz kılıp dini sohbetler yaptıklarını, zaman zaman cemaat evlerinde yatılı kaldıklarını, 2010 yılında Lise 2. sınıfa giderken Ömer Işıklı isimli arkadaşının kendisini iftara davet ettiğini, bu şekilde cemaat eviyle irtibata geçip ders aldığını, burada Fethullah GÜLEN'e ait kitaplar okuduklarını, üniversite sınavlarına hazırlandığını ve sınav sonucunda tüm Askeri Okullara girmeye yeterli puan aldığını, onların yönlendirmesi ile Askeri Okullara müracaat edip Hava Harp Okuluna girdiğini, okula başladıktan sonra sorumlusunun Murat isimli şahıs olup, bu şahsın 4 yıl boyunca her hafta sonu kendisi ile görüştüğünü, daha sonra Murat'ın kendisini Burak diye bir abiye yönlendirdiğini ve bunun elinde tüm devrelerinin isim listesi olduğunu, bu isimlerden evde kalmak istediği arkadaşlarını işaretlemesini istediğini ve işaretlediğini, maaş almaya başlayınca Burak isimli şahsa himmet olarak maaşının %15'iniödediğini, himmeti Mehmet Fatih BAL isimli şahsa ödediklerini, 17-25 Aralık sürecinden sonra toplantı konularının AK Partiyi karalama propagandasına dönüştüğünü,”

 

 

Ali Mert TÜFEKÇİ;

“Ortaokul bitiminde sınavlara girdiğinden itibaren cemaatle bağlantı kurduğunu, bu şahısların yönlendirmesi ile Askeri Liselere girdiğini, cemaat evlerinde ders eğitimi, Fethullah GÜLEN'in kitaplarının okunması gibi faaliyetlerde bulunduğunu, daha sonra cemaatin yönlendirmesi ile çeşitli kişilerle bağlantı kurduğunu,”

Ali PEHLİVAN;

“1998 yılında Bursa Işıklar Askeri Lisesi'ni kazandığını, Fetö yapılanmasıyla o dönemde Fetullah Gülen cemaati olarak bildiği cemaatle ortaokul 3.sınıfta ikinci dönemde 1998 yılının başlarında tanıştığını, arkadaşı vasıtasıyla bir etüt merkezine gittiğini, burada kendilerine 2 saat matematik dersi anlatıldığını, etüt merkezinin sorumlusunun, Adem isimli arkadaşına bundan sonra gidecekleri bir adresi verdiğini, bu adresteki öğrenci evine gitmeye başladıklarını, her gittiğinde farklı kişileri gördüğünü, evde genelde matematik dersi anlatıldığını, ders çalışırken babasının da isteği doğrultusunda askeri lise sınavlarına girmek istediğini söylediğini, evde ders anlatan abilerin de askeri liseye girmeleri konusunda destek olduklarını, yaklaşık 4 ay bu evde matematik dersi almaya gittiğini, Temmuz- Ağustos aylarında askeri lise sınavlarına girip başarılı olduğunu, astsubaylık sınavını asil 97.olarak, subaylık sınavını da yedek 107.sırada kazandığını, 107. yedek olmasına rağmen kendisinden önceki kişiler kabul edilmediği için Işıklar Askeri Lisesini kazandığını, askeri lise sınavını kazandıktan sonra Ankara'daki en son abisi olan Ersin’in sen Bursa'ya gittikten sonra ben 2 ay sonra şu tarihte Kültür Park'ta stada bakan girişinde buluşuruz dediğini ancak kendisinin bu buluşmaya gitmediğini, çünkü resmi kıyafetle abiyle görüşmeye gitmek istemediğini, hazırlık sınıfının sonunda yaz tatilinde Ankara'ya geldiğinde arkadaşı Adem’in evlerine geldiğini ve Ersin isimli abinin kendisi ile görüşmek istediğini söylediğini, Adem’le birlikte ders aldıkları Oran’daki eve gittiklerini, 1999 yılının yaz tatilinde orada evde görüştüklerini, bu görüşmede kendisine Bursa'daki buluşma noktasına neden gelmediğini, o tarihte orada olduğunu söylediğini, kendisinin ise o tarihte askeri liseden çıkışların resmi kıyafetle olduğunu buluşma noktasına o yüzden gelemediğini söylediğini, Ersin isminin kod ismi mi gerçek ismi mi bilemediğini ne iş yaptığını bilmediğini zaten bunun söylenmeyeceğini, Ersin abinin, okul başladıktan 1 ay sonrasına buluşmak için bir tarih verdiğini askeri lisede 1. sınıf öğrencisiyken Ersin abinin söylediği tarih ve saatte bahse konu parka resmi kıyafetle gittiğini, kendisini görünce takip etmesi şeklinde hareket yaptığını bir şey konuşmadan onu takip etmeye başladığını, bir apartmanın girişinde kendisine bir çanta verdiğini, çantada kot pantolon ve tişört bulunduğunu, askeri kıyafetleri çıkarıp çantaya koyduğunu, kendisini tenha bir parka götürdüğünü, parkta 2-3 saat oturup dini konularda sohbet ettiklerini, Ersin’in 2 ay sonra buluşmak için gün ve saat verdiğini ancak kendisinin bu randevuya gitmediğini, liseyi bitirene kadar başka irtibatı olmadığını, liseyi bitirdikten sonra 2002 yılının yaz ayında Ankara'ya geldiğinde Oran 'daki evde kendisiyle birlikte matematik dersi alan Serhat isimli arkadaşıyla karşılaştığını, Serhat’ın cemaatle irtibatın devam edip etmediğini sorduğunu, kendisinin lise 1.sınıftan itibaren Ersin abiyle görüşmediğini söylediğini, 1 hafta sonra Serhat ile Veysel isimli şahısların evlerine geldiğini, Veysel abinin Etlik’te bir adres verdiğini, bu eve gidip geldiğini, Kara Harp Okulu okuduğu 4 yıl boyunca abiliğini Veysel isimli şahsın yaptığını, evde sadece Veysel abiyle kendisinin olduğunu, 3. kişinin kesinlikle bulunmadığını, evde bazen Fetullah Gülen 'in kitaplarını okuduklarını bazen ise Fethullah Gülen’in vaaz kasetlerini izlediklerini, ev sohbetine gidemediği zaman, manevi anlamda ayağının kayacağını, dikkat etmesi gerektiği şeklinde uyarıldığını, görev yaptığı yerlerde bu şekilde cemaat abileriyle irtibatının olduğunu, 2011 yılının ağustos ayında Kara Harp Okulu öğrenci takım komutanı olarak atandıktan hemen sonra 2011 yılı Ağustos ayında kampa görevli olarak gittiğini, kampta 20. öğrenci bölüğüne atandığını, bölük komutanının kendisine öğrencilerden 12 kişilik isim listemiz var, bunlar yaramaz adamlar, bunların teğmen çıkmaması lazım, buradan mezun olmamaları lazım, bunları rahat bırakmayın, devamlı yataklarını kontrol edin, eğitimlerde bunları sorgulayın, açıklarını yakalayın, ceza verin tarzında konuştuğunu, ilk başta bu öğrencilere neden bu muamele yapıldığını anlayamadığını, ilerleyen süreçte süreçte öğrencileri tanımaya başladıkça TSK'dan atılması için uğraştıkları 12 kişinin sol görüşe yakın ve Alevi mezhebinden öğrenciler olduğunu fark ettiğini,  o kamp döneminde bu 12 kişiden ayrılan olmadığını ancak bir sonraki sene Kara Harp Okuluhdaki eğitime başlandığında bu 12 kişiden önemli kısmının ayrıldığını, kendisi Kara Harp Okulundan ayrıldıktan sonra da kara listeye alınan öğrencilerin sınıfta kaldıklarını sonradan duyduğunu, bahse konu kamptan Ankara’ya döndükten sonra cemaat abisi Suat ile görüşmelerinde kendisine, İzmir'de ki kampta yaşadıklarını anlattığını ancak Suat abinin bu öğrencilere kötü muamele yapılmasının kul hakkına girmeyeceğini, çünkü bunların TSK'dan atılmasının vatana, millete ve İslama hizmet olduğunu, bu şahısların verecekleri zararın önceden önlenme amaçlı olduğunu, hatta Suat abinin kendisiyle her görüşmesinde kendisine isim isim şu öğrenciye o hafta ne muamele yaptınız, TSK'dan ayrılması için gerekli kötü muameleleri yaptınız mı diye sorduğunu, daha sonra beklenmedik şekilde 2012 yılının Mayıs, Haziran aylarında 28. Mekanize’ye tayininin çıktığını, bundan sonra Tarık isimli kişi tarafından abiliğinin yapıldığını, istihbarat kursuna geçince tekrar abisinin değiştiğini,

 

 

9 Temmuz Cumartesi günü saat 21:00 sıralarında Muhaym Başkanı Tuğgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş’in telefonla kendisini aradığını, ertesi gün için buluşalım dediğini, bunun üzerine Pazar günü kışlada buluştuklarını, beni yeteri kadar tanıyor musun diye sorduğunu, kendisinin ise yeteri kadar tanıdığını düşündüğünü söylediğini buna karşılık kendisine güvenip güvenmediğini sorduğunu, kendisinin de güvendiğini dile getirdiği, akabinde Gökhan Şahin Sönmezateş’in Hz. Hızır ile Hz. Musa'nın yaptığı yolculuğu anlatarak hiçbir şeyi olduğu gibi görme, her şeyin bir arka planı vardır şeklinde şeyler söylediğini ardından da çocuğunun üzerine yemin etmesini istediğini,  kendisinin söz vermesi üzerine kamu kurumlarının resimlerini CAS programından çıkarıp koordinatlarını bu resimlerin üzerine yazdığını, Gökhan Şahin Sönmezateş’in kendisine yemin ettirmesi esnasında yemin tarzından onun da cemaatten olduğunu anladığını,

Darbe günü Saat 21:30 sıralarında ev hanımı olan eşinin kendisini telefonla arayıp uçaklar alçaktan uçuyor, sizin bir bilginiz var mı dediğini kendisinin ise bilgilerinin olmadığını tatbikat olabileceğini söylediğini, daha sonra haber kanallarını açtıklarını, ilerleyen saatlerde darbe teşebbüsü olduğunu anladıklarını, Başbakının açıklamasından sonra bunun bir cemaat darbesi olduğunu anladığını, çünkü silahlı kuvvetler içerisinde Fetullah Gülen cemaatinin etkili bir güç olduğunu bildiğini, saat 23:00 sıralarında Gökhan Şahin Sönmezateş in telefonla arayıp Marmaris'te Okluk Koyu'nda Cumhurbaşkanlığı'nın binası var, oranın koordinatını verin biraz sonra arıycam dediğini, kendisinin de bu binanın koordinatlarını aldığını, dışarı çıkıp bu koordinatları Veli Bilgin’e verdiğini,

Darbe girişiminden sonra kendisi için Fetullah Gülen Cemaatinin, cemaat olmaktan çıktığını, bir törer örgütü olduğunu, Fetullah Gülen'in de terör örgütünün başı olduğunu, TSK'da kendisinin Fetöcü olarak bildiği ve yukarıda söyledikleri dışında bildiği başka kimse olmadığını, çünkü cemaatin teşkilatlanma modeline göre bunu bilmenin mümkün olmadığını, herkese bilmesi gerektiği kadar bilgi prensibine göre bilgi verildiğini,”

 

 

Beyan etmişlerdir.

1.1.8.9.         Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının 2016/128386 Soruşturma Sayılı (Hava Kuvvetleri Mahrem İmamları) İddianamesi

Darbe girişiminin ana karargahı konumundaki Akıncılar Üssünde 15 Temmuz 2016 gecesi yaşananlar ortaya çıkarmıştır ki, Örgütün TSK içinde en sinsice yuvalandığı, örgütlendiği ve emelleri için istismar ettiği yerlerin başında hava kuvvetlerimiz gelmektedir.

28.08.2016 tarihinde Sefa YURDAGÜL (sefa.yudagul2016yandex.com) mail hesabı üzerinden “fetö darbe” başlığıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına bir ihbar gönderilmiş ve bu ihbar incelendiğinde Fetullahçı Terör Örgütü'nün mahrem yapılanması ve bu yapılanma içerisinde faaliyet yürüten kişiler hakkında bilgiler bulunduğu görülmüş ve soruşturma başlatılmıştır. Bu soruşturma genişletildikçe özellikle sanıkların ifadelerine dayanarak FETÖ’nün özelde Hava Kuvvetleri genelde de tüm TSK içerisindeki yapılanmasına dair oldukça ayrıntılı bilgilere ulaşılmıştır. Önceki iddianame özetlerinde, FETÖ mensubu sanıkların itiraf niteliğindeki ifadelerine yeterince yer verildiğinden bu bölümde, ifadelere daha fazla yer verilmeyecek; ancak çok değerli bilgiler içerdiği için İddianamenin FETÖ’nün TSK içindeki mahrem yapılanmasına dair kısmı burada özetlenecektir:

 

 

ÖRGÜT MENSUPLARININ TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE SUBAY VE ASTSUBAY YETİŞTİREN EĞİTİM BİRİMLERİNDEKİ KADROLAŞMA SÜRECİ

FETÖ’nün kural olarak ortaokuldan kazanılan öğrencilerin devşirilmesi ve Türk Silahlı Kuvvetleri’nin subay ve astsubay yetiştiren eğitim birimlerinde istihdam edilmesi yolunu izlediği görülmektedir. Bir elemanın kazanılması, devşirilip yetiştirilmesi ve hedef üniteye sokulmasının daha iyi anlaşılabilmesi için ilk etapta örgütün hedef seçimi ve yeni üye kazanma fonksiyonun icra edildiği temel birim olan Işık Evlerindeki ideolojik eğitim üzerinde durulmalıdır.

Eleman kazanma faaliyetlerinin yoğunlaştığı asıl hedef kitle, toplumun tüm kesimlerine sızarak ele geçirme amacı göz ardı edilmemek kaydıyla örgütün istismar ettiği konulara duyarlı dindar-muhafazakâr toplum kitlelerine mensup zeki ve çalışkan, ekonomik durumu iyi olmayan ailelerin çocukları olan öğrencilerdir. Bir öğrencinin ortaöğretimde matematik, fizik, kimya ve Türkçe derslerinin not ortalamasının yüksek olması, örgütü bu tür başarılı, zeki ve çalışkan öğrencilere çekmektedir.

 

 

Örgüt notları yüksek, zeki, çalışkan ve başarılı öğrencilerden oluşan hedefini özellikle;

-İlk ve orta öğretim kademelerindeki devlet okullarında çalışan veya bilinçli bir şekilde buralara yerleştirilmiş Milli Eğitim Bakanlığı kadrolarını işgal eden örgüt mensubu öğretmenleri ve okul müdürleri ile bu okullarda eğitim gören örgüt mensuplarının çocukları vasıtasıyla bağlantı kurulan öğrenciler,

-Çeşitli sınıflara yönelik dershanelerin yaptığı deneme/seviye tespit sınavlarında belirlenen öğrenciler,

-Dershanelerine, okullarına, kolejlerine ve yurtlarına katılım sağlayan öğrenciler arasından seçmektedir.

Seçilen hedefle doğal gerekçesi bulunarak ilk temas sağlandıktan sonra, görevlendirilen kişi rehberliğinde örgüt içerisindeki önemli terimlerden biri olan “ikram” yöntemi devreye sokulmaktadır. Geziler, piknikler, güzel ve nezih mekânlarda yemek ısmarlamalar, birlikte spor aktiviteleri, sinema gibi sosyal ve kültürel aktiviteler, eksikliklerin giderilmesi, maddi her türlü yardımın yapılması, başka bir deyişle ilgilenilen kişinin maddi anlamda boyunduruk altına alınması sağlanmaktadır. Böylece kişi manevi anlamda borçlandırılmaktadır.

 

 

Hedef seçiminden sonra söz konusu olan “İkram” aşaması, hem hedefin örgüt ortamlarına alıştırılması hem de örgütün hedef üzerinde hatır oluşturup, sevgisini ve gönlünü kazanarak bir anlamda örgüte karşı hedefte daha önceden bulunma ihtimali olan yargıya karşı ilk tepkiyi ortadan kaldırmave beyin yıkama aşamasından önce uygun psikoljik hale getirme aşaması olarak değerlendirilebilir.

Sonraki aşamada örgütün ağına takılan bu öğrenciler öncelikle ders çalışmak / ücretsiz özel ders vermek bahanesiyle “Işık Evi” olarak adlandırılan evlere davet edilmektedir.

“Işık Evi” nin en önemli fonksiyonu yeni elemanlar kazanmak, ham olarak gelen hedefi örgüt elemanına dönüştürmek ve bu hedef şahıslara örgütün ideolojisi ile öğretilerini empoze etmektir. Bu yerleri bireysel dönüşüm sürecinin gerçekleştirildiği hücre evleri olarak tanımlamak da mümkündür.

Bu evlerde kalan çocuk ve gençler, sistemli olarak kendi sosyal çevrelerinden çıkarılarak, 'telkin' yoluyla örgüt gönüllüsü haline getirilir ve yine 'telkin'le birlikte örgüt içinde tutulurlar. Bu süreçte çocuklara her türlü sorunlarında yardım edilir ve önceden çalışılmış yöntemlerle güvenleri kazanılmaya çalışılır. Ayrıca sürekli çeşitli görevler verilmek suretiyle bir yandan itaat / teslimiyet kültürü yerleştirilir, diğer bir yandan ise hedefin özgüveni artırılır ve başarının hazzı yaşatılır. Böylece çocuklarda ‘başının büyüklerce okşanması’ ile oluşan olumlu psikolojiden istifade edilerek, gelecekte her şeyinden faydalanılacağından habersiz hedefin mutlu olması sağlanır.

 

 

Işık Evlerinin en belirgin özelliği; şeffaflıktan uzak, gizli, denetimsiz, kontrolsüz, dış dünyadan tamamen izole ve bilinmeyen yerler olmasıdır. Fetullah GÜLEN’in anlatımına bakıldığında Işık Evleri’nin Tekke’nin ahlaki eğitimi, medresenin ilmi ve kışlanın disiplinini alarak bir sentez ve alternatif eğitim modeli oluşturulması, bu model doğrultusunda örgüt mensuplarının istenen kalıba sokularak bunlara örgütsel hedeflere ulaşmak için uygun özellikler kazandırılmasının amaçlandığı anlaşılmaktadır.

Işık Evleri’nde verilen ideolojik eğitimin, dört temel inanç esasına dayandığı tespit edilmiştir. Fetullahçılığa özgü bu iman esaslarını şunlardır: “Fetullah GÜLEN’in varlığına ve olağanüstülüğüne inanmak, Fetullah GÜLEN’in kitaplarına ve videokasetlerine inanmak, Fetullah GÜLEN’in Başyücelerine ve İmamlarına (Abilerine/Ablalarına) inanmak, Devletle ve dünyayla hesaplaşma gününe inanmak”tır.

Örgüt liderinin, İbni Erkam evleri ve şarj evleri olarak adlandırdığı bu meçhul evler, yeni elemanların ideoloji doğrultusunda şarj edilerek bireysel dönüşümlerinin gerçekleştirildiği ve “tek tip kişilik” oluşturulduğu yerlerdir.

FETÖ’nün tabiriyle örümcek ağına yakalanan bu gençlere, Işık Evlerinde güvende oldukları vurgulanarak sorumlu ‘abiler’ ile gerek eğitim, gerekse diğer her türlü ihtiyacının karşılanacağı teminatı verilmektedir. Ayrıca gençlere, burada olmakla en doğru kararı verdiği, ‘Hizmetin’ kanatları altına girmekle gelecek kaygılarının ortadan kalktığı, çünkü artık devlete veya özel sektöre yerleştirilerek kariyer ve iş imkânlarının sağlanacağı, şayet devlet içerisinde hizmet adına bulunmaktan ötürü başına bir şey gelirse ve meslekten atılırsa korkmaması gerektiği, zira hizmetin özel sektörde de yaygın iş imkânlarının bulunduğu ve asla mağdur edilmeyeceği anlatılmaktadır.

 

 

Bu sayede ‘abiler’ ile sorumluluğu altındaki gençler arasında çok sıkı bağlar oluşturulmaktadır. Öyle ki zamanla hedefin ‘Abi’ üzerinden örgütle olan bağı, hedefin ailesi ile olan bağının önüne geçmektedir. Sadece aile ile olan bağlar değil; vatan, millet, devlet gibi maddi ve manevi bütün kutsallarla ilgili olan bağlar zayıflatılarak yerine tek kutsal bağ olarak ‘Hizmet’ bağı kurulmaktadır.

Yıllarca devleti ele geçirmek için eğitilerek çeşitli aşamalardan geçirilen ve uygun kıvama getirilen FETÖ’nün ‘Kurşun Askerleri’, menzile doğru yani Türk Silahlı Kuvvetleri’nin subay ve astsubay yetiştiren eğitim birimlerine sızdırılmak üzere hazırlanarak, gerekirse bu birimlere girmeye gönüllü olmayanları da ikna ederek hedef ünitelere sokulurlar.

Türk Silahlı Kuvvetleri gibi stratejik kurumlara yerleştirilecek öğrenciler, daha özel şartlarda seçilip, ‘özel gruplar' halinde hazırlanmaktadır. Bunların mümkün olduğunca diğerleriyle teması sınırlanmakta, 'hücre tipi' yapılanma modeli uygulanmaktadır.

Askeri okullara, sokulacak öğrenciler, örgütle bağlantılı eğitim kurumlarına (okul, dershane, etüt merkezi vb. ) gönderilmemekte, gönderilse bile gerçek isimleri ile kayıt edilmemektedir. Bu öğrencilerin büyük bir çoğunluğuna okullara giriş sınavlarına ilişkin sınav soruları sınavlardan önceden verilmektedir. Buna örgüt jargonunda 'Fetih okutmak' denir. 'Fetih okutmak', "sınavda çıkacak soruların öğrencilere okutulup ezberletilmesi" demektir.

 

 

Türk Silahlı Kuvvetlerinin eğitim birimlerine giren öğrencilerin örgütsel görevi hedef üniteye girmekle sonlanmaz. Öğrenci sınavı kazandıktan sonra, kendisini hazırlayan abisi ya da başka bir abi görevlendirilerek takibi yapılır. Bu aşamadan sonra bu abilere GÖZCÜ sıfatı verilmektedir. GÖZCÜ vasıtasıyla hedef ünitelere sokulan örgüt mensubu öğrencilerle 15 günlük aralıklarla, eğitim görülen okulun bulunduğu şehirdeki bir örgüt üyesine ait evde görüşmeler yapılır. İrtibatın hiçbir zaman koparılmadığı FETÖ mensuplarının sadakatlerine göre gruplara ayrılarak eğitim hayatları boyunca bir an olsun boş bırakılmadan verilen görevleri yerine getirmesi istenir. Öğrenci okulu bitirene kadar bu işlemler bu şekilde büyük bir gizlilikle devam eder.

Örgüt sadece özel olarak seçip yetiştirdiği elemanlarını askeri okullara sokarak dikey büyüme stratejisini takip etmemekte, aynı zamanda sızdırdığı bu elemanlarını kullanarak kendi örgütüne mensup olmayan öğrencileri de saflarına çekerek yatay büyüme stratejisini de uyguladığı görülmektedir.

Askeri okullara sızan eğitici ve idareci örgüt mensuplarının desteğiyle uygun bir sohbet ortamı ayarlanıp buralarda örgüt mensubu olmayan öğrencilerle yakın arkadaşlık ilişkilerinin geliştirildiği ve cazip teklif ve telkinlerle örgüte kazandırıldığı anlaşılmaktadır.

Örgüt mensubu öğrenciler, 15 günde bir hafta sonu çarşı izinlerine çıktıkları zamanlarda birer ikişerli gruplar halinde örgüt içerisinde yer alan sivil vatandaşların evlerine gitmektedir. Buralara ilk gidişte okula başlamadan önce belirtilen tarih ve saatte, belirlenen yerde buluşma sağlandıktan fiziksel herhangi bir temasa girilmeden gözsel temas sağlanmakta, örgüt mensubu öğrenci irtibatlı olduğu GÖZCÜ'yü uzaktan takip etmekte ve esas görüşmenin yapılacağı yere gelinmektedir. Örgüt mensubu öğrenciler hafta sonları izinli olarak okuldan askeri kıyafetle ayrıldıktan sonra kural olarak örgütün belirlediği bir işyerinden, bu belirlenmemişse kendi bulacağı bir işyerinden sivil kıyafetler almakta, bu kıyafetleri giydikten sonra buluşma sağlanmaktadır. Gidilen yerlerde Fetullah GÜLEN'in videokasetleri seyredilmekte ve Fetullah GÜLEN'in kitaplarıyla örgütsel ideolojik eğitime tabi tutulmaktadır. Burada ayrıca GÖZCÜ yada onun üstü olan DOKTOR sıfatlı örgüt üyesi tarafından okul, öğrenciler ve askeri personel ile ilgilide bilgiler örgüt üyesi askeri öğrenciye sorulmakta ve notlar alınmaktadır. Bu faaliyetlerin gerçekleştirildiği hücre tipi evlerde gizliliğe büyük önem verilmektedir. Örgüt mensubu öğrenciler ile takibinden sorumlu örgüt üyeleri arasında haberleşmelerde elektronik haberleşme araçları neredeyse hiç kullanılmamakta, bu evlerde de devre dışı bırakılmaktadır. Buluşmalarda bir sonraki buluşma tarih ve saati belirlenmekte, bir sonraki buluşma bu şekilde sağlanmaktadır.

 

 

OLUŞTURULAN KADROLARIN MESLEKİ HAYATTAKİ DURUMU

Örgüt mensubu askeri personel; maaşından %10 ve üstü HİMMET (BURS, BAĞIŞ, AİDAT vb.) adı altında para vererek örgüte finansman sağlamakta, evlilik kararı vermesi durumunda örgütün izin verdiği kişiyle evlenmekte, toplantılara katılarak ideolojik bağlarını sürekli canlı tutmakta, devlet içerisinde kalması gereken bilgileri dışarı sızdırarak sivil sorumlusuna aktarmaktadır. Bütün bunlar, örgüt mensuplarının en özel bireysel alanına dahi örgütün büyük ölçüde nüfuz ettiğini ve akrabalık bağlarından bile daha sağlam olan örgütsel bağların mesleki hayatları boyunca devam ettiğini göstermektedir.

MAHREM HİZMETLER ve MAHREM YAPI

Mahrem Hizmet:

Devletin en kritik ve operasyonel birimlerine sızarak örgüt hesabına yürütülen hizmetleri ifade eder. Bu kurumlarda örgüt adına kadrolaşma, abinin veya imamın emrine göre organize hareket etme ve örgüt amacına yönelik verilen görevleri ifa etmektir.

 

 

Mahrem hizmetlerde, Fetullah GÜLEN veya örgütün üst yönetim katından gelen talimatlara, doğruluğunu veya akla uygunluğunu, dini, hukuki, ahlakiliğini sorgulamadan yerine getirecek, mutlak itaat ve teslimiyet gösteren özel seçilmiş örgüt mensupları kullanılmaktadır.

Genellikle çocuk yaşta örgüte kazandırılmış, örgütsel ideolojiye uygun olarak yetiştirilmiş, örgüt içerisinde özellikle ışık evleri çerçevesinde çeşitli görevler almış şahıslar mahrem hizmetlerde kullanılmaktadır.

Mahrem yapı tarafından kontrol altında tutulan ve yönetilen Türk Silahlı Kuvvetleri yapılanması, Emniyet ve MİT yapılanması ile birlikte örgütün Silahlı Kanadı’nı oluşturmaktadır.

15 Temmuz Darbe Girişimi, örgütün mensupları sayesinde Türk Silahlı Kuvvetlerinin her türlü imkân ve silah gücünü gerektiğinde kendi halkına ve halkının iradesine karşı kullanmaktan çekinmeyeceğini açıkça göstermiştir.

Örgüt dilinde Mahrem Yerler:

Bütün Türk Silahlı Kuvvetleri (Askeri Liseler, Harp Okulları, GATA dahil),

 

 

Emniyet (Polis Kolejleri, Polis Akademisi dahil),

Yargı (Adalet Akademisi, Hakimler/Savcılar, HSYK),

MİT,

Mülkiye (Kaymakamlar/Valiler),

Bazı özel kurumlar (TİB, ÖSYM, TÜBİTAK) ifade eder.

Özel Hizmet Birimleri:

TSK, yargı, emniyet, mülkiye, MİT gibi kurumlardaki yapılanmayı ifade eder. Örgüt asıl operasyonel gücünü bu birimlerden almıştır.

Örgütün gerek 17-25 Aralık öncesi ve sürecinde yapılan operasyonel faaliyetler, gerekse 15 Temmuz Darbe girişiminin planlama ve uygulaması Özel Hizmet Birimleri tarafından yürütülmüştür.

Özel Hizmet Birimlerinde hücresel yapılanma söz konusudur. Bu birimlerin deşifre olmasını önlemek için uygulanan hücresel yapılanmada bir örgüt mensubu en fazla bir üst sorumlusunu ve bir altında bulunan örgüt mensubunu tanımakta, kendisi ile aynı kurumuda çalışan örgüt üyesini bile özel ve istisnai durumlar hariç tanımamaktadır.

 

 

MAHREM YAPININ İŞLEYİŞİ

Örgüt için en önemli kurumlar olan TSK, Emniyet, MİT ve yargı organlarına yerleştirilecek öğrenciler Talebe İmamları tarafından belirlenerek ve durumlarına göre sınıflandırılarak o yönde ders çalışmaları sağlanmaktadır.

Bu öğrenciler normal öğrenci evlerinden alınarak mahrem yapı dışındaki kişilerin bilmediği ve sadece mahrem hizmetlerde kullanılan evlere yerleştirilmektedir.

Evlere yerleştirilen öğrenciler kod isim verilerek özel derslere tabi tutulmaktadır.

Örgütün mahrem yapısı tarafından ele geçirilen Askeri Liselere Giriş ve Polis Koleji Giriş sınav soruları Talebe İmamları aracılığıyla bu okullar için hazırlanan öğrencilere verilerek (dini ve ahlaki kurallarla bağdaşmayacak şekilde bu özellikleri örgütün öğrettiği şekilde gelişmiş / zayıflatılmış öğrencilere kutsal kitap Kur'an a el bastırılıp yemin ettirilmek suretiyle)ezberletilmekte ve sınavlarda başarılı olmaları sağlanmaktadır.

 

 

Bu okullara giriş için yapılan çalışmaların boşa gitmemesi için öğrencilerin sağlık durumları önceden örgüt tarafından incelenmekte ve engel hali bulunmayanlar seçilmektedir. Her şeye rağmen sağlık raporunda bir sorun çıkması halinde ilgili hastanelerdeki örgüt mensupları tarafından uygun raporun verilmesi sağlanmaktadır.

1985 yılında örgüte mensup bazı öğrencilerin Askeri Liselerden atılması üzerine örgüt tarafından strateji ve sistem değişikliğine gidilerek, Askeri Liselere ve Polis Kolejine yerleştirilen öğrencilerin, bu okullardaki öğrenimleri süresince de kendilerini bu okullara hazırlayan Talebe İmamı (GÖZCÜ) tarafından takibi sağlanmıştır.

GÖZCÜ sorumlu olduğu öğrenciyi on beş günde bir kez ziyaret etmekte, ziyaret gerçekleşmezse ikinci buluşmanın ne zaman ve nerede gerçekleşeceği mutlak surette belirlenmektedir. Bu görüşmelerle ilgili olarak kesinlikle elektronik haberleşme aracı kullanılmamaktadır.

15 Temmuz Darbe Girişimi sonrası TSK içerisindeki yapılanmaya yönelik yapılan operasyonlarda alınan ifadeler ve yapılan tespitlerde, örgütün TSK içerisinde farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre tipi, birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerin sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey komutanlar (general, albay, yarbay, binbaşı), alt rütbede subaylar (teğmen, üsteğmen, yüzbaşı) ve astsubay gruplardan oluştuğu tespit edilmiştir.

 

 

BİRİM YAPILANMASI

Birim, FETÖ’nün askeri yapılanmasıdır. Her askeri kuvvetin (Kara, Hava, Deniz, Jandarma) başında bir SORUMLUnun bulunduğu, onların altında Türk Silahlı Kuvvetlerinin (Hava Kuvvetleri Komutanlığı) yerleşimine göre ayarlanmış olan “BÖLGE TEMSİLCİLERİ”nin yani bölge sorumluların bulunduğu, Temsilcilerin altında ''MÜDÜRLER''in bulunduğu, duruma yani personel (öğrenci) sayısına göre müdürlerin sayısının da değiştiği, Müdürlerin altında ise ''MÜDÜR YARDIMCILARI''nın bulunduğu, Müdür yardımcılarının altında ise “ÖĞRETMENLER”in bulunduğu, bu şekilde isimlerin kullanılma amacının ise dikkat çekmemek için olduğu, kural olarak Öğretmenlerin onların altında bulunan askeri personel ile ilgilendikleri (üst rütbeli veya kritik görevdeki subaylar ile duruma göre müdür yardımcısı, müdür yada bölge sorumluları ilgilenmektedir), görüşmeler yaptıkları, askeri personelin ortak adının “Öğrenci” olduğu, örgütün eğitimlerini sağlamak veya soruları ele geçirmek ve benzeri yöntemlerle orduya sızdırdığı / sızdıracağı şahıslarla ilgili izlediği yol ve yöntemleri belirlediği, ordudan tasfiye edilmesi istenen karşıtları tespit ve tasfiye argümanlarını topladığı ve orduyu kontrol altında tutmaya çalıştığı yapıdır.

 

 

BİRİM YAPILANMASI TERMİNOLOJİSİ

Müdür :

a-Küçük illerde ildeki askeri yapılanmanın sorumlusu olan, il imamı veya il Eğitim Danışmanı ile arasında herhangi bir bağ bulunmayan doğrudan TEMSİLCİYE bağlı olan,

b-Büyük illerde belirli bir birlikten sorumlu olan örgüt yöneticisini ifade eder.

Her hafta;

-Doğrudan bağlı örgüt üyesi askeri personel (ÖĞRENCİ) ile görüşme yapmak, sorunlarını dinlemek, birlik ile ilgili bilgileri almak, yapılacaklar ile ilgili talimatları vermek,

-Bağlı müdür yardımcıları ile toplantı yapmak, onlara doğrudan bağlı örgüt üyesi askeri personel(ÖĞRENCİ) ve ÖĞRETMENLERDEN aldığı bilgi, belge ve paraları (himmet) teslim almak, yapılacaklarla ilgili talimatları vermek,

-Bölge sorumlusu ile toplantı yapmak, MÜDÜR YARDIMCILARI tarafından kendisine iletilen bilgi, belge ve paraları aktarmak, astlarına iletilmek için yapılacaklar ile ilgili gerekli talimatları almak,

 

 

-Kendisine bağlı müdür yardımcıları ve öğretmenlerin örgüt üyesi askeri personel (ÖĞRENCİ) ile yapmış olduğu görüşmelere düzensiz aralıklarla denetim amacıyla katılmak gibi görevleri vardır.

Müdür Yardımcısı :

Her müdürün altında bağlı öğrenci (askeri personel) / öğretmen sayısı dikkate alınarak sayıları belirlenen, müdürün talimatlarını yerine getiren, yapı içerisinde faaliyet yürüten şahısların sorunlarını müdüre aktaran ve örgüt adına raporlama yapan kişiyi ifade eder.

Her hafta;

-Doğrudan bağlı örgüt üyesi askeri personel (ÖĞRENCİ) ile görüşme yapmak, sorunlarını dinlemek, birlik ile ilgili bilgileri almak, yapılacaklar ile ilgili talimatları vermek,

-Bağlı ÖĞRETMENLER ile toplantı yapmak, onların örgüt üyesi askeri personelden (ÖĞRENCİ) aldığı bilgi, belge ve paraları teslim almak, yapılacaklarla ilgili talimatları vermek,

-MÜDÜR ile toplantı yapmak, ÖĞRETMENLER tarafından kendisine iletilen bilgi, belge ve paraları aktarmak, astlarına iletilmek için yapılacaklar ile ilgili gerekli talimatları almak,

 

 

-Kendisine bağlı öğretmenlerin örgüt üyesi askeri personel (ÖĞRENCİ) ile yapmış olduğu görüşmelere düzensiz aralıklarla denetim amacıyla katılmak gibi görevleri vardır.

Belge Enformasyon Yöneticisi (BEY):

Öğrencilerden (subaylar) öğretmenlere onlardan da Bilginlere aktarılan bilgilerden teyide muhtaç ve araştırılması gerekenlerin detaylı inceleme ve değerlendirmesini yapan kişidir.

Bilgin :

Yapı içerisinde müdür yardımcısı konumunda olan, fişleme ve bilişim işleri ile bizzat ilgilenen örgüt mensubunu ifade eder.

Öğretmen :

Her müdür yardımcısının altında, bağlı öğrenci (askeri personel) sayısı dikkate alınarak sayıları belirlenen, askeri personel (ÖĞRENCİ) ile 'sohbet' adı verilen örgütsel toplantıları yapan, himmet toplayan ve askeri personelden (ÖĞRENCİ) sorumlu olan, onlara örgütün talimatlarını aktaran kişiyi ifade eder.

Her hafta;

-Kendisine doğrudan bağlı örgüt üyesi askeri personel ile (ÖĞRENCİ) görüşme yapmak, sorunlarını dinlemek, birlik ile ilgili bilgileri, himmetleri almak, yapılacaklar ile ilgili talimatları vermek,

 

 

-MÜDÜR YARDIMCISI ile toplantı yapmak, ÖĞRENCİLER (örgüt üyesi bağlı askeri personel) tarafından kendisine iletilen bilgi, belge ve paraları aktarmak, bağlı örgüt üyelerine (ÖĞRENCİ) iletilmek için yapılacaklar ile ilgili gerekli talimatları almak gibi görevleri vardır.

Gezici :

Birim/Bölge yapılanması içerisinde birim ile bölge arasındaki koordinasyonu sağlayan örgüt unsurları GEZİCİ olarak tabir edilirler. Askeri Okul/Polis Okulu öğrencileri ile ilgili olarak BİRİM BÖLGEDEN DÜZENLİ OLARAK RAPOR ALIR.

Serrehber :

Örgüte ait okul ve dershanelerde çalışan öğretmenlerden sorumlu kişiyi ifade eder.

Eğitim Danışmanı (E.D) :

İllerde BÖLGE içerisinde yürütülen tüm eğitim faaliyetlerden sorumlu olan ve bu faaliyetleri yöneten kişiyi ifade eder.

Serdoktor :

İllerde doktorlar ile görüşüp edindiği bilgileri Eğitim Danışmanları'na raporlayan kişiyi ifade eder.

Doktor :

Gözcü görevini yürüten birden fazla öğrenci sorumlusunu kontrol ve denetleme görevini yapan örgüt mensupları için kullanılan bir terimdir. Örgüte mensup olan Askeri Okulları ve Polis Okullarını kazanmış olan öğrencileri örgüt adına gözcülük yapan kişiler üzerinden takip eden ve durumları hakkında rapor alan kişiyi ifade eder.

 

 

Gözcü :

Askeri lise ve harp okulundaki örgüt mensubu öğrenciler ile ilgilenen ve her on beş günde bir okul dışında buluşma yapan talebe abisine verilen isimdir.

Arama/Tarama Mesulü :

 

Hem birimde hem de bölgede faaliyet yürüten ATM’ler örgüt mensuplarının üzerlerinde ve evlerinde suç unsuru oluşturabilecek örgütsel bilgi, belge, dijital materyal bulunup bulunmadığının tespitini yapan ve dijital cihazları formatlayarak delilleri ortadan kaldıran örgüt mensuplarıdır.

O3-L3 Mesulleri :

Asker ve polis yapılması düşünülen 8. ve 12. sınıf öğrencileri ilgilenen örgüt mensuplarıdır.

Ümit Mesulü :

Örgüt ile irtibatı zayıflayan örgüt mensubunun tekrar örgütle irtibatını sağlamakla görevli örgüt mensubudur.

 

 

İzdivaç Mesulü :

Yapı içerisinde evlilikleri organize eden sorumludur.

BİRİMDE BİLGİN KAVRAMI

Bilgin Türk Silahlı Kuvvetlerine sızdırılan örgüt mensupları vasıtasıyla örgüte karşı personelin fişleme bilgilerini temin eden ve bu bilgiler üzerinden örgüt mensuplarına yer/pozisyon açmak, örgüt karşıtlarını tasfiye etmek amacı ile isimsiz mektup, e-posta, twitter gibi yollarla TSK ve BİMER tarafından bilinir hale getirmek amacıyla çalışan bir örgüt mensubudur. Aynı zamanda BİLGİN denilen örgüt mensubu örgüt içinde kullanılan iletişim sistemlerinin güncel kullanım biçimi ve sosyal medya üzerinden algı oluşturma amacına yönelik olarak takip edilecek sosyal medya hesaplarını belirleme görevi de bilgin tarafından icra edilmektedir.

BİRİMDE DOKTOR/SERDOKTOR KAVRAMI

 

 

Sınavlarda Askeri Okulları ve Polis okullarını kazanan öğrenciler kazandıkları illerde GÖZCÜ denilen imamlar vasıtasıyla iki haftada bir düzenli olarak ziyaret edilir. Bu öğrenciler hakkında derlenen bilgiler ve değerlendirmeler DOKTOR denilen görevlilere rapor edilir. DOKTOR kendisine raporlanan öğrencinin durumu ile ilgili olarak örgütsel bağlılık seviyesini arttırma, kopma noktasına gelenleri yeniden entegre etme ve örgütsel çerçevede tutma amacına yönelik olarak yapılması gerekenler GÖZCÜ denilen imamlara bildirir. DOKTOR tarafından raporlanan duruma dayalı olarak Askeri Okul/Polis Okulu öğrencisine yönelik yaklaşımı ve örgütsel eğitimin ölçü ve biçimini belirler.

Bu döngü ile ÖĞRENCİ/GÖZCÜ/DOKTOR arası iletişim sağlanmış olur.

Askeri okullara ve Polis Okullarına çok sayıda öğrenci kazandıran illerde Doktor sistemine eklenmiş bir SERDOKTORLUK kavramı bulunmaktadır. Öğrenci sayısına göre bir SERDOKTOR için görevlendirilmiş birden fazla DOKTOR bulunabilir. Ayrıca birden fazla SERDOKTOR üzerinden birden fazla DOKTOR ile koordinasyon da sağlanabilir. Bu durumda olan iller Eğitim Danışmanı denilen kişiye bağlı olarak SERDOKTOR / DOKTOR / GÖZCÜ / ASKERİ ÖĞRENCİ ilişkilerini örgüt disiplini içerisinde hiyerarşik olarak yürütürler. Raporlanan hususlar aşağıdaki gibidir;

Askeri Öğrenci/Polis Okulu Öğrencisinin irtibatları

Manevi durumları

Ahlaki Sorunları

Şahsi durumları

İrtibatı zayıflayanların örgüte yeniden kazandırılması

 

 

Tüm ülkede sayısı 20 civarında bulunan GEZİCİLER denilen grup bu yolla yapılan raporlamaları yılda 2 defa bizzat gelerek BÖLGEYE ulaştırır. Bu sayede BÖLGE ile BİRİM arasındaki örgütsel döngü GEZİCİLER üzerinden tamamlanmış ve örgüt mensubu askerlerin örgütsel durumları ve bu duruma dair sözde eğitim takvim ve içeriği belirlenmiş olur.

BİRİME ÖĞRETMEN SEÇİMİ

Birimler her yıl ihtiyaç duyulan öğretmen sayısını günceller ve bu ihtiyaç Temsilcilik üzerinden Bölgede bulunan iller vasıtasıyla giderilir. Temsilcilik planlamada ihtiyaç duyulan öğretmen sayısını illere göre belirler ve iller bu sayıda öğretmeni tedarik ederek Temsilciliğe bildirir. İllerin temsilciliğe isim bildirememesi halinde Eğitim Danışmanı kadrosundan takviye edilir. Birimde görevlendirilecek öğretmenlerle ilgili olarak aranan bazı koşullar aşağıdaki gibidir;

Daha önce O3/L3 Seviyesinde Grup Abiliği Yapmış Olanlar,

Sohbet edebilecek yetkinlikte olanlar,

Para ve kadın konusunda zaafı olmayanlar,

Kriz seviyesinde maddi ve manevi problemi olmayanlar,

Yaş ve fiziksel olarak göreve uygun olan öğretmen adayları ile Birim Müdürleri mülakat yaparlar. Mülakat sonucuna göre belirlenen adayın birime alınmasına veya alınmamasına karar verilir.

 

 

BİRİMDE PERSONEL DEVRİ VE ID KAVRAMI

Türk Silahlı Kuvvetleri atama döneminden sonra BİRİM yapılanması bulunan tüm iller örgüt mensuplarının atama yerlerini ve kıtalarına intikal tarihlerini tespit eder. Tayin olan personel hakkında illerin değerlendirmelerini içeren ID bilgileri Birim Müdürü tarafından TEMSİLCİLİK denilen ana merkeze yollanır.

Bilgiler burada tek bir havuzda toplanarak her bir örgüt mensubu askeri şahsın atandığı kıtanın birim müdürlerine gönderilir.

Müdür Yardımcıları bu yolla gelen askeri personel ile ID bilgileri üzerinden atanmadan önceki görev yaptıkları şehre giderek bağlı bulundukları örgüt üyesi üzerinden irtibat sağlar ve sonrasında kendisine bağlı ÖĞRETMEN ile irtibatlandırır ve bu sayede personel devir işlemi gerçekleşmiş olur.

ID Örgüt mensubunun özlük dosyası gibidir. Örgüt mensubu ve eşine ait fişleme bilgileri 1/7 arası kategorize edilmektedir;

 

 

Tam İtaatkâr

Ara Sıra Faaliyetleri Aksatan

Arada Sırada Gelen Yada Gelmeyen

Dost/Dost-Muhip

Muhip/Müntesip (Başka Cemaat Mensubu)

Müntesip/Sol-Ulusalcı

Solcu/Alevi/Din Düşmanı veya Yapıyı Sevmeyen

Bu puanlama sistemine göre okuldaki tüm personel ve birim faaliyet alanı içerisinde bulunan tüm örgüt mensupları hakkında oluşturulan örgüt içi özlük dosyası atanan/tayin olan/yer değiştiren örgüt mensuplarının atandığı birime ulaştırılır.

Burada iki basamaklı bir değerlendirme söz konusudur. İlk basamak geldiği birimdeki notu ikinci basamak ise bulunduğu birimdeki notu ifade eder.

Örnek verilecek olursa; 12 biçiminde özlük değerlendirmesi yapılmış bir örgüt mensubunun geldiği birimde TAM İTAATKÂR iken bulunduğu birimde Ara Sıra Faaliyetleri Aksatan Örgüt Mensubu olduğu anlaşılır.

 

 

Birimde 3 ve daha aşağı kategoriye indiği tespit olunan örgüt mensubu hakkında ÜMİT MESULLERİ tarafından yeniden örgüte entegre etme veya örgüt içi bağlılığı arttırmaya yönelik faaliyetler düzenlenerek örgütün eleman kaybının önüne geçmeye çalışılır.

Bu bilgiler ışığında TSK mensuplarının durumları mukayeseli olarak ortaya konulduktan sonra durumu 4-5-6-7 olarak değerlendirilenlerin tasfiye edilmesi, pasifize edilmesi sağlanarak 1-2-3 olarak değerlendirilen örgüt mensubu askeri personelin önünün açılması sağlanmaktadır. Kritik pozisyonda olan ve durumları 4-5-6-7 olarak kategorize edilmiş olanlar ise kurum resmi sicilleri bozdurulmak suretiyle sistem dışına itilirler.

Birim denilen yapının Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki militanları vasıtası ile Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin tüm bilgilerine vakıf olduğu ve sicil dönemlerinde örgüt mensubu/eski örgüt mensubu yada örgüt mensubu olmayan tüm askeri personelin sicil notlarına müdahalesi ve belirlemesi söz konusu olmaktadır.

OKUYAN ÖĞRENCİ ID KAVRAMI

Örgüte mensup askeri öğrenci sayısının fazlalığı ve isim benzerliği nedeniyle örgüt mensubu askeri öğrencilerin karıştırılmaması için oluşturulmuş bir sistemdir. Birim Müdürleri tarafından oluşturulur. GEZİCİLER ve BİRİM tarafından bilinen bu bilgiler üzerinden örgüt mensubu askeri öğrenci ve sorumlu imamının kim olduğunun ve askeri öğrencinin örgüt bağlılığının ne durumda olduğunun tespit ve takibi sağlanır.

 

 

Örgüt mensubu askeri öğrencinin örgüte bağlılığını değerlendirme ölçütü aşağıdaki gibidir;

  1. Tam İtaat Kesin Sadakat Katılımı Aksatmayan Okuma Ve Dinlemesi İyi
  2. İtaatkâr İyi Okuma İyi Dinleme Katılımda Zaman Zaman Aksama
  3. Çok yetişmemiş Katılımı Seyrek
  4. Artık Katılmayacağını Abisine ve Arkadaşlarına Bildirmiş
  5. Menfi

Bu ölçüte göre fişlenen örgüt mensubu askeri öğrenciler açısından ara değerlendirmeler de söz konusudur. 5-4 lük olma tespiti 5’lik bir askeri okul öğrencisi örgüt mensubunun 4 olma eğiliminde olduğuna işaret eder.

ÖRGÜT İÇİNDE EVLENME SİSTEMİ

Öğrencilerin doldurmuş olduğu izdivaç formları silsile halinde müdürlere kadar ulaştırılmaktadır. Bu safhadan sonra sivil kanatta bulunan il abileri veya il ablaları ile yapılan toplantılarda dile getirilmekte ve örgüt tarafından birbirine uygun olduğu düşünülen adaylar tanıştırılmaktadır.

 

 

Evlenmek isteyen kişiler eğer yapı içerisinden evlenir ise ve bunu kendi isteği ile kabul ederse bunun o kişi (askeri personel) için çok önemli olduğu ve referans olarak kabul edildiği vurgulanır. Örgüt mensubu bir askeri personelin ancak yapı içerisinden evlenirse kariyeri ile ilgili gireceği sınavlarda referans olunduğu, aksi durumda derecesinin düştüğü ve muadili başka kişiler var ise onların tercih edildiği, örgüt için örgüt içinden evlenmenin çok önemli bir kriter olduğu anlaşılmıştır.

BİRİMDE TEDBİR

Birim mensupları örgütsel faaliyetler esnasında aşağıda belirtilen tedbirleri almaktadır;

Yolculuklarda Alınan Tedbirler

Otobüslere biniş ve inişlerin otogarlardan yapılmaması yol üstünde şehir merkezi dışında indi/bindi yapılması,

Uçakla seyahatlerde acenteye T.C Kimlik Numarası Verilmemesi,

Şehir merkezine intikallerde dikkat çekilmeden taksi/dolmuş kullanılması,

Arkada veya yanda oturan yolculara ve yanında bulunan dijital malzemelere dikkat edilmesi,

Araçta birlikte seyahat edilen kişilerle şahsi bilgi, şahsi görüş deklare edilmeden ve dikkat çekmeden az konuşarak sohbet edilmesi,

Örgüte ait olmayan gazete, dergi ve kitap taşınması,

Mümkünse aynı firma, aynı hareket saati aynı koltuk gibi rutin seyahat biçimlerinden uzak durulması,

 

 

Gidilecek yere tek bir vasıta ile ve doğrudan gidilmemesi,

Şahsi araçlarla il içinde seyahat edilmemesi ve mobese kameralarına dikkat edilmesi,

Yolculuk esnasında telefon taşınmaması,

Çok erken ya da çok geç saatlerde gidilecek yerde olunmaması,

Takip edilmediğinden emin olunmasıdır.

ATM (Arama Tarama Mesulü) Tarafından Alınan Tedbirler

Bilgisayarlarda örgüt tarafından izah edilemeyecek bilgi bulundurulmaması,

İletişimde kullanılan internet programları için muhakkak surette VPN kullanılması,

Evde bandrolsüz kitap, cd bulunmamalı ve kitapları izahı mümkün kitaplar olmalı,

Evde mutlaka bir zula olmalı ve kullanılan şahsi flash bellekler temiz tutulmalı,

Mesaj/ Whatsapp gibi programlara dikkat edilmeli,

Evde veya arabada örgütsel doküman bulunmamalıdır.

Bu tedbirlerin alınıp alınmadığı ATM tarafından habersiz bir denetleme mekanizması içerisinde kontrol edilmektedir. Bilişim yatkınlığı olan Müdür, Müdür Yardımcısı ya da Öğretmen seviyesindeki herhangi bir birim görevlisi ATM olarak görevlendirilebilir.

 

 

BİRİMDE İLETİŞİM

Telefon Numarası Şifreleme: İlk zamanlarda kontörlü telefondan cep telefonu aranarak kurulan iletişimde rehbere kayıtlı telefonlar aşağıda belirtilen yöntemlerle şifrelenmiştir;

Doksan Dokuza Tamamlama: Kayıtlı telefon numarasının son iki rakamını 99 sayısından çıkararak ortaya çıkan rakamı yazmak. Mesela son iki rakamı 01 olan telefonu 98 ya da 23 olan telefonu 76 olarak kaydetmek gibi bir şifreleme yöntemidir. Bu rehbere kayıtlı numara için yapılabildiği gibi not alınan kâğıtlardaki numaralar için de yapılabilmektedir.

Sondan Dördüncüyü Dört Arttırma: Telefon numarasının sonran dördüncü rakamına dört eklenerek kaydedilmesidir. 0 555 444 62 44 numaralı telefon kaydedilirken 0 505 444 02 44 olarak kaydedilir.

Android Tabanlı İletişim Programları: Örgüt bu tip iletişim programlarını özellikle 17/25 Aralıktan sonra daha yaygın olarak kullanmaya başlamıştır. Süreç içerisinde önce bylock sonra eagle programları öne çıkmış ve örgüt mensupları arasındaki kriptolu iletişim bu yöntemle sağlanmıştır.

 

 

Bylock ve Eagle :

17/25 Aralık süreci ile birlikte gizlilik ve tedbir konusunu en üst seviyede sağlamaya çalışan örgüt mensupları bu kriptolu program üzerinden iletişim sağlamışlardır. Program ilk aşamada geliştiren örgüt mensubu tarafından google store üzerinden kullanıma sunulmuştur. Programın kırılabilirliğini test etmek ve eksiklerini gidermek amacı ile böyle bir yola başvurulduğu değerlendirilmektedir. Daha sonra söz konusu yerlere bozuk versiyon yüklenerek güncelleme yapılması durumunda program kullanılamaz hale getirilmiş ve örgüt mensuplarına sd kart ve benzeri yöntemlerle yüklenerek ve Türkçe yama yapılmak suretiyle eksikleri giderilerek örgüt içi kriptolu iletişim aracı olarak kullanılmıştır. Bylock programının kurulumu ile birlikte kullanıcı ID bilgileri ve iletişim kurulacak ID bilgileri girilerek ortak şifre girilmesi halinde iletişim sağlanabilmektedir. Bylock programının deşifre olması ile birlikte eagle isimli kriptolu iletişim programına yönelen örgüt ham halleri BİRİM yapılanması açısından BİLGİN veya MÜDÜR vasıtasıyla getirilmek suretiyle örgüt mensuplarının cep telefonlarına ve tabletlerine yüklenmiştir.

 

 

Örgüt farklı ara yüzlerle SHU TANGO WİBER TURKUAZ gibi programlar kullanmıştır.

BİRİMDE FİŞLEME

Örgüt elemanlarının fişlenmesi,

Çalışan öğrenci örgüt elemanlarının fişlenmesi,

Okuyan öğrenci örgüt elemanlarının fişlenmesi,

Tüm muvazzaf kara kuvvetleri personelinin Fişlenmesi,

Tüm okuyan öğrencilerin fişlenmesi,

İzdivaç adaylarının fişlenmesi,

Hedef durumda olan TSK personelinin fişlenmesi.

Mavi Dosya :

Bir file maker dosyası olup içeriğinde örgüte mensup öğrenci personelin bilgilerini ihtiva eder.

Gri Dosya :

Bir file maker dosyası olup örgüte mensup olan veya olmayan tüm ordu mensuplarının bilgilerini ihtiva eder.

Ümit Dosyası :

Bir file maker dosyası olup örgütle irtibatı azalan ve durumu örgüt tarafından menfi kabul edilen şahısların listesini içerir.

 

 

Gri, mavi ve ümit dosyaları tek tek açılabileceği gibi birbiri ile senkronize bir biçimde de açılabilen dosyalardır. Tek tek açılması durumunda mesela bir gri dosya tek başına açıldığında örgüte mensup olan/olmayan personel/öğrenci bilgileri ekrana çıkmaktadır.

Buradaki bilgiler genel bilgilerdir. Aile bilgilerini, ikamet bilgilerini, tayin yerlerini, aktif görev yerini içeren ve daha çok şahsi bilgiler bazında sisteme işlenen fişleme verilerini ihtiva etmektedir. Fakat gri dosya mavi dosya ile senkronize edilerek açıldığında örgütün kişi hakkındaki detaylı fişleme bilgilerine ulaşılabilmektedir.

Detaylı bilgilerden kasıt örgüte bağlılık, husumet derecesi, zaafları, hakkında örgüt tarafından yapılan yorum ve benzeri tüm detaylara ulaşılması mümkündür.

Buraya kadar ifade edilmiş bulunan bilgiler birim müdürleri tarafından bir sd kart içerisinde saklanmaktadır. Sd kartların taşınması gerektiğinde kirli peçete parçası içine ya da pantolon içine yaptırılan gizli bir cebe veya cevşen içerisinde taşınmakta ve bir risk belirdiğinde kolaylıkla atılması veya ince arama yapılmadan bulunamaması sağlanmaktadır.

 

 

Taşımanın gerekmediği durumlarda ise örgüt tarafından zula olarak belirtilen bir yer bulunmamakta olup herkes evinde bir zula bulundurmak zorundadır.

Klima içi, duvarda fayans içlerinde oluşturulan gizli bölmeler, evde bulunan herhangi bir karpuzlu lambanın iç kısmı gibi yerler örgüt mensuplarının kullandığı zulalardan bazılarıdır.

TSK ve MAHREM YAPIYA YÖNELİK OPERASYONLARIN ÖNEMİ

Yeni bir darbe tehdidini ortadan kaldıracaktır.

Örgütün yönetim kademeleri ile alt kademeleri arasında irtibatı sağlayan ve çok kritik kararların uygulanmasında kilit rol oynayan mahrem yapının çökertilmesi ile askerler arasındaki dikey ve yatay bağlar kopartılmış olacaktır.

Örgütün en çok önem verdiği ve gizliliği en üst seviyede tuttuğu bu birimlere yapılacak operasyonlar tüm örgütte moral bozukluğu ve buna bağlı olarak çözülme sağlayacaktır.

Hâlihazırda yapılan operasyonların örgütün yöneticileri ve gerçekten suça karışmış kişiler yerine sıradan kişiler ve memurlara, hatta masum insanlara yapıldığı yönündeki olumsuz algı ortadan kalkacaktır.

 

 

Listeler üzerinden yapılan etkisiz operasyonlar yerine, etkili sonuçlar doğuran, ciddi araştırma ve soruşturmalara dayanacak bu operasyonlar personelin ve örgüte karşı mücadelede yer alan tüm kesimlerin moral motivasyonunu artıracaktır.

Daha önceki operasyonlarda gözaltına alınıp işlem yapılmış ve tutuklanmış askerler arasında çözülmeye sebep olacaktır.

Daha önce hakkında işlem yapılan ancak haklarında yeterli delil elde edilememiş olan şahıslar (tutuklu ve serbest) hakkında yeni deliller ortaya çıkacaktır.

FETÖ’NÜN ASKERİYE YAPILANMASINI GÖSTERİR ŞEMA

Örgütün Komutanlıkları kendi içerisinde bölgelere ayırdığı, her Komutanlığın bir "Müdür" ünün bulunduğu, bu Müdür’e bağlı "Müdür Yardımcıları", Müdür Yardımcılarına bağlı "Öğretmen" gruplarının olduğu, Öğretmenlere bağlı "Öğrenciler" (Subaylar) olduğu,

Müdürlerin tüm sorumluluk bölgesini denetleme ve kontrol etme yetkisinin bulunduğu,

Müdür Yardımcılarının haftalık toplantılar düzenlediği, bu toplantılara tüm öğretmenlerin katıldığı, öğretmenlerin öğrenci subaylardan aldığı aidat(himmet) ve bilgileri Müdür Yardımcısına bu toplantılarda verdikleri,

 

 

Toplantıların başka örgüt mensupları adına kiralanmış evlerde yapıldığı, toplantılara cep telefonu ile katılmadıkları, cep telefonlarının açık olarak kendi ikametlerinde bıraktıkları,

Bir ilden başka bir ile ataması yapılan subayın aynı zamanda örgütsel manada da devrinin yapıldığı, hangi ile gidecekse mevcut ildeki sorumlu abisi tarafından o ile götürülerek yeni abisi ile tanıştırıldığı,

Öğretmenlerde iki adet telefon bulunduğu, başkaları adına hatlar bulunan bu iki telefondan birisi ile müdür Yardımcısı, diğeri ile de kendilerine bağlı öğrenci (subay) ile irtibat kurdukları, öğrencilerin (subaylar) öğretmenleri (sorumlu abi) kontörlü telefonlardan arayarak irtibat kurdukları,

Müdür Yardımcısında ise bu telefonlara ilave olarak örgütün sivil (mahrem yapı dışındaki) kanadı ile irtibat kurmak için kullandığı bir telefon daha bulunduğu,

Son dönemde Müdürlerin iletişimde tabletleri kullanmaya başladıkları, Müdürlerin kullandıkları telefon ve tabletlerde «Panik Buton» adında bir uygulama bulunduğu, bu butona basıldığında cihazın tüm hafızasının geri getirilemeyecek şekilde silindiği tespit edilmiştir.'' husuları tespit edilmiştir.

 

 

Bu bağlamda yapılan soruşturma sonunda;

Fetullahçı Terör Örgütünün Türk Silahlı Kuvvetleri içerisindeki uzantıları tarafından gerçekleştirilen 15 Temmuz 2016 başarısız darbe girişimi sonrası başlatılan operasyonlar sonucunda alınan ifadeler, elde edilen bilgi ve belgeler ışığında yapılan çalışmalarda;

Örgütün Türk Silahlı Kuvvetlerinde sivil yapılanmanın dışında farklı bir yapılanmaya gittiği, tamamen hücre çalışması yapılarak birbirinden habersiz ve bağımsız üniteler oluşturulduğu, bu ünitelerinde sivil abilerin/imamların sorumluluğunda üst düzey kuvvet komutanları (general, albay, yarbay, binbaşı gibi), subaylar (teğmen, üsteğmen, yüzbaşı gibi) ve astsubay gruplarından oluştuğu,

-Örgütün Hava Kuvvetleri Komutanlığının Ankara Bölgesi Yapılanması'nı ikiye ayırdığı,

-Ankara 1.Bölge ve Ankara 2.Bölge olarak bir düzenleme yaptığı,

 

 

-Ankara 1.Bölgede:

Merzifon 5.Ana Jet Üs Komutanlığı,

Ankara Akıncı 4.Ana Jet Üs Komutanlığı,

Ankara Hava Lojistik Komutanlığı,

Ankara 11.Üs Komutanlığı/Etimesgut Hava Hastanesi,

Kayseri 12.Hava Ulaştırma Ana Üs Komutanlığının bulunduğu,

Bazı şüphelilerin (Hüseyin EDİŞ, Mahmut SİL, Müslüm MACİT, Sinan KURT) ifadelerinden de anlaşılacağı üzere hava kuvvetleri komutanlığına sızmış, Akıncı 4. Ana Jet Üssü Komutanlığı'nda pilot olarak görev yapan örgüt üyelerinin başarısız darbe girişimi öncesi Ankara'da olmaları yönünde verilen talimatlar da dikkate alındığında örgütün Akıncı 4.Ana Jet Üs Komutanlığı yapılanmasının çok ciddiye alındığı, bu üs komutanlığında jet pilotları içerisinde en üst nokta olduğu kabul edilen F16 pilotu yetiştirilen tek eğitim filosu olan 143. Filo'nun (ÖNCEL FİLO) bulunduğu, yine F-16 pilotlarının bulunduğu, bu nedenle örgütün bu üs komutanlığına çok önem verdiği, yapılanmanın bu üs komutanlığında büyük bir gizlilik içerisinde yürütüldüğü, örgüt adına faaliyet yürüten sivil abiler/imamlar ile kendi ders/sohbet grupları içerisinde bulunan subayların kesinlikle kod isim kullandıkları, gerçek isimlerini kullanmadıkları, daha çok farklı bir örgüt mensubunun kiraladığı evlerde örgütsel toplantıların yapıldığı, toplantılarda cep telefonlarının kullanılmadığı ya da şahıslar tarafından kendi ikametlerine açık bir şekilde bırakıldığı, son yıllarda örgütün jet uçağı pilotu olacak subayların belirlenmesinde etkisinin üst seviyelerde olduğu, Hava Harp Okulu'ndan mezun olan subayların İzmir / Çiğli'de bulunan Uçuş Okulu'nda eğitimleri sırasında sırasıyla 123. Filo (Başlangıç Uçuş Eğitimi), 122. Filo (Temel Uçuş Eğitimi) ve 121. Filo'da eğitim aldıkları, bu aşamada örgüt üyesi olmayan subayların yıldırma, eğiticiler tarafından düşük not verilme ve benzeri yöntemlerle jet pilotu olmalarının engellendiği, bu aşamalardan başarı ile geçen personelden alınan tercih formları ve başarı sıralamalarının jet pilotu olmak için baz alındığı, örgüt tarafından örgüt üyesi subaylardan jet pilotu olmak istemeyenlerin bu tercihlerinin kabul edilmediği, tercihlerini jet pilotu olmak şeklinde yapmalarının istendiği, F16 pilotluğu eğitimi / kursu için bu üsse gelen subayların büyük bir bölümünün Hava Harp Okulu'ndan itibaren titizlikle elemeye tabi tutularak örgüt tarafından belirlendiği, örgütün onay vermediği kişilerin F16 pilotu olamadıkları (son yıllarda F16 pilotu olan subayların büyük çoğunluğunun FETÖ Terör Örgütü üyesi oldukları, istisnai olarak örgüt üyesi olmamasına rağmen F16 pilotu olan subayların ise örgütün kendi kadrolarının yetersiz olması yada bu subayların kişisel başarı ve ilişkileri nedeniyle örgüt tarafından konulan engelleri aşmalarının etkili olduğu), 2013-2014-2015-2016 yıllarında Akıncı 4. Ana Jet Üs'süne F16 pilotluğu eğitimi için gelen tüm kursiyer sayısı ve örgüte bağlı kursiyer sayıları karşılaştırıldığında son yıllardaki kursiyerlerin neredeyse tamamının örgüt üyesi oldukları, bu bağlamda son yıllarda F16 pilotu olan subayların neredeyse tamamının örgüt üyesi oldukları, örgütün 15 Temmuz 2016 da gerçekleştirilen başarısız darbe girişiminde F16 (yada diğer jet uçaklarının) pilotu olan üyelerinin çok küçük bir bölümünü kullanmadığı,

hususları tespit edilmiştir.”

<< DARBE GİRİŞİMİ SONRASI ALINAN ACİL TEDBİRLER (1)DARBE GİRİŞİMİNİN ve DARBE GİRİŞİMİNE KARŞI ALINAN TEDBİRLERİN ETKİLERİ >>


Değerli Haberturk.com okurları.

Haberturk.com ekibi olarak Türkiye’de ve dünyada yaşanan ve haber değeri taşıyan her türlü gelişmeyi sizlere en hızlı, en objektif ve en doyurucu şekilde ulaştırmak için çalışıyoruz. Yoğun gündem içerisinde sunduğumuz haberlerimizle ve olaylarla ilgili eleştiri, görüş, yorumlarınız bizler için çok önemli. Fakat karşılıklı saygı ve yasalara uygunluk çerçevesinde oluşturduğumuz yorum platformlarında daha sağlıklı bir tartışma ortamını temin etmek amacıyla ortaya koyduğumuz bazı yorum ve moderasyon kurallarımıza dikkatinizi çekmek istiyoruz.

Sayfamızda Türkiye Cumhuriyeti kanunlarına ve evrensel insan haklarına aykırı yorumlar onaylanmaz ve silinir. Okurlarımız tarafından yapılan yorumların, (yorum yapan diğer okurlarımıza yönelik yorumlar da dahil olmak üzere) kişilere, ülkelere, topluluklara, sosyal sınıflara ırk, cinsiyet, din, dil başta olmak üzere ayrımcılık unsurları taşıması durumunda yorum editörlerimiz yorumları onaylamayacaktır ve yorumlar silinecektir. Onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisinde aşağılama, nefret söylemi, küfür, hakaret, kadın ve çocuk istismarı, hayvanlara yönelik şiddet söylemi içeren yorumlar da yer almaktadır. Suçu ve suçluyu övmek, Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur. Bu nedenle bu tarz okur yorumları da doğal olarak Haberturk.com yorum sayfalarında yer almayacaktır.

Ayrıca Haberturk.com yorum sayfalarında Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinde doğruluğu ispat edilemeyecek iddia, itham ve karalama içeren, halkın tamamını veya bir bölümünü kin ve düşmanlığa tahrik eden, provokatif yorumlar da yapılamaz.

Yorumlarda markaların ticari itibarını zedeleyici, karalayıcı ve herhangi bir şekilde ticari zarara yol açabilecek yorumlar onaylanmayacak ve silinecektir. Aynı şekilde bir markaya yönelik promosyon veya reklam amaçlı yorumlar da onaylanmayacak ve silinecek yorumlar kategorisindedir. Başka hiçbir siteden alınan linkler Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında paylaşılan tüm yorumların yasal sorumluluğu yorumu yapan okura aittir ve Haberturk.com bunlardan sorumlu tutulamaz.

Haberturk.com yorum sayfalarında yorum yapan her okur, yukarıda belirtilen kuralları, sitemizde yayınlanan Kullanım Koşulları’nı ve Gizlilik Sözleşmesi’ni peşinen okumuş ve kabul etmiş sayılır.

Bizlerle ve diğer okurlarımızla yorum kurallarına uygun yorumlarınızı, görüşlerinizi yasalar, saygı, nezaket, birlikte yaşama kuralları ve insan haklarına uygun şekilde paylaştığınız için teşekkür ederiz.

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Kalan karakter : 2000