ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
Cumhurbaşkanı Sezer' i şimdi "el üstünde" uğurlayan "Cumhuriyetçiler" de, bir "antidemokrat" tan kurtulduğunu düşünen çeşit çeşit diğerleri de, "Sezer'in ilk dönemi" ni hatırlamak istemiyor.
Bilmiyorum; Cumhurbaşkanı'nın kendisi kendini, o dönemi nasıl hatırlıyor?
Çünkü, o dönem (belki şimdiki Sezer' inki de dahil) çok ezber bozuyor!
Çünkü, iki dönem var; her ikisinde de iktidarlarla çekişen bir Cumhurbaşkanı.
Sonuncuda "cumhuriyetçi refleksler, reaksiyonlar, dirençler"; ilkinde ise "demokratik direnişler, itirazlar, isyanlar".
Bu herkesin pozisyonunu da değiştiriyor!
Sezer, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak, Türkiye'de çok az kişinin idrak edebildiği bir "hukuk felsefesi" beyannamesi vermiş, demokrasinin temel taşının "vicdan özgürlüğü" olduğunu ilan etmişti:
İnanç özgürlüğünden basın özgürlüğüne, ifade özgürlüğüne.
Kendisini cumhurbaşkanı adayı yapan ve seçen; başta Ecevit, DSP - MHP - ANAP koalisyonuydu.
Ama "büyük çatışma" yı onlarla, hem de hemen, hem de temel ilkeler üstünden yaşadı.
Bugün "Sezer'le yandaş" olanlar da, "Sezer'e düşman" olanlar da, o çatışmadaki "demokratik özü" pek hatırlamıyor; hatırlamak da istemiyor.
Bilmiyorum Sezer nasıl hatırlıyor, ama hatırlatayım.
Dönemin üç büyük Çankayahükümet çatışmasını hatırlatacağım. Biri bugün, ikisi yarın.
Birincisi; "Memur kararnamesi".
Genelkurmay, "bin yıl sürecek 28 Şubat" ın devamı olarak Ecevit Hükümeti' ne bir "sipariş" vermişti; Memurların fişlenmesi!
Ve bu fişlemeye göre de kolayca görevden alınabilir, işten atılabilir, harcanabilir, damgalanabilir, vebalı kılınabilir hale getirilmesi.
Çok sayıda büyük asker, büyük medya, büyük sermaye siparişi gibi, hükümet bunu da emir telakki etmişti!
Bunu onca yıl sonra şimdi söylerken bile, belki ayıptır diye düşünüyorum ama;
Anayasa Mahkemesi Başkanı iken bir, iki yazımdan ötürü aramış olan Sezer, bu kez Cumhurbaşkanı makamından telefonu açmış, evimden direkt aramıştı:
Böyle bir kararnameyi asla onaylamayacağını, bir demeç gibi değil, bir derdi paylaşır gibi söylemişti.
Bir yedi yıldır bunu ve benzerlerini asla bu şekilde yazmadım.
O gün yazdığım da, Cumhurbaşkanı ile özel konuştuğum, onun beni hem de evimden aradığı, ne yapacağını bana özel olarak söylediği filan değildi.
O zaman Milliyet'te şöyle yazdım: "Bu Cumhurbaşkanı eğer o konuşmaları yapan demokrat Anayasa Mahkemesi Başkanı ise hâlâ, hükümetin bu kararnamesini asla onaylamaz."
Sadece hükümeti değil, Genelkurmay'ı da cepheden karşısına aldı ve onaylamadı.
"Demokratik ilkeler" e aykırı buluyordu. Bugünkü iktidarın nice bürokratı muhtemelen o fişlemenin muhatabı olacaktı.
Bugün onun halefi pozisyonuna gelen dönemin muhalefet milletvekili Gül ile arkadaşları ve bugün Sezer' e köpüren "iktidar yanlısı medya", o gün Sezer' e "helal olsun" diyordu.
Bugün "Sezerci" olanların çoğu ise köpürüyordu tabii.
SABAH

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
2000
Tüm yorumları göster(17)
Kalan karakter : 2000