Alman disiplini Türk tutkusu

On parmağında on marifet

14 Temmuz 2013 Pazar, 13:50:27Güncelleme: 13:51:41
Onaylanmadı Bu haberi favori listenize eklemek için üyelik girişi yapmalısınız. Üye değilseniz tıklayın.
Habertürk'e facebook veya
twitter hesabınızdan hızlı bağlantı yapabileceğiniz gibi e-posta hesabınızla da  yeni üyelik yapabilirsiniz.
Alman disiplini Türk tutkusu Sonra Oku

ÖZGE MİNE SARIÇAM/HT PAZAR

Almanya doğumlu Türk oyuncular başarı ve güzellikleriyle hep konuşulur. İnanmıyorsanız düne kadar Hürrem Sultan'ı canlandıran Meryem Uzerli'ye bakın! Şimdi size yeni bir isimden bahsedeceğim. Aslında Almanya'da daha çok tanınıyor; şimdilik! Türkiye'deyse Kolej Günlüğü dizisinden anımsayabilirsiniz: Ava Çelik. On parmağında on marifet; hem saksafon çalıyor, hem fotoğraf çekiyor hem de oyunculuk yapıyor. "Hangisi önce gelir" dediğimde yanıtı şaşırtmıyor: Tabii ki oyunculuk. Ava Çelik'le son Berlin Fashion Week'te boy göstermesinin hemen ardından konuştuk. Hazır David Lynch hayranı birini bulmuşken biraz da ondan bahsettik.
Bugüne kadar hangi işlerde yer aldınız? Ve en çok zorlayan rol hangisiydi?
Şansıma, şimdiye kadar çok farklı karakterler için teklifler aldım. Çoğu Alman yapımcıların projeleriydi. Bunlardan biri olan "Geschwisterliebe" filminin geçen sene New York'ta ödül almasına çok sevindim. Çekimlerin son günlerinde yönetmenin kanser olduğunu ve çok az ömrünün kaldığını öğrendiğim için, bu proje çok yoğun ve duygusal geçti. Türkiye'de şimdiye kadar sadece bir proje için çekimlerim oldu, o da 2011'de Tims Productions'ın "Kolej Günlüğü" adlı gençlik dizisiydi. Bu sene daha ilginç projeler yayınlanacak. En son oynadığım projede ilk kez İngilizce'yi ana dil olarak konuşan bir karakteri oynadım. Her rolün değişik, heyecan verici zorlukları var. Örneğin bu sene, benden 8 yaş genç, farklı bir hareket tarzı olan ve argo konuşan bir karakteri canlandırdım. Bu yüzden role yerleşmek için bir süre o tarza uyan yerlerde zaman geçirdim. Çok zevkli.
Almanya doğumlu Türkler, Türkiye'de kariyer açısından daha mı şanslı oluyor?
Herkes için farklıdır ama her meslekte olduğu gibi oyunculukta da daha çok dil konuşmanın ya da farklı kültürleri bilmenin avantajları var.
Berlin'de doğup büyümüşsünüz. İstanbul'a ilk gelişinizde neler yaşadınız?
İki şehrin de kendine göre güzellikleri var. İstanbul'u daha önce de biraz biliyordum. Ama her zaman ilgimi çeken sihirli bir yerdi benim için. Berlin çok farklı. Her köşesinin hayatımda özel bir hikâyesi var. Bazen beni çok mutlu eder, bazen de biraz sıkıcı gelir.

'O ZAMANLAR ÇOK MUTLUYDUM'
Alman sineması ve disiplini Türk yapımlarla birleştiğinde ortaya genelde
güzel işler çıkıyor. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Bazen Türk filmlerindeki cesaret ve tutkuyu Alman filmlerinde göremiyorum. Bunun karşılığında da Alman disiplini ve düzeninin film çalışmalarında çok yararlı olduğunu düşünüyorum. İki tarafın yetenek ve çalışma güçleri birleşince faydalı olur.
Hem saksafon, hem oyunculuk hem de fotoğrafçılık.. İlk hangisiyle başladınız?
Ailem çocukluğumdan beri tiyatroyu sevdiğimi söyler, ama düzenli olarak ilk saksafonla başladım sanırım. O zamanları düşününce her şeyi nasıl biraraya getirdiğime şaşırıyorum. Haftada bir kaç defa saksafon, eskrim, tiyatro ve yanı sıra fotoğrafçılığı öğrenmeye çalıştım. Haftada 6 gün okulda eski Yunanca ve Latince... Çok mutlu olduğumu hatırlıyorum. Daha sonra, her şey biraz daha ciddileşince bir karar vermem gerekti. Bugün oyunculuğun kesinlikle öncelliği var benim için. Çekim olmadığı zamanlarda fotoğraf çekiyorum. Diğerlerini maalesef sadece kendim için yapabiliyorum artık.
Sırada ne gibi projeleriniz var?
Şu an birkaç proje için görüşüyoruz. Henüz bir şey söylemek için erken. Ama bu projeler hayata geçerse, benim için çok heyecan verici olacak.
Bir dizi için teklif gelse, her şeyi bırakıp buraya yerleşir misiniz?
Çekimler olmadığı zaman felsefe ve film bilimi öğrenimim var. Yakında bitecek ama şimdi bölmek istemem.
En çok hangi yönetmenlerle çalışmak isterdiniz?
Her yönetmenin kendine göre bir anlatım tarzı ve özelliği var. Türkiye'den Nuri Bilge Ceylan ya da Fatih Akın derim. David Lynch'i çok severim, onun her işini izlemişimdir. Son yıllarda takip ettiğim yönetmenler Michael Haneke, Andreas Dresen, Nicolas Winding Refn, Lars von Trier ve Sophie Coppola.

'Yarın ne olacağını bilmemeyi seviyorum'
En beğendiğiniz fotoğrafçılar kimler?
Bir sürü farklı fotoğrafçı var. Özellikle ilgimi çeken, daha çok yolculuğa çıkan ve filmin banyosunu kendisi yapan klasik fotoğrafçılar. İlk aklıma gelen Sebastiao Salgado'dur. Henri Cartier Bresson, Ara Güler ya da Man Ray ve Richard Avedon da diğerleri. Çağdaş fotoğrafçıları da internetten ya da Berlin'deki sergilerden takip ediyorum
Sabah kalkışınızdan gece yatana kadarki zamanda neler yaparsınız? Yoksa anlatamayacağınız kadar spontan mı?
Gerçekten anlatamayacak kadar spontan yaşıyorum. Tabii ki benim mesleğimle ilgili olan bir durum. Daha bir kaç gün önce Fransa'da bir ödül aldım, ondan sonra İstanbul'daki olayların ortasında buldum kendimi. Derken yine üniversitede oturuyordum ve sonra Berlin Fashion Week'te spontan defilede yürüdüm. Bunların arasında yine de düzenle yaptığım şeyler var, okumak veya spor yapmak gibi. Ama genelde yarın ne olacağını bilmemeyi seviyorum.
Keşkeleriniz var mı?
Gerçekten bir şeyi istiyorsan ve onun için çalışıyorsan, bir şekilde ona ulaşırsın. Bu yüzden bir şeyi beklemektense çalışmayı tercih ederim. Sadece dünyadaki nefret, bilgisizlik ve fakirlik gibi benim elimde olmayan şeylerle ilgili çok keşkelerim var. Ama bu konularda Gandhi ile aynı fikirdeyim: "Dünyada görmek istediğin değişiklik ol.''
Gelecekte kendinizi nerede görüyorsunuz?
Çok zor bir soru. Elbette hedeflerim var ama aynı zamanda da bilmediğim ve tanımadığım şeylere açığım. Hayatın beni nereye götüreceğini çok merak ediyorum!

'Yönetmene güveniyorsam kendimi ona bırakırım'
David Lynch'in Lost Highway filmini severmişsiniz. Lynch'in tarzı sizi neden etkiliyor?
Onu anlamak için sadece filmlerini izlemek yetmiyor. İnsanların çoğu onun resimlerini, fotoğraflarını, kısa hikayelerini tanımadığı için filmlerini garip ve tuhaf bulabiliyor. Aklıma gelen en yenilikçi yönetmenlerden biridir aslında. Twin Peaks dizisini yapmasaydı Akte X ve onun tarzında diziler olmazdı mesela. Filmlerinde şiddet ve cinselliği sadece göstermek için göstermiyor, tam tersine bunun sorumluluğunu bilip insanların sırrına varmak istiyor. Sadece güzel hikâyeleri anlatmaktansa daha çok hayatin paradoks ve çelişkilerini anlatıyor.
Lynch'in "Mulholland Drive" filminde iki kadın karakter bir sahnede sevişiyor. Sonra bir röportajda Naomi Watts ve Laura Harring o sahneyi çok gereksiz bulduklarını ve çekmemesi için Lynch'e ısrar ettiklerini söylemişler. Siz yönetmene karşı çıkar mıydınız?
Oyunculuk bir karakteri canlandırmaktır. Bu karakterin her şeyini güzel bulman gerekmiyor, ama yaptığı her şeyi anlaman ve saygı duyman lazım. Bir sahnede bir şeyi neden yaptığımı anlamıyorsam sebebini öğrenmem lazım. Sebebi yoksa karşı çıkarım. Ama senaryoya ve yönetmene güveniyorsam genelde kendimi onlara bırakırım.