Hiper empatinin kimseye bir faydası yok
İzlediğiniz dizinin karakterinin bile acısını yüreğinizde hissetmeye mi başladınız? Kendinizi süper kahraman gibi hissettiren 'hiper empati'nin kişiliğinizi esir alması an meselesi
Unutma endişesiyle elinden düşürmediği notlar kendi hayatıyla değil hep başkalarınınkiyle ilgiliydi. İş çığrıdan çıkınca tüm notları yırtarak sorumluluktan kurtulacağını sandı. Kâğıtlar uçup gitse bile not ettiği görevler beynini kurcalamaya devam etti ve rahatsız edici bir boyut kazandı. Hiper empati ya da duyarlılık onu ele geçirmişti. HT Pazar'dan Sema Ereren'in haberi...
Şu sıralar yeni bir eve taşınmış, yeni bir işe ya da okula başlamış olabilirsiniz. En çok bu zamanlarda, yeni ortamlarda başkalarının güvenini kazanmak, kendini kabul ettirmek için aşırı duyarlılık ve empatiye kendimizi kaptırıyoruz. Elbette ardında yatan başka sebepler de var. Şimdi “Bunun neresi kötü?” diyebilirsiniz. Ancak söz konusu olan hayatınızı başkalarının ele geçirmesi... Yale Üniversitesi’nde duygusal zekâ üzerine araştırmalar yapan merkezden Doç. Dr. Robin Stern, “Birisi onunla empati yapabildiğinizi anladığında size güven duymaya başlar. İlk aşamada her şey normaldir ama ‘başkasıymış gibi’ hissetmekte aşırıya kaçmak kendinizi ihmal sürecini başlatır, kendinize yabancılaşırsınız” diyor. Stern’e göre kendi duygu, ihtiyaç ve arzularını başkalarınınkini önemsemekten dolayı boş vermişlik, anksiyeteyi, kendi içinizde duygusal çatışma yaşamayı ve depresyonu kaçınılmaz kılıyor. Zira herkesin her şeyine yetişmek şartmış hissiyle aşırı empati yapmak kişinin benlik duygusuna zarar veriyor, kendini kendine küstürüyor. Kendini boş vermişlikte “Komşu ne der?”, “İş arkadaşım ne düşünür” gibi sorular beyni yiyip bitiriyor. Bu kişiler sadece kendilerinde olan bir tür süper güçleri olduğuna ve bu gücü kullanmaları gerektiğine inanıyorlar.
Sonra ne mi oluyor? ‘Hiper empatikler’, kendilerini yok saymaya başlar, kendileri olmaktan çıkarlar. Kişilik, arzu ve ihtiyaçlarını yok saymayı öğrenirler. Gitgide herkesin kaosunun içinde bulurlar kendilerini. Üstelik bu kişilerin yakın arkadaşınız ya da aile bireylerinden biri olması şart değildir; yılda bir defa gördükleri komşu teyzenin hatta tanımadıkları birinin, bir dizi karakterinin sorunu bile dertleri olabilir. Bu dünyadaki herkesin konforundan kendilerini sorumlu tutar, buna kendilerini adarlar. Bu, omuzlarında ağır bir yük ve strese sebep olur. Herkesin hayatını kolaylaştırma çabalarından ne kendilerini düşünecek enerjileri ne de zamanları kalır. Zaman içinde kontrol altına alamadıkları için ağır bir suçluluk duygusu baş gösterir. Ve sendrom, kendilerine olan sevgilerini bile tüketebilir.
AYNA NÖRONLAR
İşin özüne biraz daha yakından bakalım... “The Age of Empathy” (Empati Çağı) kitabında psikolog Frans de Waal “Evet, empati kökenimizde var, bundan 20 yıl önce empati yapmak ya da yapmamak kişinin bilinçli bir kararı sanılırdı. Ancak bu istemsiz bir davranış, otomatik olarak devreye giriyor ve insanoğlu her şeyde olduğu gibi bunun da normal sınırlarını zorlamaya çok müsait” diyor. Ve ekliyor: “Bir yakınının vefat ettiğini anlatan kişi, beynimizdeki oksitosin hormonunun salımını artırabilir. Bu bir annenin bebeği ağlarken verdiği reaksiyondan farksızdır. Oksitosin miktarının artması ve ayna nöronların aktif hale gelmesiyle de empati dozu tavan yapar.”
Diğer yandan kimi araştırmalar empati kapasitemizin spesifik nöronlardan kaynaklı olduğuna da dikkat çekiyor. Bu nöronların ismi ise ayna... Hiper empati duygusuyla kendini bile hiçe sayan kişiler, taklitçi ‘ayna’ nöronlar sebebiyle karşısındakilerin hislerini, içinde bulunduğu durumları adeta bir ayna gibi kullanır, hatta yaşayan kişiden bile fazla hisseder. Kimi zaman fiziksel bir acıyı bile kendi vücutlarında duyabilirler. Zamanla bu bir çeşit kişilik bozukluğuna yol açar. Bir de bu nöronlar önceden deneyimlediğimiz şeyleri karşımızdakinin yaşaması durumunda, o an o sorunla boğuşmasak da yaşıyormuşçasına hatta beterini hissettirirler. “Başkaları hakkımda ne düşünür?” endişesiyle tutarsız davranışlar da sergiledikleri görülür. Dahası Washington’daki Pew Araştırma Merkezi, ‘süper’ ya da ‘hiper’ empatinin dijital çağda daha da arttığına dikkat çekiyor. Çünkü daha önceden haberimiz olmuyordu ama artık sosyal medyada herkesin acısından, kaybından haberdar oluyoruz.
Peki en çok kimler empatiye kendini fazla kaptırır? Özgüven eksikliği olanlar, kabul görme kaygısı yaşayanlar, dışlanmışlıktan yorulanlar, sevgi ihtiyacı duyanlar, duygularına değer verilmeden büyüyenler, baskı altında büyüyenler, sorumluluk almakta zorlananlar (ters bir durumda ne de olsa başkalarını suçlayabilirler) kişiliği gelişmemiş kişiler, travmatik olaylar yaşayanlar daha çok risk altında.
EMPATİ 3’E AYRILIR
Pennsylvania Üniversitesi’nden Anneke Buffone mesele üzerine kafa yoran isimlerden sadece biri... Buffone “Empati iyidir sanıyoruz ama hayatınızın bundan pozitif mi yoksa negatif mi etkileneceği sizin perspektifinize kalmış” diyor. Stanford Üniversitesi psikoloji bölümünden Yrd. Doç. Dr. Jamil Zaki de “Başkaları için ters giden şeyleri düzeltme çabası anormal değil taa ki başkaları için kendinizi kaybedene dek” diyor. Zaki, psikologların empatiyi 3’e ayırdığını söylüyor. Bunlar meseleyi düşünmeanlama yani bilişsel empati, derinden hissetme yani duygusal empati, durdurmak adına harekete geçme yani merhamet ya da acıma empatisi. “Zihinsel empati, başkasının ne düşündüğünü, hissettiğini anlar. Bu tıpkı okuduğunuz romandaki karakterle kendinizi bağdaştırmak gibidir. Duygusal empati, karşınızdakinin duygusunu adeta kendi içinde hisseder. Acıma empatisindeyse başkasının gördüğü zarar hakkında endişelenir ama nispeten mesafeli kalmayı başarır, içselleştirmez. Bu tür empatide beynin başka bölümü harekete geçer ki bu motivasyonla yakından alakalıdır. Duygusal empati acıyı hissetmenize sebep olurken, merhamet ya da acıma empatisinde yardım etme arzusu uyanır. Ancak türü ne olursa olsun, her şeyin olduğu gibi empatinin de aşırısı zarar.
‘DUYGU TAKLİTÇİSİ OLMAYIN’
İşin ciddi bir boyut kazanmasıyla mesele üzerine yapılan araştırmaların sayısı arttı. ABD’deki Wisconsin Üniversitesi psikoloji ve psikiyatri bölümlerinden Prof. Richard Davidson, “Empati üzerine yapılan nörobilim araştırmaları gösteriyor ki, biriyle empati yaptığınızda beynimizde karşımızdakiyle aynı şeyi hissetmek için bir tür aktivasyon gerçekleşir, ancak ayna misali aynı karın ağrısını hissetmek günün sonunda ne size ne de acıdığınız kişiye faydalıdır. Yani duygu taklitçisi olmayın” diyor. Connecticut Üniversitesi’nden gelişim psikolojisi uzmanı Doç. Dr. Rhiannon Smith ise “Kabul etmeliyiz ki başkalarının problemi başkalarına ait... Kendi ruhsal sağlığınız için limit koymayı öğrenmekten başka çıkış yolu yok!” diyor.
Empatinin size zarar vereceği dozu her yaşta öğrenmek mümkün. Zararın neresinden dönsek kâr. Psikoterapi, aşırı dozda empati sonucunda benlik duygusunu kaybetmeyle mücadele için uygulanan en etkili yöntemlerden sadece biri. Bu yolla kişiyi kabul görme kaygısına iten sebepler çözümlenmeye çalışılıyor. İşin bir başka uzmanı davranış bilimleri üzerine araştırmalar yapan Dr. Marcia Reynolds... Reynolds, soruna adım adım çözüm bulunabileceğine dikkat çekiyor.
✔ Tansiyonu düşür: Derin nefes alarak vücudunuzdaki tansiyonu düşürün.
✔ Sıyrıl: Başkalarıyla ilgili zihninizi kurcalayan tüm düşünceleri temizlemeye kendinizi zorlayın.
✔ Alt et: Nasıl hissetmek istediğinizle ilgili 1-2 duygu durumu seçin. Kendinizi kaptırdığınız duygu rahatsızlık boyutuna varmadan siz onu alt edin. Ve unutmayın: Herkese karşı iyi olmaya çırpınarak bir yere varılmıyor. Zaten mutlaka birilerini tatmin edemiyoruz, değil mi?