“Muhafazakarım diye hanım hanımcık mı olacağım, yok öyle bir şey!”

Muhafazakar kesimin uzaylısı olarak tanımlanan Esra Elönü, HABERTURK.COM'un sorularını yanıtladı...

30 Mart 2010 Salı, 09:13:43Güncelleme: 09:13:43
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
“Muhafazakarım diye hanım hanımcık mı olacağım, yok öyle bir şey!” Sonra Oku

Bir insanı gördüğünüzde kanınız kaynar, farklı bir elektrik alırsınız ya, o da öyle biri işte… Birçok kişiye farklı gelse de aslında gayet aklı başında, zekasıyla dikkat çeken biri...

Yazdıklarıyla hemen hemen her kesimin dikkatini çeken Esra Elönü, en çok da giyim tarzıyla dikkatleri üzerine topluyor. Sanki bir yerlerden dünyaya yanlışlıkla düşmüş gibi bir izlenim bırakıyor. Haber7.com'da yazdığı Feride'nin Günlüğü köşesiyle bilinen Elönü, Star Gazetesi'nde de okuyucuyla buluşuyor. Ayrıca Hilal TV'de yaptığı Gözaltı programıyla medyanın kritik isimlerini sorularıyla bir nevi 'gözaltı'na alıyor. Marmara FM'in Yayın Yönetmeni olan Elönü'nün dört adet kitabı da var.

Can Dündar’ın da onun hakkında yazdığı gibi “Hem Rahman Suresi’ni hem Leonard Cohen’i aynı zevkle dinlediğini söyledi. Makyajından aksesuvarına, üslubundan tavrına kadar her şeyiyle farklı” biri o… Özellikle de muhafazakar kesimin erkeklerinin dikkatini çeken Elönü sorularımızı yanıtladı.



BEGÜM ÇELİKKOL/ HABERTURK.COM
begumcelikkol@haberturk.com

Bize kendini anlatabilir misin?

Dünya’ya geldiğimde tek değilmişim iki kişi gelmişiz. Bir ikizim var Esma çok severim, Allah’ın verdiği bütün iyi genleri toplamış ben de kalanıyla idare ediyorum. İşin şakası tabii. Muhafazakar bir ailem var. Babam imam, altı kız kardeşiz, annem de her anne gibi kutsal. Bu aşamaya savaşarak geldim tabii. Kürek değil kılıç çekerek yani. Çok ya da az genç olmak evet ikisi de zaman kazandırıyor iyi bir şey. 

Sen gerçekten de çok farklısın. Birkaç yerde senin için “Muhafazakar kesimin uzaylısı” diyorlar…

Çok farklı geliyorum insanlara. Ama aslında çok farklı olan bir şey yok. Herkesin kabul ettiği bir kıyısı var. Herkes kendi kıyısının bekçisi. Ben böyle bir kıyıda doğmuşum, kabul ediyorum. Fakat bu kıyıda ne yaparsanız olay oluyorsunuz. Özellikle son üç seneden beri bu kadar yoğun bir farklılık ve bu manada yoğun bir tepkiyle karşılaştım. Aslında hiçbir şey yapmıyorsunuz. Sana senin zihnine, bana benim kendi literatürüme uygun gelen, bana aslında normal gelen şeyleri yaptığımda anormal sıfatına konuluyorsunuz. Uç insan diyorlar.  Bakıyorum ama bu sonradan olmuş bir şey değil. İnsan sonradan oluşabilecek bir yapaylığı üzerine almak istemez.  Bu çok yıpratıcı ve sevimsiz bir şey olur. Düşünüyorum düşünüyorum dışlanan her şeyin adı farklı diye çağrılıyor. Bunu zorlamıyorum inanın. Şimdi kendimi kasıp süt dökmüş kedi mi olayım, yoksa kendim mi olayım. Kendim olacağım tabii. Bunun muhafazakarlıkla alakası var mı? Yok yani ben muhafazakarım diye hanım hanımcık olacağım öyle mi? Niye peki? Çünkü rolüm bu, olamam kardeşim. Yani insan hem çılgın hem dindar olamıyor mu? Yani kolektif modelden bahsediyorum. Düşünsenize toplumun biçtiği rolü kabul ediyorsun yani kendini dışlıyorsun kasmanın lüzumu nedir? Bunun dışında her şey plastik.

Yapmacık durur bence…

Hem öyle hem de ajite edersin kendini. Kendini sürekli başka konumlandırırsın, rolünü kaybedersin. Bir şey olmak isterken, birçok kimlik alırsın üzerine. Dolayısıyla birbirine karışırsın.

"SEN BİZDEN DEĞİLSİN DİYORLAR"

Tepkilerden bahsediyorsun… Neden başladı bu tepkiler?

Ya birilerinin istediği Esra olacaktım ya da Allah’ın istediği Esra! Tabii ki yaratıldığım gibi yaşamayı yani içimden geldiği gibi yaşamayı tercih ettim. Tepkiler ondandır. Umurumda da değil! Ne zaman ki birileri çıktı dikildi karşımıza "alın" dediler "bunları giyeceksiniz" fabrikasyon tesettür niteliğinde, ne zaman ki birileri dikildi yine karşımıza "konuşmayacaksınız sizin cümleleriniz bu", o zaman başkaldırdım. İyi ki kaldırmışım. Başımı kaldırdığımdan beri tepki alıyorum. İçimizden alıyorum bu incitiyordu bir ara! Şimdi alıştım. Gülüp geçiyorum. İstediğim gibi giyiniyor istediğim gibi konuşuyorum. Allah’ın benden ne istediği önemli onun dışındakiler inanın umurumda değil. Sen bizden değilsin diyorlarmış… "Peki siz kimdensiniz?" diyorum. Dinin muhtarlığı olur mu mahallesi olur mu Allah aşkına! Nedir farklı olan? Ama düşünsenize, her şeyiniz aykırı görülüyor. Aslında çok mümtaz, doğal olabilecek bir cümle kullanıyorsunuz ama tepkiyle karşılanıyor. Bunun sebebi de bayan oluşunuz, genç oluşunuz, bir de böyle bir muhafaza edilmek için sürekli zorlanan muhafazakâr camiada bulunmak aslında.  Böyle hissetmeye zorladılar beni. 

Giyim tarzına da takılıyorlar bir yandan…

Giyim tarzı insanın aslında düşünüş tarzıdır. İnsan düşündüğü gibi giyinir. Ben yazdığım gibi giyinmeyi severim. Çok kitaplara dalmışsındır mesela, kendini okurken, kendi cümleni kurarken de bir stilin oluşmuştur. Ben bir taraftan yazdıklarımla giydirirken, kendimi giydiriyorum aslında. Benim için farklı olan bir şey yok. Kendini anlatmaya çalışırsın ya, bir saatten sonra bıraktım. Madem anlatmaya çalıştıklarımızı anlatamıyoruz, bırak öyle aksın bu mecra. Kendine göre takıl diyorum kendime…



"SEN MÜNAFIKSIN"

Bir yazından ötürü sana “Münafık” dediler..  Neden böyle oldu sence?

Desinler… Bir o kalmıştı. Mübarek olsun. Dediğim gibi, tekelciler demiştir. Hani din bizimdir bu da çiftliğimiz diyen belgesel kafalar var onlar demiştir. Bu insanlar köprüden önceki son çıkışım bile olsa bildiğim yol daha temizdir bunu öğrettiler.  Bazen bir şey yazıyorsunuz ya da başparmağınıza bir yüzük takıyorsunuz. Okuyucu “Sen münafıksın” diye mailler atıyor. Münafık ne demek? Ben böyle ağır bir tepkiyi almak için "ne yapıyorum?" diyorum.  Biz kendi içimizde basınçla oluşabilecek bazı yargıları maalesef ki, Allah’ın da bir ayeti vardır “Müminlerin birbirine karşı önyargılı olmaması üzerine”, O zaman kendi içerimizde din kardeşliği durumunu kesinlikle kabul etmiyorum. Biz din kardeşi değiliz. Bu gidişle uzaktan akraba bile olamayız. Biz başka bir şey olmuşuz. O kadar yabancılaşmışız ki… Bu insanlar sütten çıkmış ak kaşıklar sanıyoruz yanılıyoruz, herkes hançeri vurmak için sıra bekliyor.

Önyargılarımız çok fazla aslında…

Taksim’e Ağa Camii’ne gittiğim zaman bir sürü açık kızlar, yanlarında eşarplarıyla gelip namazlarını kılıyorlar. Bu kadar şekilci olmayın. Bu kızlara bakınca dini anlamda bunların hiçbir bilgisi yok gibi önyargılar oluyor. Şekilci bakışınızı kırmayı başarsanız, ne kadar dindar olduklarını göreceksiniz. “Benim annem de örtülü”, “Benim babam da namaz kılar” gibi cümleleri neden insanlara söyletmek zorunda bırakıyoruz? Niye din olgusunu komple önlerine set çekip yargılıyorsunuz? Kişilerin cinsel tercihleri de bizi ilgilendirmez, dinsel tercihleri de ilgilendirmez. Bir yazı yazmıştım: Eşdinseller ve eşcinsellerle ilgiliydi. Bana göre Müslüman gibi davranıp, münafık gibi yaşayan insanlar eşdinselldir. Bunlar diğerlerinden daha tehlikelidir belki. İnsan kendini ne kadar hazır hissediyorsa, Allah’a da o kadar hazır hissediyordur. Bu insanların din polisliği yaparcasına insanlara yargısal çevirmeler yapması saçma. “Başörtülüsün ona göre yaşa” diyorlar. Ona göre dediğiniz nedir? Öyle yaşamak zorunda mıyım? Ben zaten böyle yaşıyorum. Kitaplarım, müziklerim, her sabah okumaya çalıştığım surem, Rahman Suresi… Sure ile müziği bir arada tutmama karışıyorlar. “Sen kafirsin, haşa” diyorlar. Surenin de bir tınısı vardır. Bunu söylediğim zaman da “Sen şusun, sen busun” diyorlar. Senin yargıladığın kadar belki Allah beni yargılamayacaktır. Sen de kimsin yani?

"BENİM MODAMI BELİRLEYEN DE ALLAH"

Dışarıdan bu kadar tepki alırken ailenin tepkileri ne oldu sana karşı?

Babamla gurur duyuyorum. Toplumun “Alın size imam” dediği şekillerden çok farklıdır benim babam.  Benim yaptığım hiçbir şeye engel koymadı. Bazı korkuları vardı belki. Okul döneminde kendimi buldum. O dönemlerde yazmaya başladım zaten. Okuldayken de böyleydim. İnsanlar “Bu ne böyle?” diyorlardı. Derler de derler…  O zamanlar acıtıyordu “ Bu ne böyle? Şunu anladım sonra ne olursa olsun dik olmalısınız. Ben dik bir gencim. Nasıl ki bugün etnisite olgusundan yola çıkarak, Kürtleri insanlıklarını yaşamlarını- tarzlarını kabul edip; saygı duyma erdemini göstermeyenlere başkaldırım varsa, ki bana göre öyle,  Müslüman yapı zaten Kürt vatandaşı aşağılamaz, ötekileştirmez, susturmaz; kabul eder çünkü, Müslüman faşist olamaz milliyetçi asla olamaz. Bana göre kabulleri insanlık üzerine yapılandırılmış Müslüman kimlik, ırk tellallığına karşı vicdan hamallığını tercih eder. Vicdanı herkes taşır ama gördüm ki az kişi kullanıyor. Vicdan kullanmayanlara karşı asilik var yapımda, Allah’a karşı olmadığım sürece insanların bize din diye dayattıklarına asi olurum mesela. Bu asilik isyan anlamında değil.  Kitabı okurum, Allah’ın ayetlerini önemserim. Geri kalanı hurafedir. Geleneğin uzantısı olanları din diye benimsiyorlar. Şarküteri gibi kafaları var. Kapital boyutta ne şekle girecekseniz onu dayatıyorlar. Ben de bunu yemiyorum. Moda diye dayattığınızı kabul etmek zorunda değilim mesela..  Benim modamı belirleyen de Allah’tır. Din nedir? Din günlük hayatınızı Allah’ın emirleri doğrultusunda kolaylaştıran kurallardır. Din kolaydır. Ama üzerine yük bindiriyorlar. Logaritma gibi kafaya sokmanıza gerek yok. Zorlaştırıyorlar. Ben makyaj yapıyorum evet ve bu beni ilgilendiriyor. Bu mahkemenin bilirkişisi benim. Yargılamalarına gerek yok. Varsa da dediğim gibi ilgilenmiyorum.

Mahalle baskısına gelelim… Neler diyebilirsin bu konu hakkında? Gerçekten var mı sence?

Baskı her kesimde vardır bence. Gelenekle özdeşleşmiş bir şeydir. Bunun ne dini kimlikle ne de laiklikle ilgisi vardır.   Devletin laikliği söz konusudur, kişinin laikliği söz konusu olamaz. İstesem de şu şartlarda laik gibi görünemem. Laiklik devlet rejimidir. İnsan bir rejimin prototipi olamaz.  İnsanlar laiklik üzerinden yıpratılıyorlar. Artık bütün düşünceler bir rant alanına dönüştü. Manipüle edildi. Mahalle baskısı da rant alanına dönüştü. Kişisel bir şeydir. Ben mahalle baskısını takmam, başkası da takabilir. “Elalem ne der?” anlayışının sosyal yargı şubesi gibi bir şey haline geldi Mahalle baskısı gülünç.. Ben böyle şeyleri takmam, bana ne mahalle baskısından? Dikkate alınmadığı sürece mahalle baskısı yoktur. Şunu eklemek isterim nasıl ki laiklik oportünistler tarafından dinsizliğin ham maddesi olarak dayatılmış ve yıpratılmışsa din de dinci demek zorunda kaldığımız ( başka tabiri yok) insanlar tarafından yıpratılmıştır. Olan bize olmuştur. Şimdi mahalle baskısı var dediğinizde ben de dikkate aldığımda ( diyelim ki ) ne olacak? Ben kendimi mahallenin din diye dayattığına göre mi baskı altında hissedeceğim komik! Allah bile baskı yapmayıp çağırırken sadece.

"BAŞÖRTÜLÜLER SANKİ AYRI BİR GETTO"

Başörtülüler merak mı ediliyor?

Evet, bizim aşklarımız, yaşamımız merak ediliyor. Merak edilmesinin en büyük sebebi de insanlara gizemli gelmeniz belki. Nesnel olarak kapalısınız. Bu kapalılık baş kapatmayla ilgili değil. “Acaba bunlar nasıl yaşıyorlar?” diyorlar. Sanki biz ayrı bir gettoyuz, ayrı bir yerdeyiz, Kızılderiliyiz. Başka bir dilde gibi görünüyoruz.

Senin köşenin adı “Feride’nin Günlüğü”. Feride için “Benim çılgınlığım” demişsin.. Feride kim? Nasıl bir çılgınlık var?

Söyleyemediklerimi Feride’ye söyletiyorum, mahalle baskısından değil yanlış anlamayın, içimdeki kelime baskısı diyelim buna. Feride’nin karakter olarak doğması şöyle oldu: Feride çok çılgın, çok sıra dışı, her şeyi söyleyebilen biri. Aslında içimdeki insanla bir diyalogumdu. Çok farklı bir hayatı var. Feride bir karakter, ben bu kadar sevileceğini düşünmemiştim. Sevindirici. Haber 7 Feride’yi dirilten bir mecra. En önemlisi özgür! Feride, çok çılgın yaşayan, enerjik, dadaist bir kafası olan, cümle seçen, alay eden, tüm dalgalar içinde gerçeğini bulmuş bir kız.

"BAZI MUHAFAZAKAR ERKEKLER MUHAFAZAKARLIĞI KENDİLERİNE YONTTU"

Senin için “Dindar erkeklerle ne alıp veremediği var bu kızın” diyorlar… Feminist diyorlar…

Feminist değilim. Muhafazakar camia içinde bazı erkekler, muhafazakarlığı kendilerine yonttular. . Bu arada düzelteyim dindar erkekleri değil bu yapıyı eleştirmek haddim değil ben muhafazakarlığın modernize edilmiş taraflarına sığınıp komplekslerine neredeyse boyun eğmiş ve bunun içinde zaaflarını meşrulaştırmış bazı bakın bazı diyorum erkeklerin tutumunu eleştiriyorum. Kompleksli olanları, yani kıyısından rahatsızları, yani dini evirip çevirip kendi yasası haline getirenleri, yani aldatıp aldatıp ama biz tebliğ ediyoruz bu bacılarımızı kurtaralım diyen acizleri,  dindarlıkla ilgisi olmayan kullanıcıları eleştirdim. Ne oldu şimdi? Bir Büşra çekemedik. Niye? Çünkü biz bizi çekemiyoruz. Niye çünkü biz safız.. Üç tane hurma alınacak bir tespih sallanacak bir de hafiften arabesk bir ilahi olacak montajlanacak hepimiz izleyeceğiz değil mi? Tamam Büşra çekildi sen de 28 Şubat sürecinde fiş müzesi kıvamına gelenleri içlerinde acıyı darbı biriktiren kızları çek o zaman. Ne bekliyorsun? Yok öyle olmaz. Bizim filmlerimizde adam illa hidayete erecek, kız hurma yiyecek, yaşlı adamlar olacak ama yaşlı olacaklar bilge ya bunlar sırları içinde adamlar, hep aksakallı dedelere kalacak dini anlatmak. Bir tane cevval genç aklı başında adam olmayacak… Biz buna layığız değil mi? Bu anlayışı kabul mu edelim?
 
Büşra lafı geçmişken, Büşra’yı nasıl buluyorsun?

Bir kere şunu gördüm. Başörtülü bir oyuncu. Güzel bir şey! Yani bir zamanlar başınızdan aşağı çekilmiş, Nur Serter’in alerjisi, ikna odalarının telkin aksesuarı olmuş başörtüsü, bir film olmuş iyi bir şey değil mi bu? Ben bunu önemserim. Bugün örtüyü görünce şerit değiştiren yani film şeritlerini değiştiren yönetmenlerin cesaret edemediği bir film çekilmiş! Ha birileri bu biz değiliz der, birileri biraz ben varım der, bir kesim provakatif bulur bu değişkenliği tartışmaktan ziyade böyle bir filmin varlığını önemsemek gerekiyor. Ben önemsiyorum!

DİŞİ AHMET HAKAN MEVZUSU

Bir de sana ‘Dişi Ahmet Hakan’ diyorlar…

İnsan bu her şeyi der.. Ben de bir karşılığı var mı bunun? Yok yok yok. O halde varım.
Esra Elönü olarak. Bunun Ahmet Hakanla ilgisi yok, herkes kendi kaleminin sorumlusudur. Bu beni camiada dışlayan insanların def çalıp oynayarak buldukları bir başlıktır. Ben ilgileniyor muyum hayır..  Saygı duyduğum sevdiğim bir yazardır. Şimdi vicdanına göre etiğine göre özeleştiri sınırını dürüst tutmuş Esra böyle bir yakıştırmayı ne kadar reddederse o kadar dayatacaklar peki Esra ne yapacak her zamanki gibi duymayacak en iyisi bu.

Sonuçta sen de medyada bir yöneticisin… İşe geldiğinde, gazeteleri eline alınca ilk kimi okursun?

Umur Talu, çok önemserim. Ahmet Kekeç, Sibel Eraslan, Elif Çakır’ın yazılarını çok severim. Gülay Göktürk’ü severim. Engin Ardıç,  İbrahim Tenekeci, Hüseyin Akın, Mehmet Şevki Eygi,. Ha bir de Ruhat Mengi tabi ya bir eksiklik var diyorum Ruhat Mengi olmadan asla(!)

Kitapların da var senin… Dört tane oldu değil mi?

Evet…

Yeni var mı?

Şiir kitabı geliyor. İki tane de korku romanı.

Çok yoğun yaşıyorsun, kitaba nasıl zaman ayırıyorsun?

Gece uyumuyorum, geceleri sürekli yazıyorum. Yazmaya zaman bulmak zorundayım. En çok yazarlığı önemserim. Star’da da başladım, iki ay oldu. Haber 7'de üç gün yazıyorum. Kalem'i severek takip ediyorum.

DİŞE DİŞ, GÖZE GÖZ YAZILAR

Kalemini sivri bulanlar var…

Çünkü sivriltecek derecede olan bir kitle içindeyiz. Ben bu kadar sert bir kitleye yumuşak bir kalem kullansaydım bu benim kendime olan dürüstlüğümü ispatlayacak bir şey olmayacaktı. Bazen dişe diş konusu vardır ya, bu konularda ben önemsiyorum. Dişe diş, göze göz yazılar yazmayı önemsiyorum.

Medyayı nasıl buluyorsun?

Karışık… Normal sosyal hayatım içinde dostluğa çok inanmam ben. O dostluğu bulamayacağımı bilirim. Sevdiğimiz insanları bir kenara ayırırız. Dostluk ilişkisine girmem, yanılacağımı bilirim. Medya bunun pespaye olduğu bir skala. Rütbelerin üzerinde flaşlar patlatan bir girdabın üzerinde boğulmadan durmak durumundasınız. Malzeme olmazsınız. Ne gaza gelen ne de gaza getiren bir tarafınız olmalı ki ayakta durabilmelisiniz. Aman şu kameraya göre “Bismillah” diyen, şu kameraya göre boyutunu değiştiren, bu kameraya göre Eyvallah diyen biri değilim. Benim skalam bu. Bu zeminimi de edebiyatla olan muhabbetime bağlıyorum.

Beş yıl sonra nerede görüyorsun kendini?

Benim görme bozukluğum var… Bir film çekeceğim, Feride’yi çekeceğim mesela ama içinde mağdur bir başörtülü olmayacak. Kitaplarım olacak. Evlilik gibi duygusal hedeflerim yok. Eğer yaşarsam iyi şeyler yapmaktan öte, kimsenin yüzü, sesi, kalemi olmayacağım..

"ALLAH'IN TEPKİSİNDEN KORKARIM"

Son olarak tepkilerden korkup da yapmadığın bir şey oldu mu?

Allah’ın tepkisinden korkarım, küçük kıyameti görünceye kadar şimdilik dünyadayım. Hiç kimseden korkmadım, hiç kimse için de yapacaklarımı ertelemem.  Az kirlen, çok risk al. Benim şiirim böyle başlar.