11 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

Ekonomi haberciliğiyle tanınan ve Bloomberg HT’de her gün 17.00’de izleyici karşısına çıkan Aslı Şafak, hafta içi her gün saat 12.00’de ise Bloomberg HT Radyo’da “Aslı Faslı” programıyla dinleyiciyle buluşuyor. Aynı zamanda üniversitede ekonomi dersleri veriyor. Ekonomiyi herkesin anlayacağı dilden yorumlayan ve günlük hayatın ekonomisi üzerine kafa yoran Şafak, “Bana Bana Hep Bana” adlı ilk kitabında aslında belki de farkında olmadan kendi ekonomimizi nasıl zorladığımızı eğlenceli bir dille yorumluyor. Kitabının önsözünde okuyucuyu uyarmayı da ihmal etmiyor; “Uyarıyorum, bu kitap bir uyumsuzun kaleminden çıktı. Alışmayı reddeden, şaşırmakta ısrar eden bir şuursuz da denebilir. Hemen her şeyi sorgulardım küçükken, ama çekinirdim söylemekten. Büyüdükçe çekingenliğimi attım, söylemeye başladım.”

Kitabı okurken kendinizi “Partiler, düğünler, seramonilere, son moda kıyafetlere ve bize sunulan yeniliklere yani aslında bu kadar şatafata gerek var mı?” derken buluyorsunuz. 29 Ekim’de TedX İstanbul’da konuşmacı olacak Aslı Şafak ile 3 günde 4 baskı yapan kitabını ve hayatın ekonomisini konuştuk.

Ekonomiden hiç anlamayan biri olarak kitabınızı okurken aslında tüketime nasıl hizmet ettiğimi fark ettim. Sanıyorum amaç tam olarak da buydu...

Evet, bu önermeye 20 yıldır kafa yoruyorum. Bence Türkiye’nin problemi rantçılık ve faydacılık. Hepimiz öyleyiz. Mesela yeşil ışığı beklemeyip kırmızı ışıkta karşıya geçen adam hayatında belki 2 dakika kazanıyor ama o adamı alıp patron yaptığınızda adamın rantı büyüyor. Ya da markete gittiğinizde fazladan torba alıp çöp poşeti yapıyorsunuz. Halbuki onlar 500 metre taşımak için planlanmış torbalar. Evine geldi mi temiz olan kadınlar, iş kapının önüne geldiğinde o delikli poşetlerle kapının önüne çöpünü bırakıveriyor. Ben buna “eşik sendromu” diyorum. Kişi kendi eşiğini geçtikten sonrasını asla umursamıyor. Oysa başkasının da değerli olduğunu keşfettiğimizde sorun ortadan kalkacak. Memlekette herkes herkese çok karışıyor. Mesela 10 yıldır görüşmediğim biriyle karşılaştığımda eşimi hiç tanımamasına, bizim nasıl yaşadığımızı, maddi durumumuzu bilmemesine rağmen, teklifsizce yatak odamıza dalıp “Çocuk yapın” diyebiliyor. Oysa ona ne... Süzgeçten geçmeden dilimize yerleşmiş o kadar çok klişe var ki. Bir de bunu karşımızdakini çok düşünüyormuşuz gibi yapıyoruz.

Kitap yazma fikri nasıl ortaya çıktı?

Televizyon ve radyo programı yapıyorum, üniversitede ders veriyorum. Yazmayı hep erteliyordum. Bizim kanalın ekran yüzlerinden Canan Özdan ve Hande Demirel “Hadi yaz” dediler. Kendi kendime yazmaya başlayamayacağımı ancak bir yayınevinden proje gelirse yazabileceğimi söyledim. Ve ilginçtir ki, Facebook’tan “Kitap çalışmanız varsa görüşmek isterim” diye bir mesaj aldım. Hemen “Var” dedim.

Yazım sürecinde kitapta yer alması için üzerinde durmak istediğiniz başka alt metinler var mıydı?

Kitabın melodisine odaklandım. Bazı yerlerde vitesi küçültmeli, bazı yerlerde de kreşendo olmalıydı. Rahmetli babam, ben haber yazmayı öğrenirken “Haberini yazdıktan sonra gözüne güvenme bir de sesli oku” derdi. Kulağın onu onaylaması önemlidir. Kitabı hep sesli okudum, bölümleri şarkılarla özdeşleştirdim. Ve Spotyfive’da kendi account’umda “Bana bana hep bana” diye bir playlist hazırladım, orada şarkıları dinleyerek de kitabı okuyabilecekler.

‘GÖSTERGE FAİZİ TAHVİLİNİ HİKÂYE ANLATARAK OKUDUM’

Ekonomi dünyasına yeni bir dil getirdiğinizi düşünüyor musunuz?

Ekonomi gerçekten çok sıkıcı bir şey. Sebep-sonuç ilişkisi kuruyor, kuralları var. Ben de çocuklara öğretiyorum ama sıkılıyorlar ve çok haklılar. Hayatta nerede işine yarayacak ki? “Ben burada nasıl eğlenmeliyim?” diye yola çıktım. Hedefim beni ev kadını da, ekinini biçen insan da, çöp toplayan adamın da izlemesi. Finansal okuryazarlığa herkesin ihtiyacı var. Kaliteli bir cümle kurabilmek, iktidara taleplerimizi rasyonel bir şekilde söyleyebilmek için finansal okuryazarlık şart. Çok idealist gelebilir ama amacım buydu ve biz bunu başardık. Başta bu işi klasik şekilde yapan insanlardan çok tepki aldım. Ama sağ olsun kanalım da çok yardımcı oldu. Gösterge faizi tahvilini hikâye anlatarak okudum. Amaç, o şekli kafalarında oturtmak.

Kitapta aslında istemediğimiz şeyleri yaptığımızı anlatıyorsunuz. Biz ne zaman böyle olduk?

Çok fazla tüketiyoruz. Ayağımızı yorganımıza göre uzatmalıyız. Kredi kartı hayatımıza girdi gireli, 90’larla birlikte dünya başkalaştı. Eskiden fakirsen fakirdin. Şimdi cebimizdeki para bitse de kendimize lüks tüketim malları alarak bize ait olmayan paraları harcıyoruz. Bu böyle olmaz. Herkes kendi gibi olmak zorunda zaten dünya oraya gidiyor.

Az maaş alıp taksitle akıllı cep telefonu alanlara özel bir benzetmeniz var mı?

Asgari maaş alanlara hiçbir şey söyleyemem, boynum kıldan ince. Onlar az maaşla bütün aileyi geçindirmeye çalışıyor. Akıllı telefonu tabii ki almaması gerekir ama karşıma gelip “Ben de hayattan haz almıyorum, bu da benim dünyam” dediğinde bir şey diyemem. Ama orta ve üst düzey gruplara baktığımızda gerçekten kendimiz gibi yaşıyor muyuz, bir bakmak lazım. Olduğumuzdan farklı görünüyoruz. Bu kendimize en büyük haksızlık. Neyi tüketmemiz gerektiğini sistem belirliyor. Bu bir yerde patlamayacak mı?

Artık Japonlar bile teknolojiden sıkıldı...

Bu teknolojiyi sen üretmiyorsan sadece dışarıdan alıyorsan burada sorun var demektir. Bize ait olmayan üretimleri, yazılımları bu kadar içimize almak doğru mu, bilmiyorum. Üretime dönmek gerekiyor.

‘KLİŞELİĞİN SIRADANLIĞIN BİR KONFORU VAR’

Kendi üretmediğimiz birçok şeyi kullanıyoruz. Türkiye’de ekonomiye katkı sağlayabilecek ne gibi projeler üretilebilir?

Bir sürü şey sıralayabilirim ama bunların hiçbiri işe yaramaz. Gençler, kendilerini doğru ifade ederek dışarıdan gelen hiçbir uyarandan etkilenmeden yollarına devam etmeyi, ailede öğrenir. Şimdi baktığınızda aynı vücut tipi, göz şeklinde birçok insan var etrafta. “Kendini sev”, “Farkındalığın olsun” derken “Orada ayrık otu gibi yaşama, ortalama ol” diyoruz. Klişeliğin, sıradanlığın bir konforu var. O yüzden benim bir şey demem işe yaramaz. “Elindeki para neyse onu harca. Kredi kartını kenara koy, borçlanma” diyebilirim.

Kredi kartıyla yaşayanlar için bu biraz zor tabii.

Dar gelirliysen sırtını taksite dayama çünkü o taksit 6 ay sonra çığ oluyor. Kontrol hep sende olsun, sen yönet. Gün içinde sakızdan suya her harcadığını not edip genel bütçeni kontrol et. Biz bu paraları çok kolay kazanmıyoruz, canımız çıkıyor.

Ben kumbara kullanıyorum ve bozuk para bereketinden yararlanıyorum, çok iyi oluyor...

Ben Londra’da öyle yaşadım. Bir şekilde kurtarıyor. İyi fikir.

Evlenmeden çiftleri strese sokan düğün merasimi yerini baby shower çılgınlığına bıraktı şimdilerde. Siz de kitapta bunu eleştiriyorsunuz...

Önce bekârlığa veda sonra gelin hamamı, kına gecesi ve üstüne bir de şaşâlı düğün... Bu kuşağa söylenecek en güzel şey, birbirinize bakıp “Ben de yapayım” düşüncesinden sıyrılmaları... Sen ne istiyorsun ona bak, kalbine sor. Hadi evlendi diyelim, çocuk gelmeden parti yapılıyor. İngilizce bilen biri olmama rağmen bunu en başta gelinin arkadaşlarıyla toplanıp birlikte çocuğu yıkadıklarını zannediyordum. Cup cake’ler, çerçeveler, balonlar.... Zaten bir haftaya doğuracaksın, karnın burnunda bu enerjiyi nereden buluyorsun? Peki ünlülerin kendilerine gelen hediyeleri paylaşıp rant yemesine ne diyorsun? Burada dumur oluyorum. O bebek üstünden rant sağlıyorsun, bir şeyleri bedavaya getiriyorsun. Bu kadar reklama dayalı sanatçılık rant olmuyor mu? Adalet denen duygunun her yerde olması gerekir.

'MARKET POŞETİ YERİNE BEZ ÇANTA KULLANIYORUM'

Kitap 80’lerden günümüze geliyor. İkinci kitapta içerik ne olacak?

Günlük yaşam temelinde yardım ve sadaka adı altında çokuluslu şirketlerin havalı sosyal sorumluluk projeleri, kendimizi nasıl tatmin ettiğimiz ve bunun rantını nasıl acımasızca yediğimiz üzerine bir kitap düşünüyorum. Bir sonraki projem de gıybet, dedikodu ve yargılama üzerinden tüketimi yazmak. Tenimin renginden yediğim yemeğe, herkes herkesi yargılıyor ve o koca bir ekonomiyi belirliyor.

Tüketimle ilgili sizin dikkat ettiğiniz şeyler neler?

Market poşeti yerine bez çanta kullanıyorum. Arsızca aldığımız her torba, bir teknolojik ürünün sonucu ve o çocuklarımızın geleceğine zarar veriyor. Beş gömlek yerine 3 gömlekle var olabilirim. Güzel gözükmek yerine kendim gibi gözükmek bana daha gerçek geliyor. Onun için alırken de tüketirken de beni var edecek şeylere yöneliyorum. Babam, ünlü bir gazeteci ve köşe yazarı olmasına rağmen ayakkabısının altı delinmeden yeni ayakkabı almazdı. Şimdi kendime bir şey aldığımda vicdan azabı çekiyorum. Bende öyle bir ruh hali var. Hiçbirimiz travmalarımızdan arınamıyoruz. Onlar tek başına kötü değil, bazıları sizi bugüne getirip iyi biri yapabiliyor. İlla bir rant yiyeceksek, geçmişimizin, travmalarımızın rantını yiyebiliriz.

EKİN TÜRKANTOS - HABERTÜRK PAZAR 


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300