ÜYE GİRİŞİ
LÜTFEN KULLANICI ADINIZ VE ŞİFRENİZ İLE GİRİŞ YAPIN!

Arkadaşınız sizi aldatıyor mu?

Omuzunda ağlayıp dert ortağı olduğunuz eski dostunuz günün birinde yeni bir arkadaş ediniyor, dağılıyorsunuz...

Kendileri de yakın arkadaş olan iki yakın arkadaşım beni paylaşamayıp kanlı bıçaklı olduğu için sevineyim mi üzüleyim mi? Halbuki çok mutluyduk. Üniversiteden beri hayatımda önemli yer tutan bir arkadaşım, geçen yıl beni yakın bir arkadaşıyla tanıştırdı. İlk günden WhatsApp grubumuzu kurduk. Tanrım, birbirimiz için yaratılmıştık! 3 kız bolca muhabbet ediyor, milleti çekiştiriyor, gece gezmelerine çıkıyor, eski sevgililerimizin yeni sevgililerini gömüyor, tatil planları yapıyorduk. Dostluğumuzun uçurumun kenarında olduğunu nereden bilecektik? HT Pazar'dan Gizem Sevinç Selvi'nin haberi... 

Meğer bu üçlü arkadaş grubu olayı, dünyanın en zor şeyiymiş. Zamanla sonsuz bir kıskançlık peydahlandı. Bir süre sonra üçte ikimiz WhatsApp grubundan değil de özelden yazışmaya başladığında, üçüncü artık deliriyor, habis düşünceler ve ihtimaller arasında boğuluyordu. Mesela birinin başına bir iş gelip telefona sarıldığında, diğer ikisini ortamlarda fırtına gibi eserken buluyordu. Biri kötü gün, öteki iyi gün dostu gibi olmuştu. Ama rArkadaşlar arasında oluşaoller zamana ve konuya göre değişiyordu. Sonunda eski dostlardan biri delirdi ve “Onu inner circle’ımda istemiyorum, benim arkadaşım sensin” diye resti çekti.

‘CENAZENİZE ONLAR GELSİN İSTERSİNİZ’
Yalnız değilmişim. Meğer İngilizler durumu fark edip analizini bile yapmış. “Arkadaş zinası” diye adını bile koymuşlar. Tabii bu lafın gelişi. Yani arkadaşın sevgilisine falan göz diken yok. Bahsettikleri daha ziyade, -hele ki yaş biraz ilerlemişse- eski dostunuzun sizden daha genç, çekici ve eğlenceli yeni arkadaşlar aramaya çıkması, daha fenası bulması, kâbus hali onları sizin tanıştırmış olmanız ve nihayet sizi bir mendil gibi kenara fırlatmalarıymış. The Telegraph’tan Shane Watson, eski dostlar B ve J’nin hikâyesini anlatıyor.

Artık birbirlerinden kilometrelerce uzak iki ayrı şehirde yaşayan bu beyler pek sık görüşemese de bir araya geldikleri an hiç uzaklaşmamış gibi kaldıkları yerden devam ediyorlar. Elbette başka yakın arkadaşları da var ama “inner circle” denilen “yakın çevre” kontenjanları dolu ve başkalarına hiç ihtiyaçları yok. En azından biz öyle sanıyoruz. Sonra bir gün bay J daha genç ve hayta tiplerle çıkageliyor ve eski dostuna şöyle diyor: “Onlara bayılacaksın, mutlaka tanışmalısın.” Ve olaylar gelişiyor. Shane Watson’a göre daima yeni arkadaşlara ihtiyacımız var. Neticede tatile ya da sinemaya yalnız başımıza gidemeyiz. Ancak sapla samanı, yani hayat boyu yanımızda yürümüş eski dostlarla televizyon izleyip geyik yaptığımız “çerez”leri birbirinden ayırmakta fayda var. “Bu arkadaşlarla festivallere gider, bolca gösteriş yaparsınız; ancak eski dostlar için ekstra bir çabaya gerek yoktur, onlar etraftayken rahatlıkla her şeyi görmezden gelebilir, kafanıza göre takılabilirsiniz. Tıpkı aile gibi. Sonunda cenazenize de yalnızca onlar gelsin istersiniz.”

HERKESİN AJANDASI DOLU
Yaşın ilerlemesiyle arkadaşlık müessesesinde değişen tek parametre bu değil. Birincisi, dünya problemleri bitmiyor. “30’lu yaşlarla birlikte yakın arkadaşlar birden ortadan kaybolmaya başlıyor” diye anlatıyor Amerikan Vox’tan Kate Shellnut. “Yakında doğum günüm; kocam ve köpeğimle cupcake yapıp kutlamayı planlıyoruz. Birçok insanın ‘Kulağa şahane geliyor’ dediğini duyar gibiyim. Ama ben çok yalnız hissediyorum, arkadaşlarım ortada yok” diye devam ediyor. Vox’ta yayımlanan bir diğer habere göre arkadaşlardan gelen “Hadi çıkalım, bir şeyler yapalım, takılalım” önerileri 30’lu yaşlarda 10’da 1 oranında azalıyor. Zira herkesin ajandası pek dolu. Ev gezmelerine, birlikte kalıp saatlerce vakit geçirmelere fırsat kalmıyor. O yaştan sonra yoga dersinde tanıştığıyla da insan bir türlü samimi olamıyor.

EN YAKIN ARKADAŞINIZ: EŞİNİZ
Finlandiya’daki Aalto Üniversitesi ve İngiliz Oxford Üniversitesi’nin çalışmaları, 25 yaşından itibaren arkadaşlarımızı yavaş yavaş kaybettiğimizi söylüyor. 30’la birlikte eski dostlar birer Facebook ve WhatApp arkadaşına dönüşüyor. Ohio Üniversitesi’nde 40 yıldır arkadaşlıklar üzerinde çalışan Profesör William Rollins, “Genç yetişkinler keskin bir yakınlaşma eğilimindedir” diyor. “Birbirimize daha saygılı ve olgun yaklaşacak yaşa geldiğimizdeyse birdenbire uzaklaşırız.” Rollins’e göre ironik olan, arkadaşlarımızın tavsiyesiyle geldiğimiz pozisyonların; örneğin evliliğin ya da işimizde yükselmenin bizi arkadaşlarımızdan uzaklaştırması. Yani bir kere iş sahibi, eş ya da ebeveyn olmayagörün, bundan sonra sanki “iyi arkadaş” rolüne ihtiyacınız kalmıyor. İş arkadaşları boş vakitleri doldurup en yakın arkadaşınız karınız yahut kocanız oluveriyor.

The New York Times Gazetesi’nin ise farklı bir yorumu var. Gazeteye göre eğitimli yeni nesil 30’larının ortasına kadar yerleşik hayata sıcak bakmıyor; gezip görmeye, farklı deneyimlere çok açık. Neticede arkadaşlığa hâlâ ihtiyacımız olsa da sürekli değişen programlar ve her an hareket halinde olmak sadakati kısıtlıyor.

‘İLKLERİ HATIRLAMAYA MEYİLLİYİZ’
Yine de çocukluk ve ilk gençlik arkadaşlarımıza daha sıkı sarılma eğilimindeyiz, zira onları hem uzun süredir tanıyoruz hem de hayatımızın önemli anlarıyla ilişkilendiriyoruz. Bir de güven duymak bu tehlikelerle dolu dünyada zor bulunan bir nimet. Bu da zihnimizin onları ayrı bir yere koymasını, iyi dost bellemesini sağlıyor. California Santa Cruz Üniversitesi’nden psikoloji profesörü Margarita Azmitia’ya kulak verelim son olarak: “İlkleri hatırlamaya meyilliyiz” diyor Azmitia. “Ve o ilkler sırasında yanımızda kimlerin olduğunu önemseriz.” Neticede günün birinde kendimi yıllardır konuşmadığım lise arkadaşımı ararken buluyorum, araya o yıllar girmemiş gibi laflamaya başlıyoruz, güvende hissediyorum. Annesini, küçük kız kardeşini, babasını hiç sevmediğini, ilk aşkını iyi hatırlıyorum. Hiçbir yeni arkadaşın da kolay kolay bu detaylara vakıf olacağını sanmıyorum.

SEN NE DÜŞÜNÜYORSUN?
YORUM YAZ