ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Pek yakında Türkiye’nin 11. Cumhurbaşkanı olarak Köşk’e çıkmaya hazırlanan Abdullah Gül’ün üzerinde dönen tartışmaların en başında, eşi Hayrünnisa Hanım’ın türbanı geliyor. Bu tartışmalar sırasında Başbakan Erdoğan’ın, Atatürk’ün eşi Latife Hanım’ı örnek göstermesi, konuyu başka bir düzleme taşıdı. Latife Hanım gerçekten türbanlı mıydı?

Onun için örtünme ne anlama geliyordu. Bu soruları, Latife Hanım’ın yaşayan en yakın akrabalarından Mehmet Öke yanıtladı

Türkiye yakında 11. Cumhurbaşkanı’nı karşılamaya hazırlanıyor. Abdullah Gül’ün Çankaya Köşkü’ne çıkmadan önceki süreci de epey problemli geçti. Bu problemlerin en önemlilerinden biri de eşi Hayrünnisa Gül. Çünkü Hayrünnisa Hanım, Cumhuriyet tarihi boyunca Köşk’e çıkan ilk türbanlı first lady olacak. Bu tartışmalar sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Atatürk’ün eşi Latife Hanım ve annesi Zübeyde Hanım da türbanlıydı” demesiyle tüm gözler bir kez daha Cumhuriyet tarihinin ilk first lady’sine çevrildi. Ve Latife Hanım’ın başı kapalı fotoğrafları bir kez daha gündeme geldi. Latife Hanım, Atatürk’ten boşandıktan sonra inzivaya çekildi ve 1975 yılında vefat etti. Bu sırları sadece Latife Hanım’ın çok yakın aile üyeleri biliyor. Fakat onlar da Latife Hanım’ın vasiyeti üzerine konuşmuyor. Ama Latife Hanım’ın bu türban tartışmalarının içine çekilmesinden çok rahatsız olan aile üyelerinden biri konuşmayı kabul etti. O da Mehmet Öke... Mehmet Öke, Prof. Dr. Nevzat Öke ile Gülümser Öke’nin oğlu. Gülümser Öke, Latife Hanım’ın çok sevdiği kızkardeşi Vecihe İlmen’in kızı. Mehmet Öke bu röportajda sadece kendisi ve annesi adına konuştuğunu özellikle vurguluyor.

Çok net bir soruyla başlamak istiyorum. Latife Hanım türban takar mıydı?

Hayır. Çok kesin bir hayır dedim, çünkü o anladığımız mantıkta türban takmazdı. O zaman şehirde yaşayan kadınlar kollarının, boyunlarının bir kısmının gözükmesinden rahatsız olmazdı. Bu şehirlerdeki yüksek burjuva yahut saray çevresine mensup kişilerde zarifleştirilmiş bir din yorumuydu. Evet, sokağa çıkarken başlarına bir örtü alıyorlardı. Ama bu sadece sokak içindi. Bu dönemde Latife Teyzem peçeyi çıkarmış bir kadındır. Latife Hanım, Mustafa Kemal’le evlenince kocasının devlet reisi olmasından hareketle bir görev bilinci içinde hareket etti.

Nasıl bir görev bilinci bu?

Kocasıyla Anadolu’yu gezerlerken peçesini çıkardı. Kocasıyla yan yana durdu, erkeklerin önüne çıktı, erkeklerin önünde kocasının isteğiyle konuşma yaptı. Beraber cuma namazında saf tuttular, üstünde o sırada binici pantolonu ve ceketi vardı. Üzerine de pelerin gibi bir örtü almıştı sadece. Bunu kadın ve koca yan yanadır, beraberdir ve yüzü açıktır diye bir mesaj vermek için görev bilinciyle yaptı. Yani normalde açık ve modern olan bir kadın, Köşk’e çıktığı zaman oraya kocasına mevkiinden dolayı herhangi bir laf gelmesin diye kapandı. Bu çok önemliydi çünkü karısının kılığından dolayı Paşa’ya karşı bir muhalefet geliştirilmeye başlanmıştı.

Zaten bir gezi sırasında Latife Hanım’ın kıyafetinin uygun olduğuna dair bir fetva alınmış.

Evet, Adana gezisi sırasında böyle bir şeye ihtiyaç duydular.

Şartlar gereği böyle yapması gerekiyordu dediniz. Şartlar böyle olmasa Latife Hanım kapanır mıydı?

Hayır. Çünkü Latife Teyzemin söylediği bir laf var. Moskova sefirinin eşinin bir dergide tuvaletiyle fotoğrafı çıktığı zaman “Ah, keşke benim de fotoğraflarım böyle çıksa” demiştir. Ama bu bir özenti değildir, o böyle bir toplumun içinde yetişti. Bunu gavur İzmir diye niteleyenler olabilir ama teyzem böyle yetiştirildi. Latife Hanım peçeyi çıkarmıştır. Ve örtünün de sonunda muhakkak çıkarılması gerektiğini söylemiştir. Ama Mustafa Kemal’le bu konuda farklı düşünürler. Mustafa Kemal “Elimde güç olsa tüm kadınların başını bir gecede açtırırım” der. Latife Teyzem de “Bu devrimle değil evrimle olur. Kadının açılması için bilinç sahibi olması gerekir. Kadın eğitilmeli ki bu bilince sahip olsun” der.

Zorla açmak doğru değil

Kimseyi zorla açıp kapayamayız yani.

Bir kere bu insan haklarına aykırı bir şeydir. Bunu Allah kelamı olarak kabul ettikten sonra o insana başını zorla açtırmak mümkün değil. Kadına karşı bir ayrımcılıktır. Latife Hanım kendi düşünceleri çerçevesinde türban, peçe takmayan bir kadındır. Ama kocasının yanında yurt gezilerinde kapanmıştır. Bunun dışında diplomatik mekanlarda, aile çevresinde kapanmamıştır. Boşandıktan sonra bir daha hiç kapanmamıştır.

Ailesinde kapalı olan var mıydı?

Hayır, hiçbir zaman olmadı. Annesi çok eski fotoğraflarında bile saçını ve dekoltesini gösterebiliyordu. O dönemlerde şehirlerde bunu modernleştirdiler, fakat köylerde insanlar başlarını kapatmaya devam ediyordu. Fotoğraflarda, sen de görüyorsun, saçları gözüküyor, boyunları gözüküyor. Ama şimdi ne diyoruz? Boyun gözükmeyecek. O zaman Hayrünnisa Hanım’ın türbanı nasıl olacak?

Ama Latife Hanım’ın bazı fotoğraflarında boynu tamamen kapalı.

İşte onlar Anadolu’yu, köyleri gezerken giydiği kıyafetler. O zamanın anlayışıyla bugünün anlayışı farklı. Bu tamamen köylülükten ileri gelen bir kapanmadır.

Biraz feragat da lazım

Sizce teyzeniz ve Hayrünnisa Hanım arasındaki en büyük fark ne?

Latife Teyzem köşke çıktığı zaman görev bilinci içinde çıkmıştı. Teyzemin bir misyonu vardı, o da Türk kadınını modernleştirmek. Hayrünnisa Hanım da çok çalkantılı bir dönemden sonra Köşk’e çıkıyor. Onun da görevi Türkiye’yi birleştirmek ve bütünleştirmek. Kimse Hayrünnisa Hanım’dan son derece dar, uzun kuyruklu, yırtmaçlı bir kıyafet giyip çıkmasını beklemez. Ama kimse bazı şeylerden feragat etmeden bir makama sahip olamaz.

Yani görevi gereği başını açmalı.

Hayır, açmamalı. Ama resmi törenlerde, Köşk’te verilen resmi davetlerde, yurtiçi ya da yurtdışında kocasının yanındayken, Türkiye’yi temsil ettiği her olayda başını açmasa bile kabul edilebilecek bir başörtüsü ya da saç modeli uygulamalı. Hayrünnisa Hanım’ın inancı bu. Ve onu bir kenara koymasını bekliyoruz. Bu çok zor. Ama nasıl ki Latife Teyzem kocasının yanında bazı şeylerden feragat etti, Hayrünnisa Hanım’ın da feragat etmesi lazım.

84 yıl öncesi ile bugünün şartları farklı

“Dönemin şartları gereği böyle yaptı” diyorsunuz. O dönemin şartı buysa, bu dönmemin şartı da bu o zaman. O zaman Hayrünnisa Hanım ne yapmalı?

Hayır, bir kere üzerinden 84 sene geçti ve Türkiye modern bir ülke. Dindar vatandaşlarımız da ve laik vatandaşlarımız da var. Ateistler de, antagonistler de var. Cumhurbaşkanı eşi demek sadece ‘eş durumundan’ demek değildir. Hayrünnisa Hanım tüm Türkiye’nin first lady’si olacaktır. Ben Abdullah Bey’in çok iyi bir cumhurbaşkanı olacağına inanıyorum. Ama diyor ki “Ben cumhurbaşkanı olacağım, eşim değil” diyor. Haklı. Ama cumhurbaşkanı eşi olmak da çok önemli sorumluluklar getiriyor. Birleştirici ve bütünleştirici olmak zorunda.

Yiğit KARAAHMET
 

Akşam


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Tüm yorumları göster(54)
Kalan karakter : 2000