ÖZEL RÖPORTAJLAR

29 MART 2017

Başarılı bir gazeteci, ekonomist ve sunucusunuz, bu yoğunluk içinde kitap yazmaya nasıl vakit buldunuz?

Aslında çok uzun yıllardır aklımda olan bir projeydi. Daha çok Türk milletinin parayla ilişkisini yazmak istiyordum. Bunu da mizahi bir dille yapmak istiyordum ve organize olamıyordum. Hep şunu diliyordum; bir yayınevi ekrandan görsün beni, ‘Bu kadından iyi bir yazar olur’ desin. Önüme sözleşme gelmiş, ‘Şu kadar vaktin var, kitabı yaz’ desinler diye hayal ediyordum. Hakikaten bir gün aynı şey oldu. Facebook’tan bir yayınevi bana bir mesaj attı. ‘Kitap yazma projeniz var mı, varsa sizinle çalışmak istiyoruz’ dediler. Böyle başladı. Başka türlü kendim disipline olamıyordum. Böylelikle bu kitap ortaya çıkmış oldu.

Kitabınızın içeriği nedir?

Hepimiz yüksek enflasyonla ve devalüasyonla çok sınandık. Özellikle 80’den sonra çok değiştik. Daha kalender, komşunun açlığını düşünen, görgüsüzlük yapmayan insanlarken 80’den sonra neoliberal düzenin bütün dünyaya yayılmasıyla birlikte gösterişe düşkün işadamlarına geçiş oldu. İşadamının, zenginin, paranın profili değişti. Bu davranışlarımıza da yansıdı; kendimizden başkasını düşünmeyen, kin duyan, para ve çıkar odaklı insanlara dönüştük. 35 yıllık sürece bakıldığında bu kadar fazla değişmek çok ürkütücü geliyor bana. Trafikte kavşağı açıktan alarak kazandığımız on dakika bizim rantımız. Kırmızı ışıkta geçiyorum, kuyrukta üç kişinin önüne geçiyorum. Aslında birey olarak hepimiz rantçıyız. Bir şeyleri değiştirmek istiyorsak önce kendimizden başlayabiliriz. Her gittiğim yerde duyduğum bir şey var: Sistem böyle. Sistem böyle ama sistemin bir parçasıyız. Sen kendinde bir şeyler değiştirdiğinde sistem de değişmeye başlayacak. Zannediyorlar ki, otomatik başımıza bir sistem gelecek ve ona ayak uyduracağız. Önce kendini değiştireceksin, bunu yapıp söylenmeyi bırak. Memleketin her yerinde dır dır ağaçları var. Dır dır edip duruyoruz ama kendimizle ilgili kişisel bir adım atmıyoruz. İsyanım buna. 

‘ALTINCI BASKIYI YAPTIK’

Kitaba geri dönüşler nasıl oldu?

Muhteşem oldu, bu kadar iyi dönüşler beklemiyordum. Bunu zaten konferanslardan, imza günlerinden çok net olarak görebiliyorum. Büyük bir ilgi var. Daha yolun çok başındayım. Acemi olduğum bir alan ama ilk kitap olmasına rağmen ilgi çok iyiydi. Çok kısa bir sürede altıncı baskıyı yaptı. 

Kitapta 80’lerin samimiyetini yansıtıyorsunuz, şimdilerde bu samimiyeti kaybetmiş durumdayız. Bu konu hakkında ne düşünüyorsunuz?

Bu konuda üzülecek bir şey yok, çağın gereği bu. Ah eskiler ne güzel demiyorum, hiç o kafada değilim. Her dönemin bir gereği var, dünya buraya doğru evrildi. Bunun da nimetleri var eskiden bulaşık makinası mı vardı? Anneler harıl harıl çalışırdı. Şimdinin de başka kolaylıkları var. İnsan kendini birey olarak şimdi daha çok gerçekleştirebiliyor. Yaratıcılıklarımız kabul görüyor. Hangi dönem olursa olsun önemli olan iyi bir insan olmak. Gerçeği bırakmamak, iyi insan olmaya çalışmak. 

Sizce bu algı nasıl değişecek?

Değişmesi gerekiyor mu emin değilim. Çünkü bireyler değişiyor. Belki de hiçbir zaman değişmeyecek çünkü teknoloji bunu değiştirecek bir şey vaat etmiyor. Giderek daha bireyselleşiyoruz ve bu bireyselleşmeyi doğru kullanmamız gerekiyor. Bireyselleşme kötü bir şey değil. 60’larda, 70’lerde olduğu gibi toplumsal hareketlerin taçlandırdığı bir dönemi yaşamıyor dünya. Ben bunu kredi kartına bağlıyorum kitapta. 90’lı yılların başında kredi kartının gelmesi tüm sorgulamaları, reaksiyonları ve isyanları bastıran bir şey oldu. Birey kitaptaki gibi kendini yapılandırırsa, kendini gerçekleştirirse güzel. Bireysel olun. Kendini bir kurtar önce, kabalıktan, eğitimsizlikten, bilmemekten kurtar. Bireysellik kötü bir şey değil kendinin farkına varırsın.

'İNTERNET BİR NİMET'

80’li yıllardan bu zamana kadar ekonomik olarak bizi pozitif yönde geliştiren araç nedir?

Ekonomik olarak bizi en çok geliştiren araç internet. İnternet çok büyük bir vaha, bir nimet. Başka şeyleri görmek, vizyon sahibi olmak için. Olabiliyor muyuz, bu ayrı bir konu.

Olumsuz yönde geliştiren nedir?

Kredi kartı. Başka bir yaratığa dönüştürüyor insanı. 90’ların başında hayatımıza giren üçleme vardır: İnternet, cep telefonu ve kredi kartı. Dünyayı eline aldı bu üçlü. Türkiye de bundan nasibini aldı. İnternet çok büyük nimet ama karşı savı olarak kredi kartı benliğini sorgulamanı engelleyen bir şey haline geldi. Kredi kartı hayatımıza girmeden önce aç açlığını, fakir fakirliğini bilirdi. Yoksun olmak gitti, yoksulluk başladı. Sorgulamak önemli. Açlığını bilmediğin zaman sorgulayacak bir şeyin de kalmıyor.

‘Zarafetimizi kaybetmeyelim’

2017’den dileğiniz nedir?

Kitapta bahsettiğim her şeyin yapılabildiği bir toplum olmamızı diliyorum. Zarafetimizi kaybetmediğimiz, inceliğimizi kaybetmediğimiz, ‘Teşekkür ederim’i de ‘Özür dilerim’i de çok kullandığımız bir yıl diliyorum.

‘Kitapların devamı gelecek’

Yazarlık kariyerinizi sürdürmeyi düşünüyor musunuz?

Düşünüyorum. Bunu bir üçleme yapmak istiyorum. Davranışsal ekonomiyi bu şekilde yazan yok. Bu tür analizler ve gözlemler eşliğinde yazan yok. Üçleme şeklinde istiyorum. Bunu bir kayda geçireyim, devamı da gelecek.

Hazal HAYIRLIOĞLU / HT MAGAZİN

 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
  • Misafir 17 Mart 2017 Cuma 12:17
    Akıllı ve çok güzel bir kadın.
  • Misafir 23 Şubat 2017 Perşembe 11:30
    keşke bizde olabilsek
  • Misafir 19 Şubat 2017 Pazar 19:59
    10 NUMARA 5 YILDIZ SIN SEN...
  • Misafir 13 Şubat 2017 Pazartesi 18:51
    bu kim ki?
  • Misafir 27 Ocak 2017 Cuma 08:05
    hayırlı olsun
Kalan karakter : 300