Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        "DÜN mazlumlardı, bugün zalim oldular" diye bir türkü var. Önceleri Ergenekon, Balyoz gibi davalar nedeniyle icra ediliyordu. Şimdilerde BDP'li bağımsızları Meclis'e çağıran hükümet için, hatta bu fikre taraftar olanlar için söyleniyor.

        Bugün o Meclis'te olmayı hak eden ama "Başörtüsü yasaktır" gerekçesiyle partiler tarafından aday bile gösterilmeyen binlerce kadın hâlâ resmi ideolojinin "otoriter" yorumuyla dışarıda bırakılıyor... Birileri ise Meclis'e çağrılmayı otoriterlik, dayatma olarak anlıyor. Hayat garip...

        Ne bugünün muhafazakâr demokratları tam anlamıyla demokrasiyi hazmetmiş durumdalar, ne de dünün Milli Görüş çizgisi kusursuzdu. Ama el insaf, dünün mazlumları canlarını yakan yargı kararlarına karşı "söylenmekten" ve "bıdı bıdı" etmekten öte bir mukavemet geliştirmemişlerdi. Beceremeyeceklerinden değil, sonuçlara dair bir sorumluluk duygusuna sahip oldukları için. Dünün mazlumlarının zamanında öyle "Meclis'te olmalısınız" gibi "dayatmalar" da yoktu. "Bu durum ne olacak?" diye sorduklarında bile Suudi Arabistan'a gidin cevabı alırlardı.

        El İnsaf. Bir Necmettin Erbakan örneği var. 28 Şubat kararlarını, sonradan çok eleştirileceğini bilmesine rağmen "kuzu kuzu" imzalamış, vekilleri de Meclis'i boykot etmemişti. İmzalamaması ve "Bu milli irade üzerine konulmuş bir ambargodur" diyerek topu "duyarlı vatandaşlara" atması mevzu bile olmadı. Korktuğu için mi? Belki. Ama insanların canlarının, mallarının, hayatlarının tarumar olmasını ödenmesi gereken bir maliyet olarak görmek, "onurlu mücadelemiz" tutumuyla bağdaşsa da, sorunları siyasetle aşma ve demokrasinin sınırları içinde kalma niyetiyle bağdaşmaz. İslamcıların farkında olduğu, Kürt siyasi hareketinin önde gelen politikacılarının zaman zaman umursamaz göründüğü şey bu olsa gerek.

        El insaf... Çünkü Merve Kavakçı, Meclis'e yanlışlıkla girmiş bir fare muamelesi görüp kovalanırken, bu muamelenin o Meclis'te bulunan erkeklere de yapılmış olduğunu pekâlâ bilen Fazilet Partililer, bu dehşet karşısında bile yemin krizi çıkarmamışlardı. Böyle bir krizin nur topu gibi bir postmodern darbe "reloaded" kılıcıyla biçileceğini gayet iyi bildiklerinden olsa gerek.

        El insaf... Çünkü AK Parti'nin kapatılması istemiyle Anayasa Mahkemesi'nde dava açılıp da dava sonuçlanana kadar geçen süre zarfında, Meclis'in çoğunluğunu oluşturan AK Partili vekiller de, hükümet de, "mevcut haksızlığa dikkat çekmek için" bile olsa görevlerini aksatmadılar.

        Elbette bugün "ama yasalar ama hukuk kuralları" diyenler arasında, topu taca atma niyetlileri olabilir. Ama el insaf, boykotun uzamasını eleştiren her cümle gündemdeki "yeni Anayasa" meselesini gerekçe gösterdiği sürece, bu eleştirileri otoriterleşme/zalimleşme olarak yorumlamak, aşırı bir niyet okumadır. Başbakan'ın "Gelmeseniz de olur" politikası tatsız olabilir. Ancak boykotçu vekillerin Meclis'te olması gerektiğini düşünen taraf Başbakan'dan ibaret değildir.

        Dünün mazlumları, bugünün mazlumlarının yaptıkları işler hakkında bazen ahkâm kesiyorlarsa, bu tam da benzer baskılara uğramaları, ama o baskılara aynı şekilde mukavemet etmedikleri içindir.

        Türkiye'deki ana akım İslamcılık, hangi "onur tasavvuru" ile olursa olsun, öldürmeye cevaz vermemişti. Bu yollara girenler ise Sebahat Tuncel'in yaptığı misal, kutlayıcı konuşmalarla anılmadı. Tek tük silahlı, ağır cihat argümanlı klikler oldu ama bunlar temel ekseni belirleyemedi, hatta "provokatör" muamelesi görüp dışarı kusuldular. Tam da bu nedenle, İslamcı çizgiden gelen politikacılar kendilerini demokratik siyasete adapte edebildiler. Başından beri silahın ya da şiddetin yanında değil, sözlü propaganda ve müzakere gibi yöntemlerin yanında durdukları için.

        Kürt taban var olmak istiyor; varlıklarına tanıklık eden bir yeni Anayasa istiyor. Bu talebe sonuna kadar katılıyorum. Ancak siyaset yapma imkânını da yeni Anayasa yapma şansını da reddedip molotoflu ve kokteylli bir hayat sürmekte ısrar eden Kürt politikacıların, "Meclis'te güvende değiliz" şeklindeki ajitasyonlarının amacının "barış" ya da "onur" olduğunu hiç düşünmüyorum.

        Diğer Yazılar