09 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA
Gazete Haberturk Yayın Koordinatörü Serdar Ali Çelikler, Sayım Çınar’ın sorularını yanıtladı. Çelikler’le muhabirliğe bakış açısını, gazeteciliğe nasıl başladığını, hakem hatalarının futbola etkisini, gay hakem tartışmasını ve Beşiktaş’ın şampiyon olup olmayacağını konuştuk.

Daha önce ekonomi muhabiriydiniz. Daha sonra futbol eleştirmenliği yapmaya başladınız. Neden ve nasıl böyle bir değişim geçirdiniz?

Gazeteciliğe stajyer muhabir olarak Yeni Yüzyıl gazetesi ekonomi servisinde 1996 yılı sonunda başladım. Füsun Dedehayır - Jale Özgentürk ikilisi ekonomi müdürlüğünü paylaşıyordu. Bir süre sonra stajyerlik bitti ve kadrolu muhabir olarak devam ettim. O dönem Yeni Yüzyıl ekonomi servisi ile Finans servisi ayrıydı. Finans-Ekonomi birleşip Abdurrahman Yıldırım Ekonomi Müdürü olduğunda da göreve devam ettim. Türk basını bir daha öyle ekonomi servisi bulur mu bilmiyorum. Bugün Habertürk’ün Ekonomi Müdürü Cüneyt Toros; Star Gazetesi Ekonomi Müdürü Oğuz Karamuk; CNN Türk’ün ekonomi yüzü Deniz Bayramoğlu; Nuray Tarhan; Vatan’da Necla Dalan; Milliyet’te Eylem Türk; Forbes’da Murat Arın; yine Star’da İbrahim Acar gibi bugün dallarının iyi gazetecileriyle o dönemde aynı servisteydik. Abdurrahman Yıldırım tedrisatından geçen bu isimlerin birçoğu yükseldi. Bugün iyi ki de Yeni Yüzyıl’da mesleğe başlamışım diyorum.

2000 Mart’ında askere gittim. Sonra halkla ilişkiler sektöründe çalıştım. 2002 yılında o dönem Sabah’ın ekonomi müdürü Yavuz Semerci’nin çağrısıyla mesleğe döndüm. Yedi ay daha ekonomi de çalıştıktan sonra Sabah yazı işlerinde editör olarak görev aldım. Bir buçuk yılın ardından Ergun Babahan’ın önerisiyle ve çok sürpriz bir şekilde Fotomaç’a Genel Yayın Yönetmeni olarak atandım.

Yazı işleri editörüyken spor gazetesine üstelik yayın yönetmeni olarak geçişiniz nasıl oldu?

 O dönem Fotomaç’ta bir süredir devam eden bir boşluk vardı. Ben de sporla ilgili biriyim. Yazı işlerindeki futbol sohbetlerimizin etkisi oldu diye tahmin ediyorum. Babahan, “Gazeteciysen her işi yaparsın. Yazı işlerisi, ekonomisi, sporu yok” dedi. Açıkçası denize attılar yüzme öğren dediler. Pazar tebliğ edildi, “Yarın başlıyorsun” dendi. Sonra 5.5 ay Fotomaç dönemimiz sürdü. Ardından yine Ergun Babahan ve Medya Grup Başkanı Kenan Tekdağ’ın desteği ile Sabah Spor Müdürü görevi verildi. O görevde Ergun Babahan ve Fatih Altaylı olmak üzere iki yayın yönetmeni; Turgay Ciner, TMSF ve Ahmet Çalık olmak üzere üç patron gördük. Heyecanlı bir üç buçuk yıl geçirdik.

Sabah Spor Müdürü’yken Habertürk gazetesine sürpriz bir şekilde getirildiniz. Gazetedeki üçüncü adam olarak görülmenizi neye bağlıyorsunuz?

Ahmet Çalık Sabah’ı aldıktan sonra sağ olsun bize çok memnun olduğu iki üç birimden biri olduğumuzu söyledi. Bir sorunumuz yoktu Sabah’ta. Ancak benim Ciner Grubu’na bir vefa borcum vardı. Sonuçta beni 29 yaşında yayın müdürü yapan hep arkamda duran grup bir yola çıkıyordu ve beni de yanlarında görmek istiyordu. Fatih Altaylı ile ilk görüşme 2008 Ekim ayında oldu. Zaten hemen tüm birim müdürleri belli olmuştu. Fatih Altaylı bana yazı işlerinde ihtiyacı olduğunu söyleyip yayın koordinatörü pozisyonunu önerdi. Görüşmemiz 20 dakika kadar sürdü. Ne sistem ne pozisyon ne de ücret pazarlığı yapmamıza bile gerek kalmadı. Bütün şartlar olumlu gelişince üç gün içinde Habertürk’e geçtim. Sabah yönetimi de anlayışla karşıladı ve hiçbir zorluk yaşamadan transferim gerçekleşti. Üçüncü adam tabiri ise çok doğru değil. Sonuçta Fatih Altaylı, Doğan Satmış ve Osman Gencer buranın ilk üç ismi. Benim için 3-5-8 gibi bir sıralama önemli değil. Bir adam çıkmış General Motor gibi bir devin battığı ortamda medya grubu kurmaya karar vermiş. Bir yayın yönetmeni çıkmış, “Seninle çalışmak istiyorum” demiş. 3’mü 5’mi önemli; bu yolda olmak mı?  Yazı işleri masasında oturan biriyim. Dört yıllık aranın ardından yazı işlerine geri dönmek ve bu grupta yeni bir gazete çıkarma ortamında yepyeni tecrübeler edinmek çok önemli. Bu meslekte muhabirlik yaptım, editörlük yaptım, gece yazı işleri müdür yardımcılığı yaptım. Yazı işleri müdürlüğü yaptım, ek çıkardım, yayın yönetmenliği yaptım, spor müdürü oldum, spor yazarı oldum, televizyon yorumculuğu yapıyorum. Hatta gazetecilikten önce kısa bir dönem reklamcılık bile yaptım. Şimdi de yeni bir gazete çıkarmanın heyecanını yaşıyorum. Ne biriktirsek kardır.

Futbolu seven bir adam gibi yaşadığınızı fazlasıyla hissettiriyorsunuz. Simon Kuper’ in dediği  gibi futbol sadece futbol değildir, değil mi?

Futbol yazarlığı çok güzel bir dal. Hem gücü farklı hem de dinamizmi. Soruna gelince evet futbol asla sadece futbol değil. Bunu çok kez gördüm. Bu kadar farklı sosyal kesimi bir araya getiren gittikçe büyüyen bir endüstrinin siyasetten, rant’tan ayrılabileceğini mi sanıyorsunuz. Türkiye, 60 senedir uluslar arası maçlar yapıyor. İlk kez bu sezonda Ermenistan ile oynuyor. 10 sene öncesine kadar Yunanistan’la maç yapmıyorduk. Kıbrıs Rum Kesimi takımlarıyla eşleşiyor takımlarımız. FIFA ya da UEFA torbadan ülke isimlerini rast gele çekiyor ve Türkiye – Yunanistan 50 sene eşleşmiyor. Ama son 5 yılda iki kez eşleşiyor öyle mi? Futbol sadece futbol olamayacak kadar önemli bir sosyal bağ.

Onca yoksulluk varken futbol gibi yasal uyuşturuculara hep ihtiyaç olacak gibi. Yoksulların sevgilisine neden hep futbol diyoruz. Futbol sizce acımızı uzatmıyor mu?

Hayatı dramatize haline getirip futbolla yatıp kalkan ve sadece saha sonuçlarına göre hayatı biçimlendiren insanlar var ve onlar için üzgünüm. Ve evet futbolun afyon olduğu tezi belli bir yere kadar doğru. Örneğin Fenerbahçe’ye bakın. Hakim iktidar kimdeyse o tarafa doğru yönlendirir yönetim kurulunu. Güven Sazak’ın başkanlığı döneminde tribünlerin ülkücülerin eline geçmesini sadece Sazak’ın kimliğiyle mi açıklayacağız yoksa o dönem Çiller-Güreş-Ağar ekibinin ülkeyi yönetmesiyle mi? Futbolun acımızı uzatması konusu ise çok felsefi bir yaklaşım olur. Acısı da uzundur ama mutluluğu da.

Dünyada diğer sporlardan karşılaştırıldığında futbol diğer spor türlerinden daha fazla yapılıyor. Futbolun üzerine bahis oynanması hakkında neler düşünüyorsunuz?

Daha kitlesel bir spor bir… Aslında zor bir spor ama çok basit kuralları olan bir oyun iki. Bir de sokakta yapabileceğiniz sporlar daha çok sevilir. Örneğin buz hokeyi süper bir oyun ama sokakta oynayamazsınız. Basketbol için pota lazım. Futbol için bir top iki tane taş yeter. Basit ve uygulaması kolay spor daha çok sevilir. Bahis konusu ise bana sorarsan işin doğasında var. Denetlemelerinin sıkı yapılması halinde bir sorun görmüyorum futbol bahsi ile ilgili. Ayrıca kulüplere önemli bir kaynak…

Hakem kararlarının futbola etkisi gittikçe çoğalıyor. Ülkemizde neden bu kadar çok hakem hatası yapılıyor?

Bizim hakemlerimizin yüzde 60’ı yeteneksiz. İki kere iki dört… Bir de hakemler ayçiçeği gibidir yüzlerini güneşe döner. Güneş, yani futbolda hakim güç kimse o tarafa yontarlar. Bunun olmaması için çok güçlü bir federasyon ve Merkez Hakem Kurulu gerek. 

Türkiye birinci futbol liginde rekabet en yüksek seviyede sürüyor. Son haftaya girerken durumlar ortada. En büyük üç büyüklerin sırası değişti. Beşiktaş Şampiyon olacak mı yoksa yeni bir Denizli faciası yaşanabilir mi? Ligin son haftası için nasıl bir tahmin yürütebilirsiniz?

Beşiktaş’ın şampiyonluğunu kutlarım. Duble (hem kupa hem ligi almak) yapmak çok zor bir iş ve Beşiktaş bunu başardı.

Ülkemizde gay hakem tartışması başladı. EŞCİNSEL olduğu için görev verilmeyen hakem, cesur bir kararla, Kanaltürk’te yayınlanan Telegol programında kimliğini açıkladı. Yüzündeki mozaikli görüntünün kaldırılmasını isteyen hakem, kendisinin Trabzon bölgesi hakemlerinden 33 yaşındaki Halil İbrahim Dinçdağ olduğunu söyledi. Bir cinsin diğerinden daha üstün olduğunu veya insanlara cinsiyetlerine göre muamele yapılması gerektiğini savunmak, artık demode bir şey değil mi?

Kanaltürk’ü, Serhat Ulueren’i ve Ahmet Çakar’ı kutlarım. Çok iyi ve bilgi verici bir programdı. Bu haberi ilk yazan Fanatik gazetesinden Hakan Can bence ödülü hak etti. Hakem arkadaşımızı da kutlamak lazım... Hem böyle cesaretli davrandığı, hem hakkını aradığı hem de futbol dünyasında turnusol kağıdı görevi gördüğü için. Seksist yaklaşımları olanları, iki kelimesinden biri bacak arası olanları ortaya çıkardı. Sonra da eski MHK Başkanı Mustafa Çulcu başka eşcinsel hakemler olduğunu da açıkladı zaten.

Bu arada Türk basınındaki homofobikler için neler söylemek istersiniz? Futbol cinsiyetsiz bir oyun olmayı hak etmiyor mu?

Kesinlikle hak ediyor. Açıkçası basındaki homofobikliğin eskiye nispeten azaldığını düşünüyorum.

Vaktiyle Sabah gazetesinde Hıncal Uluç’la gerilimli günler geçirmiştiniz. O günlerden geriye ne kaldı? Türk medyasında Hıncal Uluç’un etkisi büyük olduğu kesin. Hıncal Uluç’un gücünü nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gerilimli günlerimiz ki altı ay kadar sürdü sonrasında yerini muhabbete bıraktı. Hıncal Uluç ne yaparsa yapsın ağabeyimizdir. Benim için ayrıca özel bir yeri de vardır. Eşimin nikah şahidiydi. Hıncal ağabeyin önerilerinden ve isteklerinden neyi kesin yapmam gerektiğini öğrendiğim gibi neyi asla yapmamam gerektiğini de öğrendim. Türk basınında Hıncal Uluç gibi bir etkiye kimsenin sahip olamadığı belli. Bugün Türkiye’nin en etkin isimlerinden Anadolu’nun dağ köylerine kadar herkesin ‘Abi’ diye hitap ettiği, üstelik televizyona da çok az iş yapmasına rağmen bu kadar tanınan başka bir isim var mı?

Sizin bir de hangi takımın taraftarı olduğunuzu bir türlü anlayamıyoruz. Bir taraftan Beşiktaşlı gibisiniz, bir taraftan Fenerbahçeli gibi. Futbol takımınızı öne çıkarmadan, futbol eleştirmenliği yapmak nasıl bir duygudur?


Galatasaraylı olarak görenler de çok. Her futbol yazarı bir takım tutar bunda da bir sorun yoktur. Aslında tamamen takım yazarları olanlar var ki bunlar takımını uzmanlık alanı olarak seçmiş kişiler. Bu tipteki yazarlar karşı takımlar için yorumda bulunmadıkları sürece bir sorun yok. İkinci tip yazarlar futbola takım üzerinden bakmayıp bir takımı tutsa bile diğer takımlar hakkında da görüşlerini beyan edenler. Üçüncü tip yazarlar ise tarafsız ya da genel futbol yazarı olarak görünüp aslında en fanatik olanlarıdır ki bunlar en tehlikeli tiplerdir. “Futbol Güzel Oyun” falan deyip yurt dışı örnekler verip ya da siyasi kimlikleriyle ilgili takımları yüceltip aslında yücelttikleri unsurların tam zıddındaki bir taraftar grubuna övgüler yağdırabilirler. Çünkü o taraftar grupları tuttukları takımın gruplarıdır ve yalakalık rahat maç seyretmenin kuralıdır. Bu tipler hiç okunmazlar dolayısıyla “Okur beni anlamıyor” derler, bir de okunan yazarları popülistlikle suçlarlar. Tasfiyeleri kaçınılmazdır.

Son olarak, reyting kaygısı olmadan eleştiri yapan eleştirmenlere kimleri örnek verebilirsiniz?

Reyting kaygısı olmadan yorum yapan televizyoncu, televizyoncu değildir. Reyting olmadan televizyoncu olunmayacağı için onlara ancak izlenmeyen ancak saygı duyulan yorumcu diyebiliriz. Benim tanıdığım en iyi TV Starı bu anlamda Ahmet Çakar’dır. Sen kimi beğeniyorsun diye sorarsan Rıdvan Dilmen-Güntekin Onay-Mert Aydın-Mehmet Demirkol-Ali Gültiken-Gürcan Bilgiç-Levent Tüzemen-Halil Özer- Ömer Üründül - Hakan Ünsal gibi isimleri TV’de izlerim. Spor yazarı olarak ise bu isimlere ek olarak Altan Tanrıkulu, Ercan Güven, Ercan Saatçi, İskender Günen, Tayfun Bayındır, Bahri Havadır’ı sayarım. Spor basını ve camiasının duayeni Şansal Büyüka ile Erman Toroğlu’nun Maraton programı artık ekran klasiği. Benim Milliyet Spor Müdürü Cem Şengül ve Hürriyet Spor Müdürü Esat Yılmaer ile Melih Şendil yönetiminde yaptığımız Haftanın Renkleri ise en sevdiğim program. Çok eğleniyoruz çünkü.

MEDYATAVA.COM

SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300