Kalp ritminiz yaşam ritminizi bozmasın

Yazı dizimizin konusu kalp ritim bozuklukları içinde en sık görülen ve 3 inmeden birinin sorumlusu olan atriyal fibrilasyon. Hiçbir nedeni bulunamayan 4 inmeden 1’inin altında yatan neden de bu hastalık. işte 50 yaş sonrasında görülme oranı çok yüksek olan bu sorunla ilgili bilimsel gerçekler...

Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Atriyal fibrilasyon Sonra Oku

Atriyal fibrilasyon kalp ritim problemleri içinde en sık görüleni ve en önemlilerinden biri. Bu sorun, kalbin üst kısmında bulunan üst odacıklarda meydana gelip çok hızlı ve düzensiz atıma neden oluyor. Atriyal fibrilasyon sorununda kulakçıklardaki normal atım düzeni bozuluyor ve dakikada 400’ün üzerine çıkıyor. Bu durumda normal bir kasılma gerçekleşmiyor ve titreşim meydana geliyor. 20-23 Ekim 2016 tarihleri arasında Antalya’da gerçekleşen 32. Uluslararası Katılımlı Türk Kardiyoloji Kongresi’nde ele alınan konulardan biri de atriyal fibrilasyondu. Cleveland Clinic Kardiyovasküler Tıp Bölümü, Atriyal Fibrilasyon Merkezi Medikal Direktörü Prof. Dr. Walid Saliba ve Türk Kardiyoloji Derneği Aritmi Çalışma Grubu Başkanı Prof. Dr. Dursun Aras, Habertürk’e konuyla ilgili açıklamalarda bulunarak inme geçiren 3 hastadan 1’inde atriyal fibrilasyon olduğunu söylediler.

HASTA OLMAYANLARDA DA GÖRÜLÜYOR

Bu soruna herhangi bir kalp rahatsızlığı ya da herhangi bir neden bulunamayan kişilerde bile rastlanabiliyor. Hastalığın genetik özellik taşıyıp taşımadığı kesin olarak bilinmiyor ve 3 hastadan 2’sinde kardiyak rahatsızlıklarla ilişkili olduğu belirtiliyor. Bu hastaların büyük bölümünde hipertansiyon, diyabet, uyku apnesi, kalp kapak hastalıkları ve obezite gibi sorunlar görülüyor. Tiroid, akut akciğer veya inflamatuar hastalıklar gibi sağlık sorunları, zamanında ve doğru tedavi edildiğinde atriyal fibrilasyon ortadan kaldırılmış oluyor. Bu sorunla ilgili iyi haber hastalığın doğru tedavi edilmesi halinde bununla yaşamanın mümkün olmasıyken, kötü haberin bu sorunla yaşamak zorunda olunması olduğu belirtiliyor.

EN BÜYÜK RİSK FAKTÖRÜ YAŞ 

Atriyal fibrilasyonda en büyük risk faktörü “yaş” olarak görülüyor. Yaşla birlikte hastalık riski de artış gösteriyor. 50 yaş altı kişilerde sorunun görülme oranının yüzde 0.5 olduğuna, 50 yaşın üstüne çıkıldığında oranın yüzde 10’a ulaştığına dikkat çekiliyor. Atriyal fibrilasyon hipertansiyon ve diyabet kadar sık olmasa da en çok karşılaşılan sağlık sorunları arasında bulunuyor. Türkiye’de 600-700 bin civarında atriyal fibrilasyon hastası olduğu tahmin ediliyor. İnsanların kalp ritim bozukluğunun ne olduğu hakkında bilgi sahibi olmaları bu sorunu tanımaları anlamına gelmiyor ve hastalıkla ilgili farkındalık artışına ihtiyaç duyuluyor. Hastalık bir kısım hastada belirti vermeden ilerlediği için birçok hastanın sorunu tesadüfen elektro çekildiğinde, nabız ya da fizik muayenede fark ediliyor. Atriyal fibrilasyon kalp yetersizliğinde artışa yol açarken, inme riskini de (normal kişilerle karşılaştırıldığında) 5 kat artırabiliyor.

TEDAVİDE 4 ÖNEMLİ FAKTÖR

Tedavide 4 önemli faktörün dikkate alınması gerekiyor. İlk olarak inme riskini artırması nedeniyle bu riski azaltacak önlemler öneriliyor. İkinci olarak kalp hızının düzenlenmesi üzerinde duruluyor. Üçüncüsünün bu hastalarda sık görülen genel bitkinlik ve yorgunluk halinin ortadan kaldırılması için hastaların normal ritme kavuşturulmaları olduğu belirtiliyor. Bunu sağlamanın kolay, sürekliliğini sağlamanın ise zor olduğuna dikkat çekiliyor. Son olarak eşlik eden tüm hastalıkların sonuç ve ilerleyişinin takip edilip olumsuz etkenlerin ortadan kaldırılması gerekiyor.

TEDAVİ YAŞAM TARZI ETKİSİ 

“Atriyal fibrilasyon” tedavisinde doğru ve yanlış sınıflaması yapılmıyor ve hasta tercihleri öne çıkıyor. Uygulanacak tedavi hastaya göre ilaç ya da “girişimsel tedaviler” olarak adlandırılan ablasyonu (ritim bozukluklarının tespit ve tedavi edildiği girişimsel yöntem) içeriyor. Hangi hastaya hangi tedavinin uygulanacağı konusunda hastanın genel durumu çok önemli bulunuyor. Bazı hastalar çok aktif oldukları için sürekli ilaç kullanmak istemiyor ve ablasyon tedavisinden yararlanmayı tercih ediyor. Ablasyon tedavisinde kalp içinde ritim bozukluğuna neden olan odaklar tespit edilip dondurularak veya yakılarak ortadan kaldırılıyor. Girişimsel yöntemlerden kaçınanlar ilaç tedavisinden yararlanıyor. Atriyal fibrilasyon ilerleyici bir hastalık olduğu için ilaç tedavisinin etkisi belli süre devam ediyor. Süreç sonunda kişi ya ilacını değiştirmek ya da farklı bir yöntem tercih etmek zorunda kalıyor. tüm inmelerin 3’te 1’inDen sorumlu Atriyal fibrilasyon tüm inme nedenlerinin 3’te 1’ini oluşturuyor. Araştırmalara rağmen hiçbir neden bulunamayan inmelerin 4’te 1’inin altından da yine bu sorun çıkıyor. Atriyal fibrilasyondaki inmelerin diğer inmelere göre daha öldürücü, kurtulanların sakat kalma risklerinin ise daha fazla oluşu dikkat çekiyor.

ERKEKLERDE DAHA ÇOK GÖRÜLÜYOR

Bu hastalık erkeklerde daha çok görülüyor. Alkolün, atriyal fibrilasyon üzerinde etkisi olduğuna dair bilimsel bir veri yoksa da bir grup hastada kafein ve alkolü birlikte almanın kişiyi daha yatkın hale getirebileceği belirtiliyor. Stres herkesi olumsuz etkileyen bir faktör olduğu için kişinin stres düzeyiyle atriyal fibrilasyon arasında bir orantı bulunuyor. Bu nedenle hastaların stresle mücadele yöntemlerini öğrenmeleri öneriliyor.

KANAMA RİSKİ OLMADAN TEDAVİ

Son 5-6 yıldır piyasada olan yeni nesil pıhtı önleyici ilaçların kendi içlerinde artıları ve eksileri bulunuyor. Bu ilaçlar tedaviyi basitleştirdiği için hastalar sürekli kan yoğunluklarını test etmek zorunda kalmıyor. Son dönemde inme riskini önlemeye yönelik girişimsel bazı yöntemler de dikkat çekiyor. Pıhtılar inme riskini önemli ölçüde artırdığı için uygulama pıhtılara yoğunlaşarak gerçekleştiriliyor. Bu yöntemle tedavi kanama riski olmadan mümkün hale geliyor. İnme riskini azaltıp pıhtı önleyici kullanılmasına gerek bırakmayan bir tedavi yönteminin ise yakın gelecekte daha geniş alanlarda kullanılacağı belirtiliyor.

HİPERTANSİYON VARSA DİKKAT

Atriyal fibrilasyonlu hastalarda inme riskini belirleyen faktörler bulunuyor. Bu faktörler kişiye göre farklılık gösterdiğinden risk oranı skorlama ile belirleniyor. Bu oran yüzde 2’lerden yüzde 10’lara ve 20’lere kadar yükselebiliyor. Hasta eğer 65 yaşın üstündeyse, diyabet, hipertansiyon ve kalp yetersizliği olması ya da önceden inme geçirmesi risk artışında belirleyici oluyor. Bu faktörlerin tamamına yakınının bir araya gelmesi riski yüzde 20’lere kadar çıkabiliyor.

Ceyda ERENOĞLU / GAZETE HABERTÜRK

BU HABERE İLK YORUMU SEN YAZ
SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
GÖNDER