Aysel Doğan ne çok şey öğretti...

Özay Şendir yazdı

07 Temmuz 2008 Pazartesi, 10:49:00Güncelleme: 10:49:00
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.

Cumartesi akşamından beri Aysel Doğan'ı düşünüyorum.
Tüm Türkiye'nin, doğallığını, sevincini protokol falan takmadan eşiyle
paylaşmasını sevdiği o türbanlı kadını...
Türban siyasi simge yapıldığı günden beri öne çıkan kadınları ve olayları bir hatırlayın.
Merve Kavakçı en azından bazılarımızın hafızasında sevimsiz bir isim olarak yer alıyor.
Ya da Humeyni'yi sevip,"İngiliz mandası olsa daha iyi olurdu" diyen Nuray
Bezirgan dağarcığımızda korku,öfke ya da şaşkınlık hisleriyle birlikte duruyor.
Son dönemde Nişantaşı gibi yerlerde türbanlı kadınlara tepki gösterildiği
haberlerini okumuştuk.
Tribünde sevinen Aysel Doğan hiç farkında olmadan bu antipatiyi kırdı, hepimize bize bir sürü şey öğretti.
Mesela  türbanlı kadınların bazılarının erkeğin bir adım arkasında değil yanında olmayı tercih ettiğini, herkesin içinde sevinmenin,sevinci sevdiğinle paylaşmanın ayıp olmadığını, birlikte yaşamamızın ne kadar mümkün olduğunu, türbanlı her kadının politize olmuş ve sistemden nefret eder bir halde olmadığını ve en önemlisi türbanın siyasi gerilim malzemesi olmaktan süratle çıkarılması gerektiğini öğretti.
Çankaya'da türbanlı first lady olmasına sonuna kadar karşı çıkanlar bile Aysel Doğan'a itiraf edemedikleri bir sempati duydular.
Aysel Doğan türbanlı ama kızı değil...Ne aile ne de mahalle baskısının olmadığı bir yaşam...
İktidara yakın olmak için eşlerinin,çocuklarının başını örtmeye çalışan,cuma namazına AKP iktidarıyla başlayan kimi bürokratlara bundan güzel ders olur mu?
Ne benim yazdıklarım,ne ekranlarda,gazetelerde dizilen methiyeler,ne de
Başbakan'dan başlayarak devletin üst kademelerinin gösterdiği ilgi...
Aysel Doğan için bunların artık bir önemi yok...
Bu gece cenaze bitip eve geldiğinde,acı paylaşmak ya da kendini göstermek
için gelenler çekildiğinde ne hissedecek Aysel Doğan?
30 yıldır birlikte uyuduğu adamın yokluğunun ve bir daha hiç olmayacağını
bilmenin acısını kim nasıl silecek?
Hangi ünvan,hangi para,hangi ilgi böyle bir durumda insanı teselli eder?
Aysel Doğan,Hasan Doğan yaşarken bize pek çok şey öğretti.
Hasan Doğan artık yaşamıyor ve Aysel Doğan şimdi katıksız acıyı öğrenirken bize de bir kez daha düşünmek düşüyor.
Hayatı biribirimize bu kadar zorlaştırmanın bir anlamı var mı?

ABANA DEDİKLERİ NERESİ ACABA?

Yolunuz belki Kastamonu'ya düşmüştür ama Abana'ya hiç gittiniz mi bilmem...
Dağ ile deniz arasındaki yüz-yüzelli metrelik genişlikteki bir alana kurulmuş küçücük bir kasabadır Abana.
Kilometrelerce uzunluktaki kumsalları,Bozkurt ilçesiyle olan çekişmesi bir
de genelde seçimleri hep CHP'nin kazanmasıyla ünlüdür.
Bu şirin kasabanın adı Hasan Doğan'ın doğum yeri olarak çalındı kulağımıza.
Oysa Abana'nın bağlı olduğu Kastamonu Türkiye'deki çarpıklıkları anlatmak
için önemli bir yerdir.
İstanbul'a da Ankara'ya da ortalama 500 kilometre uzaklıkta olan bir yerdir kastamonu.
Ilgaz dağları kış turizmine ve kuş gözlemine,Cide,Abana gibi ilçeleri deniz turizmine uygundur.
Ayrıca kastamonu'nun yayla ve mağaraları hemen her zaman ilgi çekebilir.
İşte böyle bir yerde inşa edilen Kastamonu Havaalanı uzun zamandır düğün
salonu olarak kullanılıyor.
Kastamonu'yu hayatımda bir kere gittim.Gittiğim gün şehirde bayram havası
vardı zira ilk Migros şubesi açılıyordu.
1980 ya da 90'lardan değil 2006'nın sonundan söz ediyorum.
Gazetelerde dün hem Abana'dan söz ediliyor hem de turizm ilanlarında
Hırvaistan'dan Nice kadar çeşitli sahillerin tanıtımı yapılıyordu.
Gönül duraklarımız başlığını görünce birden irkildim,kendi yurdumuzu gönül
durağı yapamamamızın sebebi acaba ne?
Yoksa havalanı yapıp da onu düğün salonu olarak kullanan zihniyet mi?

ozaysendir@haberturk.com