ÖZEL RÖPORTAJLAR HABERLERİ

03 ARALIK 2016

Oyuncu ve tenor Atılgan Gümüş ve tenor Cenk Bıyık, 20 yıl önce konservatuvarda başlayan arkadaşlıklarını geçen yıl ‘Two Tenors’ adıyla sahne şovuna dönüştürmeye karar verdi. Türküden, R&B’ye birçok müzik türünü operayla harmanlayarak sahnede müzik düellosuna tutuşan eski dostlar, orkestra ve dansçılarıyla birlikte her ay Pera Palas’taki sahnede izleyiciyle buluşacak. ‘İki tenor’ bu yılki sahnelerine başlamadan önce şovlarını HT Magazin’e anlattı.

Operayla birleştirdiğiniz müzikal bir şov sahneliyorsunuz. Bize ‘Two Tenors’ şovundan bahseder misiniz?

Atılgan Gümüş: Opera severlerden ziyade sadece müzik sevenler için tasarlanmış bir şov bu. Operanın o ağırlığı, ürküten yanı bizde asla yok. Zaten bu şovun içinde farklı türden müzikleri operayla harmanlanıyoruz. Hayatında hiç opera dinlememiş birinin de hayatı opera dinleyerek geçmiş birinin de çok rahat bir şekilde, aynı ortamda bizi dinleyip aynı zevki alacağını düşünüyoruz.

Cenk Bıyık: Bu şovda biz sadece şarkı söylemiyoruz, kendi hikâyemizi anlatıyoruz. Atılgan ve Cenk olarak sahneye çıkıyoruz. 20 yıl ne yaşadıysak, o dostluğu seyirciyle paylaşıyoruz. Bunu da yaptığımız meslekle harmanlıyoruz. 12 Ekim Çarşamba günü 20.30’da Pera Palas’ta sahne alacağız. Şovumuz ayda bir gerçekleşecek.

‘20 SENELİK BİRİKİMİMİZ VAR’

Aranızdaki dostluğu şova dönüştürme fikri nasıl ortaya çıktı?

A.G.: Aklımızda olan bir şeydi aslında ama Cenk yurtdışındaydı. Cenk’i kendi sahneme davet ettim. ‘Elektriği birbirimize zerk edelim bakalım insanlar ne tepki verecekler’ diye düşündüm. Çok güzel tepkiler aldık. Bunu da bizden başka kimse yapamaz çünkü 20 senelik bir birikim var.

C.B.: İnsanlar izleyip gördükten sonra ilk tepkileri de bu yönde oluyor. Mozart’ın müziği gibi, bir nota çıkarıp bir nota eklersen bütün düzen bozulur. Bu da öyle bir şey. Aramızda acayip bir sinerji var.

Atılgan ve Cem’i yazılı bir metin üzerinden mi oynuyorsunuz yoksa doğaçlama mı gelişiyor?

A.G.: Oyunun yazılı bir metni var ama her şeye açık. Çünkü sahnede bizim bir müzik düellomuz var. O düellonun jüri üyesi de seyirci. Hangi müzik türünün daha iyi olduğu konusunda bir elememiz var. Bir gazeteci arkadaşımızın tabiriyle, operanın Hacivat ve Karagöz’ü gibiyiz. Yani yazılı bir şey var ama her an her şey değişiyor.

C.B.: Birbirimizi sahnede gömebiliyoruz ya da yüceltebiliyoruz.

Seyirci bu düelloya nasıl dahil oluyor?

A.G.: ‘MC’ dediğimiz sürpriz bir sunucumuz var, herkesin çok yakından tanıdığı, ünlü bir oyuncu. Kim olduğunu insanlar salonda görsün istiyoruz. O izleyicilere soruyor. Bu işin tabii mizansen kısmı. Bir alkışmetremiz var, ekranda alkışlarla belirleniyor.

Şovun içerisinde ne tür müzikler icra ediliyor?

A.G.: Heavy metal, türkü, opera, rock, müzikal, arabesk, caz, soul, R&B var. Canlı orkestramız ve dansçılarımızla gerçekleştiriyoruz.

C.B.: Beyonce bile var öyle diyeyim. Bizi hayal edemediniz tabii şimdi ama gerçekten çok ilginç. n Popla klasiği mi birleştiriyorsunuz? A.G.: Hiçbir şeyi birleştirmek değil aslında bizim derdimiz. İyi müziğin organik şekilde bir araya gelmesi durumu.

Popla klasiği mi birleştiriyorsunuz?

A.G.: Hiçbir şeyi birleştirmek değil aslında bizim derdimiz. İyi müziğin organik şekilde bir araya gelmesi durumu.

Kaç kişilik bir ekiple çalışıyorsunuz?

A.G.: Bizim şovumuz aslında büyük sahne için tasarlanmış bir şov ama İstanbul’da bu işe inanabilecek sahne pek yok. Sahne sahipleri ve yöneticileri nazlı gelin gibi olduğu için sahne sorunu var. Bu iş vizyonerlik istiyor. Pera Palas bu vizyonerliği göstermiştir. Pera Palas’a uygun bir formatta küçüldük. Sahne üzerinde 18 kişilik bir şov.

Seyirci hangi duyguları yaşayacak?

C.B.: Hepsi var. Gülmekten yere yatıran anlar da bütün salonun ağladığı anlar da.

‘Türk olduğumuza inanmıyorlar’

Geçen yılki gösterileriniz ardından nasıl tepkiler aldınız?

A.G.: ‘Hiçbir şeyini değiştirmeden gidin Vegas’ta oynayın’ dediler.

C.B.: Oyunu İngilizce ve Almanca da oynayabiliyoruz. İlk şovumuzu Antalya’da İngilizce yaptık zaten. Böyle avantajlarımız da var. Pera Palas için de bu iyi oldu çünkü buranın müşterisinin çoğu yabancı ve burası otel değil, bir müze. O yüzden güzel oldu.

Operaya popülerlik kazandırma amacınız var mı?

C.B.: Yaptıkça göstermek istiyoruz, böyle bir amaç var.

A.G.: Anadolu insanı iyi bir şeyi kabul eder ama nasıl verdiğinle alakalı. Anadolu’nun her yerinde insanlara farklı müzikleri dinleme fırsatını vermek önemli. Belediyelerin talep etmesi lazım.

Şovu izleyenlerden gelen en ilginç yorum neydi?

C.B.: Yaptığımız şey zaten ilginç olduğu için ilginç yorumlar geliyor.

A.G.: Yabancılar izlediğinde Türk olduğumuza inanmıyorlar, ‘Siz gerçekten Türk müsünüz?’ diye soruyorlar. Biz de bunun karşılığında soruya soruyla cevap veriyoruz, ‘Neden böyle bir fikre kapıldınız?’ diyoruz. Kendi kültürümüzü ve vizyoner tarafımızı göstermemiz gerek. Artık ihraç etmeye başlamamız lazım.

C.B.: ‘Sanat evrenseldir’ diye bütün dünya bağırıyor ama yarın Viyana’ya gitmek istesen vizen yoksa gidemiyorsun. O yüzden bir şeyleri gözlerine sokmamız lazım.

Bu şovu Haldun Dormen süpervizörlüğünde gerçekleştirdiniz. Haldun Dormen’in bu konudaki desteği nasıl oldu?

A.G.: Haldun Bey hem hocam, hem arkadaşım, hem meslektaşım, hem de babam. 20 yıl önce hocam olduğu günden bu yana yaşamımın her önemli anında zaten vardı. Yaptığım her işte olduğu gibi ‘Two Tenors’da da yanımızda oldu.

‘Firmalar bu tarz işlere yatırım yapmalı’

Bu şovu İngilizce ve Almanca olarak da sahneleyebiliyorsunuz. Yurtdışında da yapmayı düşünüyor musunuz?

C.B.: Evet yapacağız. Avrupa’nın birçok yerinde olacak. Başta Almanya’da. Çünkü Almanya’da bu şov hem yabancı kesime hem de çok fazla sayıda olan Türklere hitap edecek bir şov. Gösteriyi, Atılgan o günün konseptine uygun, değişkenlik gösterebilecek şekilde yazdı. O nedenle Dubai bile gösteri yapacağımız yerler arasında.

A.G.: Ama gerçekten asıl hedef Vegas.

Vegas’ta sahne almak için girişiminiz oldu mu?

C.B.: Bunun olması için gösteriyi önce ispatlamak gerekiyor.

A.G.: Şu anda orayla görüşüyoruz desek biraz hayal olur ama uzak bir hayal değil. Bu, vizyonla ve yatırımla alakalı bir şey. Biz sahnede güçlüyüz ama dünya böyle dönmüyor. 

Ebru AYAZ / HABERTÜRK MAGAZİN


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300