Domuz, kuş, köpek... Ne gribi yaşıyoruz da haberimiz yok?
ÖNCELİKLE bir özür, dört gündür yazı olmadığı için. Zor bela üç yayın gerçekleştirdim, öksürük nöbetleri yüzünden Söz Sende’yi de yapamadım... Ardından kocaman bir teşekkür... Özellikle Karşıt Görüş yayınında sesimi yayından sık sık almalarına rağmen öksürüğümü fark eden ve örneğin, “Çok rahatsız ettiniz” cümlesi yerine, birbiri ardına “Geçmiş olsun” mesajları atan ve öksürüğü dindirmek için babaanne tarifleri gönderen sevgili izleyicilere... Hakikaten müthişsiniz. İnsan böyle zamanda yalnız olmadığını anlıyor...
Yaklaşık iki haftadır hastayız ikizlerle... İyileştik gibi olduk, yine hastalandık... Üstelik eve gelen herkesi de hasta ettik... Kuru bir öksürükle başlayan hastalık yüksek ateşle devam etti. Ben en son herhalde lise çağındayken böylesine yüksek ateşlenmiştim. Ateş düşürücüler, vitamin takviyeleri de beş para etmiyor. O ateş yaklaşık 3-4 gün sürüyor. Sesiniz kısılıyor, vücudunuz kırılıyor, bırakın yemek yemeyi, kolunuzu kaldıracak, başınızı çevirecek haliniz kalmıyor...
YOKSA TANIDIK MI GELDİ?
Bence gelmiştir, çünkü eğer siz hasta değilseniz, çevrenizde mutlaka hasta olan birileri vardır. Zaten bu yazının yazılış amacı da budur aslında. “Neler oluyor?” diye sormak.
Neredeyse hiçbir antibiyotiğin etkili olmadığı, yüksek ateşle başlayan ve devam eden, genç yaşlı, çoluk çocuk demeden herkesi yatıran ve özellikle çocuk ve yaşlılarda tehlikeli olan bu hastalık nedir? Biri bana söyleyebilir mi? Yani hiç mi grip geçirmedik? Hiç mi soğuk algınlığı yaşamadık? Peki bu yaşadığımız nedir? Doktorların da eli kolu bağlanmış durumda. Çaresizce ilaç veriyorlar... Geçenlerde bir doktor arkadaşım, “Keşke domuz gribi olsaydınız!” deyince, hastalığın da etkisiyle isyan ettim. O da “Dur tepki gösterme!” diye cevap verdi: “Domuz gribinde en azından neyle karşı karşıya olduğumuzu biliyorduk. Bu bizim için yeni...”
Yani ortalıkta bir virüs, bir grip türü, bir hastalık var...
Son bir haftadır neredeyse gezmediğim sağlık kuruluşu kalmadı, arkadaşlarım için, ikizlerin iğnesi için. (Bu da ayrı bir travmadır yani... İlk gün zavallılar kurbanlık koyun gibi oturdular, iğnecileriyle el sıkıştılar, tanıştılar falan... İkinci gün sağlık görevlisini gördükleri anda bağırarak kaçmaya başladılar. Onlar ağlar, ben ağlar... Felaket bir trajedi yaşandı her sabah, hâlâ da yaşanmakta...)
Gördüğüm tablo şudur... Hemen herkes biraz önce bahsettiğim şikâyetlerle hastanelere doluşmuş... Benimki tabii ki sadece gözlem... Acaba bunun bir istatistiği yok mu? Neyle karşı karşıya olduğumuzu bize söyleyecek, neler yapılması gerektiğini anlatacak bir merci? Sağlık Bakanlığı’nın geçen yıl sütten ağzı felaket yandı da ondan mı susuyorlar acaba? Ben demiyorum ki her gün ölü sayısını ekranlardan verip ortalığı paniğe sürükleyelim... Ama biri de çıksın desin ki, “Kardeşim ortada bir virüs var, çalışmalarımız bu yönde, şöyle bulaşır böyle yapar, özellikle Avrupa’dan geldiğini düşünüyoruz. İngiltere’de aynı tarz bir salgın var. Biz ‘İstanbul bronşiti’ dedik ama bütün Türkiye’ye yayılmış durumda”...
Bu arada doktorların en çok korktuğu dönem yarı yıl tatili... Çocuklarıyla Avrupa’ya gidecek bütün velilerin uyarılması gerektiğini düşünüyorlar. Acaba Sağlık Bakanlığı’ndan bu yönde bir uyarı gelecek mi? Örneğin, hangi ülkeler grip tehdidi altında? Hadi bırakın gidenleri, gelenler için bir şey yapılıyor mu?
Uzun lafın kısası sevgili okuyucu, sormalıyız... Yaşadığımız bu hastalık nedir? Ciddiye alınması için mutlaka ölüm mü olması gerekiyor? Ya da... Ölüm var da biz mi bilmiyoruz?
Aile hekimliği sistemi nedir? Hastalandıktan sonra tedavi etmek yerine, hastalanmamasını sağla!
Yoksa biz mi yanlış anladık?
Not: Öksürük için gönderilen tariflerden hepsini denedim. En etkilisi zencefil... Bir şeye karıştırmadan, dilinizin altında bir tatlı kaşığı toz zencefili eritip oda sıcaklığında suyla içiyorsunuz. Bu hastalığın öksürüğünü yine de tamamen kesmiyor ama en fazla azaltan o yöntem oldu. İlgilenenler için...