Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Hiçbirimiz yargıya müdahale edilmesinden hoşlanmıyoruz!

        Çünkü yargı bağımsızlığına, savcı ve hakim güvencesine çok saygılıyız!

        Memlekette HSYK muharebeleri, esasında, yağlı güreş gibi geleneksel bir spor olduğu için çok sevilir.

        O yüzden, yargı bağımsızlığı diyen her odak, esasında yargıya komuta etmek ister.

        O yüzden, kimse hakim ve savcı tayin etme, dava etkileme gücünden olmak istemez.

        O yüzden, yargı bağımsızlığına titreyen nice hakim ve savcı, siyasi, askeri ve üst makamlar gibi odaklara hep hassastır.

        O yüzden, bir savcının bir dava süresince iktidara veya başka güçlere karşı esnek olmasına “yargı bağımsızlığı” adına kızanlar; yerinden sürüldüğü gün “yargı bağımsızlığı” adına sevinir.

        Tabii, yerinden edilmesine “yargı bağımsızlığı” namına kızanların da, daha önce o bağımsızlığının kazınmasına karşı kızgınlığı pek görülmemiştir.

        Netice hep şudur:

        Alınmış savcının davası olmaz!

        En azından ayıptır!

        Demek ruhumuzun bir yerinde uyuyan bir çirkinlik hep var.

        Karşıtının pisliğine dönüşmek için pusuda bekleyen bir çirkeflik var.

        En azından ayıp” dediğine benzemek için ses verecek bir “gaip” var.

        Linçten çekmiş, yakınmış olsa bile; recm için taşını elde hazır tutan bir gariplik var.

        ***

        28 Şubat’ın meşru bir iktidara çarpması dışında, medyada neler için, “en azından ayıp” demiştik?

        Özkök ve ekibinin yönettiği, Ekşi’nin başyazarlık yaptığı, onca ünlü ismin yazı yazdığı Hürriyet ile Mutlu ve ekibinin yönettiği, Mengi’nin başyazarlık yaptığı, onca ünlü ismin yazdığı Sabah’ın manşetlerinden, “komutan emri”yle kimi gazetecinin itibarsızlaştırılıp suçlanmasına.

        Bu kampanyanın yayılmasına.

        Buna karşı olduğunu, bundan çektiğini söyleyenler ile bazı yeni yetmeler nasıl bir benzerini yapabilir şimdi!

        Nasıl, birer muhbire, birer hedef göstericiye, birer savcıya, birer infazcıya, birer kâtibe, birer linççiye dönüşebilir!

        Başkaları bunları nasıl makul karşılayabilir!

        ***

        Demek ki genellikle“ikimiz bir fidanın…” durumu sabit.

        Birbirine diken olanlar, aslında bir ötekinin de gülü!

        Karşıtına benzemek, karşıtını kendi ruhunda da barındırmak, çatışırken bile usulde mutabakat böyle bir şey!

        Kurbanın içinde cellat büyütmesi, mazlumun kendi zalimini beslemesi, mağdurun bir harf ile zarf değiştirip mağrur olması öyle bir şey!

        O yüzden, “arada bir yer” de yok. İkisi arasında bir yer mümkün değil!

        O yüzden, ona buna yanaşmadan, yapışmadan, benzeşmeden, büzüşmeden durulacak yer “ara” değil…

        Hepsinin dışı, hepsinin ötesi…

        Her birinin mağduriyetinde, kurban oluşunda da ses veren; ama mağrurluklarının, cellatlıklarının, zalimliklerinin, fesadının tam karşısında bir yer!

        ***

        Çünkü, insanlığımızı bu kadar hızla ve marifetle yontmak, gazeteciliği anında linç imkan ve aracı kılmak; her durumda, herkese karşı, kim yaparsa yapsın, en azından ayıptır!

        ***

        Bir de, öteki arkadaşlara, ısrarla şunu söylemekten hiç vazgeçmeyeceğim:

        Yahu, gördüğünüz en büyük felaket nasıl bu olabilir?

        Bırakın darbe dönemlerini, işkencelerini, cinayet ve idamları filan…

        Siz yine yazılar yazar, medya yönetir iken; insanların cezaevine filan alınması, kafadan mahkum edilmesi değil, cezaevlerinde topluca katledilmesi için manşetler, köşeler, haberler döşenmediniz mi?

        Yahu, elinizin kadim kirine bulaşmış kanla nasıl hiç utanmadan en özgürlükçü, en demokrat kesiliverdiniz kardeş!

        O öldürülenler insan değil miydi!

        Delik deşik, yanık bedenleri rüyanıza hiç girmedi mi?

        Nasıl rahat bir uykudur bu!

        Diğer Yazılar