08 ARALIK 2016
ÖNE ÇIKANLAR
SON DAKİKA

iyasi açıdan hiçbir zaman birbirleriyle geçinemeseler de, bu iki kültür bizlere olağanüstü bir bilgelik sunmaktan geri durmamıştır. İşte Arap ve Yahudi kültüründen ışığa dair birkaç hikâye...

PENCERE VE AYNA 

Genç bir adam hahama gelip hayatını nasıl yaşaması gerektiğine dair tavsiye istemiş. Haham genç adamı alıp pencerenin önüne götürmüş:

“Camdan bakınca ne görüyorsun?”

“Gelip geçen adamları ve sokakta onlardan sadaka bekleyen kör adamı görüyorum.”

Haham sonra genç adama bir ayna göstermiş:

“Peki şimdi ne görüyorsun?”

“Kendimi görüyorum.”

“Ve artık diğerlerini görmüyorsun! Dikkat edersen pencere de ayna da camdan yapılmıştır. Ama aynada bir kat gümüş kaplama olduğundan sadece kendini görürsün. Hayatını nasıl yaşayacağını anlamak için kendini bu iki farklı camla kıyaslamalısın. Gümüşsüz, yani sade olduğunda başkalarını görür, onlara dikkat eder ve onlara karşı şefkat duyarsın. Gümüşle kaplı, yani zengin olduğundaysa sadece kendi yansımanı görürsün.”

MUTLULUĞUN ÖNEMİ

Hz. Hüseyin Hz. Muhammed’i tanıyanlara sormuş: “Merak ediyorum; dinimizin büyük peygamberi Hz. Muhammed komik şeyler anlatır mıydı?”

Biri şöyle cevaplamış:

“Allah Hazreti Peygamberimizi bize mutluluk hediyesiyle birlikte yolladı. Daha önce başka elçiler göndermişti ama onlar acı çeken ve acının dilinden konuşan elçilerdi; Muhammed ise halkının çilesini dindirmek için geldi.”

“Onları eğitmek için başvurduğu yollardan biri de oyun ve eğlence ile öğretmekti. Halkını aynı ideal ve aynı amaç çevresinde toplamak için bunu yaptı. Hz. Muhammed’i bizzat tanıyan babam onun şöyle dediğini duymuş: ‘Allah dostlarının yanında asık suratla oturanları sevmez’.”

HİKAYELER ANLATMANIN SEBEBİ

Yazar Elie Wiesel şu hikâyeyi anlatırdı:

Büyük Haham İsrael Shem Tov, ne zaman halkına zulmedilse ormana gidip kutsal bir ateş yakar, halkını korusun diye Tanrı’ya özel bir dua okuyarak yalvarırmış. Rab da bir mucize gönderirmiş.

Yıllar sonra, ünlü hahamın öğrencisi Mezritch Maggid’i de ustasının izinden aynı ormana gider şöyle dermiş: “Ey Kâinatın Efendisi, kutsal ateşi yakmayı biliyorum ama özel duayı bilmiyorum. Yalvarırım duy sesimi!” Böylece mucize gerçekleşirmiş.

Bir kuşak sonra Haham Sasovlu Moşe-leib halkına zulmedildiğini her gördüğünde ormana gidip şöyle dermiş: “Ne kutsal ateşi yakmayı biliyorum, ne de özel duayı, ama ormandaki yeri hatırlıyorum. Ya Rab, yardımını esirgeme bizden!” Ve Tanrı yardım edermiş.

Elli yıl sonra Haham Rihizinli Israel, tekerlekli sandalyesinden Tanrı’ya şöyle seslenmiş: “Ne kutsal ateşi yakmayı bilirim, ne özel duayı, ne de ormandaki yeri. Elimden tek gelen, Rabb’im senin dinleyeceğin umuduyla bu hikâyeyi anlatmak.” Ve bu hikâyeyi anlatması sıkıntılı olayların yok olup gitmesi için yeterli olmuş.

Wiesel şöyle derdi: “Tanrı insanoğlunu hikâyeleri sevdiği için yarattı.”

NE YAZIYOR?

Kör bir adam Mekke yolunda yere oturmuş sadaka için dileniyordu, o sırada dini bütün bir Müslüman yanına yaklaştı. Kör adama, insanların tıpkı Kuran’da yazdığı gibi cömertçe para verip vermediğini sordu. Kör dilenci ona içinde çok az para bulunan, neredeyse boş teneke kutuyu gösterdi. O zaman adam dilenciye şöyle dedi:

“İzin ver boynuna asılı olan kartona bir şeyler yazayım.” Ve adam birkaç cümle yazıp gitti. Birkaç saat sonra adam dilencinin yanına geri döndü. Dilenci şaşkındı çünkü o zamandan beri teneke kutusunun içi parayla dolmuştu.

“Söylesene kartona ne yazdın?” diye sordu adama.

“Sadece şunu yazdım: Bugün çok güzel bir gün, güneş ışıl ışıl, ama ben göremiyorum.”

Çeviren: Mine Akverdi Denktaş


SEN DE DÜŞÜNCELERİNİ PAYLAŞ!
300
Kalan karakter : 300