Seni hiç sevmedim sütoğlan!

“Seni hiç sevmedim sütoğlan, babanı da sevmezdim”. Rahşan Gülşan yazdı..

10 Ekim 2012 Çarşamba, 11:19:35Güncelleme: 11:52:44
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Seni hiç sevmedim sütoğlan! Sonra Oku

Belki saçma gelecek ama pazartesi günü Alex de Souza’nın 2 saati aşan epik basın toplantısını izlerken aklıma “Süt Kardeşler” filmi geldi. Alex’in yaşadıklarını, kelimeleri özenle seçmeye çalışmadan içinden geldiği gibi anlattığı dakikalarda Aziz Yıldırım ile ilgili bölüme gelindiğinde gözümde bir anda Ertem Eğilmez’in bizi hâlâ kahkahalarla güldüren filmi canlandı gözümde. Aziz Yıldırım’ın Alex’i akşam kovup sabah Aykut Kocaman ile geri takıma almaları, yanına Samet’i katıp gözlerini fıldır fıldır çevire çevire yaptığı basın toplantısının görüntüleriyle kafamda birleşince Şener Şen’i gördüm sanki karşımda.

BEZDİRİNİN KRALI

Aziz Yıldırım’ı başında fes, Alex’e “Seni hiç sevmedim sütoğlan, babanı da sevmezdim” diyorken gördüm sanki. İşi komediye vurmazsam son bir haftadır olanların bir Fenerbahçe taraftarı olarak altından kalkamayacağımı düşünüyorum. Aslında tam olarak son bir hafta demek güç, benim için 3 Temmuz ruhunun bitip uykudan bir gürültüyle uyandığım an, başkanın elinde mikrofon hem de devam etmekte olan bir maç sırasında takımın teknik patronuna “Alex nerede?” diye soran binlerce kadın taraftarı azarladığı andır. Sonra üst üste gelişen saçma sapan olaylar sadece süsü oldu o korkunç günün. Şimdi mekanik olmamaya özen gösteren bir taraftar olarak uyku mahmurluğumu da Alex’in basın toplantısıyla attım. Kafam karma karışık. Profesyonelce ve kurumsal olarak yönetildiği izlenimi yaratılan Fenerbahçe’mizin Aziz Baba’nın biricik çiftliği olduğunu efsanevi kaptanımızdan dinlemenin yarattığı etkinin sarsıntısı büyük. Başkan, teknik direktör ve başkanın kardeşi son üç yıl mobbing, yani Türkçe haliyle bezdirinin kralını yapmışlar Alex’e. Tam şarklı kafasıyla Alex’in sevilmesinden, hem de kendilerinden çok sevilmesinden, yıldız olmasından nefret etmişler. Gizliden de değil, açıktan kurulmuşlar adama. “Ona söyleyin bir hatasını bekliyorum” mesajlarını, dün kendilerinden çok daha büyük insan olduğunu takımdan istifa ederek öğrendiğimiz tercüman Samet’le yollamaktan çekinmemişler. Hele Aykut Hoca’nın, Alex’in MTK’ya attığı hazırlık maçındaki golden sonra yüzündeki ifade her şeyi fazla fazla anlatıyor. Ne yazık ki koskoca Fenerbahçe takımının en tepe yöneticileri, Alex’in şöhreti ve ona karşı taraftarın duyduğu sevginin altında ezilmişler. Alex gol attıkça, “Dur bak ben senin havanı nasıl indireceğim” demişler içlerinden. Peki biz bu duruma yabancı mıyız? Herkesin başına gelmiştir.

OMUZLARDA VEDA

Bir işyerinde çalışırken biraz parlayıp başarılı olanlar, çapsız yöneticilerin, kifayetsiz muhteris iş arkadaşlarının sistemli bezdiri yöntemlerini tatmıştır. Mekân bir ofis değil de çim saha olunca ne değişecekti ki? İşte yediler Alex’in başını. Takımın kendi söylemleriyle “soyunma odasında en çok yer kaplayan” oyuncusundan kurtuldular. Ha bir de onun gururlu tercümanından. Şimdi sıkıca sarılsınlar koltuklarına. Küçük dünyalarındaki oyuncak zaferleriyle oyalansınlar. Alex kendini ezdirmeden, başı dik, taraftarın omuzlarında veda ediyor... Çiçekler içinde...

Korktukları kadar varmış

Pazar günü Ertuğrul Özkök’ün Alex’e yaptığı çağrıyı eleştirmiştim. Meğerse Özkök ve arkadaşlarının korktuğu kadar varmış Alex’in anlatacakları. Alex bu toplantıyla çok ilginç bir şey yaptı. Ezberimizi bozdu. Biz futbolda böylesi bir dürüstlük ve samimiyetle hiç tanışmadık. En azından kötü ayrılışlarda. Alex tüm cesaretiyle hem kendini eleştirdi hem kendine yapılan kötülükleri anlattı. Üstelik eleştirdiği insanlarla iyi anılarını paylaşmaktan da çekinmedi. Bunları anlatırken de biricik Diana’sı yanı başındaydı. Hayranlıkla izliyordu kocasını. Alex ezberimizi fena bozdu. Bağırmadan da bir insanın ciddiye alınabileceğini gösterdi. Kimseyi azarlamadan da hayli kırıcı olunabileceğini anımsattı. Kravatsız beyaz gömlek giymeden de erkek olunabileceği fikriyle tanıştırdı bizi. Eşini hayatının başköşesine koyunca erkekliğe bir zarar gelmediğini ilan etti. Hakikaten bazılarının korktukları, tutuştukları kadar varmış. Adam hem putları yerle bir etti hem de bunu zarafetini bozmadan yaptı. Bu saatten sonra Fenerbahçe ister jübile yapsın, ister yapmasın fark etmez. ALEX’LE SONSUZA Alex bizim için büyük efsane kaptandır. Galatasaray için Hagi neyse bizim için de Alex aynısıdır. Ona mobbing uygulayıp tehditlerle, “Çocuğunu kullanıp sempati topluyorsun” cümlesine kadar düşmelerle ağlatarak gönderenler günü geldiğinde tarihe karışacaktır. Ama bu yürekli adam Alex de Souza ve ailesi, taraftarın gönlündeki tahtında sonsuza kadar oturacaktır. Boşuna “Alex’le sonsuza” diye bağırmadık! Güle güle kaptan, inşallah ağlayarak ayrıldığın bu ülkeye yine bir gün üzerinde sarı lacivert çubukluyla güle güle dönersin...