Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BAŞTAN uyarayım, huysuzluğum üstümde...

        Ya sıcak deyin, ya ikizlerin 24 saat aktivite ihtiyacında olmaları...

        Ne derseniz deyin... Neyse diyeceğim başka.

        Merak ediyorum, bu meydanları kimler dolduruyor? Başbakan Tayyip Erdoğan dün Sakarya’da konuşuyordu örneğin... O bile acıdı karşısındaki kalabalığa. “Sizi yormuyorum değil mi bu sıcakta? diye soruverdi...

        Ne kadar sıcak olduğunu herhalde anlatmama gerek yok. Koçtaş’ta vantilatör kuyruğu vardı, abartmıyorum. Bir taraftan oruç, bir taraftan sıcak, insanların birbirlerini öldürmeye beş kalmıştı kasada... Son kalan vantilatörü iki yanından çekiştirenler nasıl ayrıldı, bilemiyorum. Yüreğim kaldırmadı, sonunu bekleyemedim.

        Yani diyeceğim odur ki, ben bu meydanları doldurup Erdoğan‘ı ya da Kılıçdaroğlu‘nu dinleyenlere acayip şaşırıyorum. Neden mi?

        1- Referanduma, içeriğine dair hiçbir açıklama yok. Anayasa değişikliği konusunda ne yapılır ne edilir, meydanların konusu bu değil.

        2- Başbakan her konuşmasında diyor ki: “Yeni bir şeyler söylemek lazım!” buradan söylüyorum ben bu meydan konuşmalarında değil yeni bir cümleye, kelimeye dahi rastlamış değilim.

        3- O kadar sıcağa rağmen, onca bildik nağmeye rağmen, niye oradalar? Bir arkadaşım “Kenardan su fışkırtıyorlar” dedi. “Hani marketlerde meyve sebzeye fışkırtıyorlar ya ondan.” Gülesim geldi birden...

        4- “Ramazan’da bütün gün yapacak bir şey yok, büyük bir sosyallik, üstelik memurlardan mitinge gidenlere ses çıkarmıyorlar” diyenlere de bir çift lafım var. Dün cumartesiydi ve Başbakan Sakarya’da, Kılıçdaroğlu Zonguldak’ta öyle bir kalabalığa seslendi ki, parayla pulla, zorla,tehditle falan o meydanlar öyle dolamaz. Tatil gününde o sıcakta eğer o meydanlar öylesine tıklım durumdaysa... Türkiye bir seçim havasına girmiştir kanımca. Yoksa kimsenin referandum uğruna bir futbol maçı havasına girmesi pek de mümkün değil.

        Bedava şapka, tişört, bedava su, yemek dağıtılıyor mu bilemem. Umarım özellikle su dağıtıyorlardır. Çünkü saatlerce o güneşin altında, bir de oruç tutuluyorsa... Liderlerden çok alkışı, meydanları dolduranlar hak ediyor.

        Ama ne yalan söyleyeyim, hâlâ anlamış değilim.

        O meydanlara neden gidiyorlar?

        Büyükada notları 2

        DÜN başladık, bugün devam edelim. “Hafta sonu için Adalar’ı mutlaka değerlendirin” demiştim. Büyükada’da akşamüstü Aya Yorgi’yi mutlaka ziyaret edin. Böylesine güzel bir manzara... Kelimeler yetmez. Köfte ekmek öneririm. Bir de güneşi batırırsanız, beni anarsınız mutlaka. Ama uyarayım, yolun bir bölümü “tabanvay”. Yola çıkmadan sıcağı göz önüne alın. Yukarıda yemek istemezseniz, dönüşte “Mavi” yi öneririm. Genelde turistlerin pek uğramadığı yeşillikler içinde bir otelpansiyon. Sabah kahvaltıları da zengin...

        Ada’nın ilginç mekânlarından bir tanesi de evlerinin ön bahçesini harika bir restorana dönüştüren “Bahçede snack” keyifçiler... Akşam yemekleri için mönü seçip yaptırmak mümkün. Mavi’deki geleneksel kahvaltı burada başka bir forma dönüşmüş, peynir çeşitleri, reçeller mutlaka tadılmalı. Rezervasyonsuz kesinlikle gitmeyin zaten topu topu üç-dört masa var. “Nereden denize girilecek?” diye sorarsanız, Nizam tarafındaki Değirmen... Tek geçerim. Bu aralar “Adalardan denize girilir mi girilmez mi?” tartışması süredursun, asıl tercihim Sedef Adası açıkları. Gitmişken Club Ada Sedef’i mutlaka keşfetmelisiniz. Çıtır karides, deniz mahsullü mantı, önünde derinden denize girebileceğiniz plajı... Akşam yemeği için Club Ada Sedef’in transfer hizmeti de mevcut. Cumartesi geceleri mekânın adeta bir kulüp havasına girdiğini herhalde tahmin edersiniz. Uzun lafın kısası adalar şehre sadece yarım saat uzaklıkta, her keseye hitap eden cennetler... “Farkına varın” derim.

        Diğer Yazılar