Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        HINCAL Abi dün köşesinde diyor ki: "Gerçek demokrat, demokrasiyi yıkma hedefi güden faşistler dahil, herkesin ama herkesin fikrini açıklamasına karşı çıkmayan, her ama her fikrin korkusuzca söylenmesine destek olan adamdır. Sınır koymaya kalktın mı, o zaman başkaları da koyar. Onlar da kendi sınırlarını tayin ederler. O zaman ortada sadece 'izin verilen' fikirlerin ifade edilmesi özgürlüğü kalır."

        Bir süredir "fikir özgürlüğü", "çoğulculuk" adı altında karşıt görüşlerin dile getirilmesine izin verilmesi üzerine kafa yorup duruyorum. Dün Hıncal Abi'nin yazısını okuyunca durup düşündüm. Sahi her fikir yayınlanmaya değer midir örneğin? Ya da her düşünce tartışılmak için midir? Sadece farklı olabilmek için durumu tersten yorumlamak her daim geçerli midir?

        Son günlerde televizyonlardaki tartışma programlarına katılanlarda, birini kıyasıya eleştirmeden önce yazılanlarda hep aynı cümleye rastlıyorsunuz.

        "Fikirlerine saygı duyuyorum ama katılmam mümkün değil!"

        Saygı duymak...

        Fikirlere?

        Türkiye'de felsefe deyince akla ilk gelen isimlerden Prof. Dr. İoanna Kuçuradi diyor ki: "Fikirlere saygı duyulmaz. Saygı kişiye duyulur. Fikirler tartışılmak içindir. Fikirler eleştirmek içindir. Bu tartışmada en önemli unsur 'bilgidir'. Bilginin olduğu yerde demokrasi olmaz."

        Peki ya özgürlük? Kişinin özgürlüğü nereye kadardır? Dün Büyükada'da sağanak yağmurun altında yürürken Kuçuradi'nin "Özgürlük ve Kavramları" kitabından altını çizdiğim bölümleri düşünüyordum. Yollar adeta dereye dönmüş, atlar dengeleri kaybetmiş, fayton kazaları olmuş. İnsanlar buldukları en yakın evin saçağına sığınmış derken ben alabildiğince yürüyordum. Müthiş bir özgürlük hissederek... "Seçimi ben yaptım, ıslanmayı göze aldım!" diyerek. O anda şiddetli bir gök gürültüsünden sonra aklıma geldi işte o cümleler... Özgürlük öyle kolay değil, sadece seçimle hiç değil...

        "Özgür kişi yaşarken, insan ilişkilerinde, yapabildiği kadar çok, doğru değerlendirmelere dayanarak ve değer bilgisini hesaba katarak eylemlerde bulunan kişidir. Yaşarken doğru değerlendirebilen ve yaptığı değerlendirmelere dayanarak içinde bulunduğu somut koşullarda gerekeni yapan kişinin özelliğidir etik özgürlük."

        Peki kişiyi özgür kılmak için kişiden çok da önemli faktörler yok mudur?

        Hıncal Abi'nin bahsettiği Ömür Gedik-Uğur Vardan militarist-sansürcü tutum kavgası ya da Fazıl Say'ın arabeskçileri aşağılaması üzerine Mehmet Tez'in yazdıkları... Yani asıl soru şu: Kişinin özgür olması için toplumsal özgürlüğe ne kadar ihtiyacı vardır?

        Kuçuradi onun da cevabını veriyor. Diyor ki: "Toplumsal özgürlüğün ilkeleri çok önemlidir. Değer yargıları, yasaların yapılması, adalet işlerinin yürütülmesi, eğitimin planlanması gibi unsurlar bu ilkeleri oluşturur. Toplumsal özgürlük bir fikirdir. Bir gereklilik düşüncesidir. Oysa etik özgürlük kişinin kendisine aittir."

        Diyeceğim odur ki, Hıncal Abi'nin deyişiyle, "çakması, normali, olmaya çalışanı" neyse ne, demokratlar kanımca özgürlük savaşçılarıdır. Öyle büyük misyon yüklemeye çalıştığım sanılmasın. Tam tersine, bence bir demokrat kendisi için "Özgürüm" cümlesini kullanabiliyorsa, bundan neyi kastettiğini iyi belirlemelidir. Kanımca özgürlük, demokrasiden önce gelir. Bu tartışma burada bitmez tabii, bütün dünya halledememiş, ben mi bir sütunda çözüm üreteceğim. Haşa! Haddimi bilirim. Ben sadece kişiye saygı duymak ile fikre saygı duymanın farkının altını çizmek istedim. Bilgiye sahip olan rövanşı alır hatırlatması yapmayı arzuladım. Yani sevgili Fazıl'a da... Sevgili Ömür'e de "Sizlere saygılıyım ama fikirleriniz beş para etmez" diyecek birileri olmadı daha. Yapılan eleştiriler bilgiden yoksundu. O yüzden yerine oturma-dı. Verilen cevaplar, haklıyı haksız yaptı!

        Diğer Yazılar