Ali Flayfel'in Erdoğan'a mesajı
(ÖLÜ DENİZ/ÜRDÜN)
ARABAYA biner binmez şoför Ali Flayfel'in ilk sorusu "Rajab Tayyib Erdoğan'ı tanır mısın" oldu. Tanırım başbakanımız dedim. "Benden ona bir mesaj götürür müsün" dedi. "Karşılaşacağımızı sanmam ama ben gazetede yazıyorum, belki yazarım" diye cevap verdim. "O zaman yaz. Bugün gene İsrail başbakanına çaktı. Ben ve arkadaşlarım onu babamızdan çok seviyoruz nerdeyse. O konferansta (Davos'tan bahsediyor) çekti, gitti. Allah'ın aslanıdır. Gururumuzu onardı. Bizim için Taliban değil Erdoğan. Öyle bir lidere ihtiyacımız var" dedi.
Yale Hukuk Fakültesi'nin her yıl düzenlediği, bölgedeki tüm ülkelerden katılımcıların üç gün boyunca bir tema etrafında hazırlanan makaleleri tartıştığı "Ortadoğu Hukuk Çalışmaları Semineri"nin bu yılki toplantısı Ürdün'de. Üç yıl önce İstanbul'da yapılan seminerde Filistinli bir arkadaşımız yürek dağlayan hikâyeler anlatmıştı. Gazze'de hiçbir şey bulunamıyordu. Yeğeni yaş günü için Batı Şeria'ya gidebilen amcasından bir Coca Cola istemişti. Şimdi ise inşaat malzemesi dışında her şeyin hatta fazlasıyla bulunduğunu, ticaret yapıldığını söyledi. Mavi Marmara sonrasında mı diye sorduğumda da "Tabii ki sonrasında. Aramızda Türklerin kanı boşuna akmadı diye konuşuyoruz" dedi.
Siyasi çevrelere yakın bir Ürdünlü Ortadoğu sorunlarının tartışıldığı oturumda, "İsrail Türkiye'nin yükselişinden dolayı rahatsızlık hissediyor. Arapların aksine seçilmiş bir hükümeti var, sözünü de sakınmıyor" saptamasını yaptı.
ABD'de yaşayan ve barış süreciyle bağlantılı toplantılarda yer alan bir Filistinli dost, ABD'de konuştuğu kişilerin giderek Türkiye'ye daha yakından bakılması gerektiğini söylediklerini iletti.
Diğer katılımcıların pek çoğunda, özellikle de İsrail'den katılanlarda Türkiye'nin iç ve dış politikasına yönelik bir merak var. Lübnanlı bir arkadaşım Başbakan Saad Hariri'nin ülkesine dönmeden önce Ankara'ya da uğramış olmasına bakarak, Türkiye'nin Esad üzerinde ne ölçüde etkili olabileceğini anlamaya çalışıyordu.
Hemen hepsi bir şekilde Ortadoğu'nun demokratikleşme mücadelesi içinde yer almış, barışın sağlanması için çabalayan katılımcıların çoğu Tunus'ta olanlardan büyük heyecan duydular. Gerçi gelişmelere bakıldığında olup biten şimdilik yönetici seçkinler arasında bir nöbet değişimi gibi duruyor.
Hemen herkesin duası tez elden Mısır'da da benzer bir dönüşümün gerçekleşmesiydi. Göstericilerin şiddete başvurmadan, büyük bir vakar içinde haklarını talep etmeleri etkileyiciydi. Bu örnek Arap ülkelerindeki siyaset eksikliğinin yarattığı şiddet sarmalının aşılabileceği umudunu aşılıyor. Barışçıl gösterilere karşı güvenlik güçlerinin kullandığı şiddet ve ölümler rejimin meşruiyetini temelden sarsan faktördü. Hemen hepsi meşruiyet krizi içindeki diğer ülkelerde de çalkantı bekleniyor.
Filistin-İsrail meselesi hâlâ meselelerin anası olarak duruyor. Gazze'de Batı ile iyi geçinmek için Cihad ve el Kaide'yi baskı altında tutan Hamas'ın hem otoriterliğinin hem de yolsuzluklarının dozunun iyice arttığı anlaşılıyor. Bunları örtmek, ideolojik olarak da radikallerden kendini sakınmak için dini kuralları giderek daha fazla Gazze halkına dayatıyor.
Batı Şeria'daki durum ise paradoksal sonuçlar veriyor. Filistin Yönetimi Batı Şeria'da düzen kurdu. Devlet kurumlarını oluşturuyor. Ancak bu durumda da İsrail açısından işgalin maliyeti sıfıra iniyor. Barış için adım atma gereğini hissetmiyor.
Tartışmalardan çıkan sonuç iki devletli çözüm seçeneğinin giderek gündemden çıkmaya başlayacağı yönündeydi. Bundan sonra İsrail'in Filistinli vatandaşlarının daha fazla ön plana çıkacakları, işgal altındaki topraklarda yaşayanların da artan şekilde tek devletli çözümü düşüneceği bir döneme giriliyor.