HABERTÜRK Gazetesi yazarlarının köşeleri, saat 9:00'dan itibaren güncellenmektedir.
Amberin Zaman

Amberin Zaman

[javascript protected email address]

Defne Joy kardeşim

04 Şubat 2011 Cuma, 07:01:52Güncelleme: 07:01:52

DEFNE Joy Foster’ı her zaman merak etmiş, izlemişimdir.
Nedeni basit. O da benim gibi melezdi. Annesi Türk, babası siyahi Amerikalı. Benim de annem Türk, rahmetli babam da kapkara, uzun boylu, zarif bir Bangladeşliydi. Melez olmak çetrefil bir durumdur. Hele herkesin “esas” memleketi merak edildiği Türkiye’de. Detayları anlatmak yorucu oluyor, zira her verdiğim cevap yeni sorular doğruyor. Dolayısıyla “Nerelisin” diye sorulduğunda “Türk’üm” diyerek kestirip atıyordum. Ancak “Yok be abla, senin Türkçen tuhaf” diyorlardı.
Oysa Türkçe’yi çok yavaş, tane tane (her dili öyle konuşurum) ama aksansız konuşuyorum. Aslında kafaları kurcalayan Türkçem değil, tipim. Babama çekmişim. Bu kez çareyi “Türkiyeliyim” demekte buldum. Hani bu ülkeye ait herkesi kapsama alanına alan o formül. Ama olmadı. “Türkiyeliyim” deyince kaşlar çatılıyor, “Seni bölücü seni” bakışlarına maruz kalıyordum. Bundan da vazgeçtim.
Hem “Türkiyeli” kavramını önceleri benimsemiş olmakla birlikte bir şekilde sırıttığını ben de teslim ediyorum. Artık pes ettim. “Esas” nereli olduğumu uzun uzun anlatıyorum mecburen. Ve hep aynı cevap: “Baban nereliyse sen oralısın.” Yani insanın nereli olduğuna karar vermek kendi elinde değil. Bunu en iyi, yamaçlarında “Ne Mutlu Türküm” diye yazan haşmetli dağların etrafında yaşayan Kürtler bilir. Nereli olduğuna başkaları karar verir bu memlekette. Sen değil.
Peki, Defne Joy bunlarla nasıl baş ediyordu? Hep merak etmişimdir. Hepimizi derinden sarsan zamansız ölümünün ardından yazılanlar biraz olsun bu sorumu yanıtlar nitelikteydi. Örneğin, öğreniyoruz ki Defne Joy, televizyon programı önerildiğinde “Arap Bacı” dışında bir rol hayal edememiş. “Senden iyi televizyoncu olur, düşünür müsün?” diye sorulduğunda, “Benden miiii? Emin misin? ‘Arap kızın ekranda işi ne’ derler, canını sıkarlar, abi” demiş. Teklif edenler de her ne kadar iyi niyetli olsalar dahi anlaşılan böyle rolleri uygun görmüşler kendisine. “Yok yok, demezler, sen yeni ‘Arap Bacı’sı olursun televizyonun” müjdesini vermiş teklifte bulunan “abi”.
Neyse ki zamanla Defne Joy, o klişeleri aşabilmiş, teninin tayin etmediği programlarda da boy gösterebilmişti. Bu da ona gösterilen “hoşgörü”den ziyade Defne Joy’un yeteneğinden kaynaklanıyordu.
Defne Joy’un ardından yazılanları okudukça içim burkuluyor. En mahrem anları, “Anası, oğlu, kocası ne hisseder” demeden çarşaf çarşaf yayınlanıyor. Kamuya mal olmuş kişiler ille de bunu mu hak ediyorlar? Ya can verirken yanında bulunan Kerem Altan? Polise verdiği ifadeler nasıl oluyor da hemen gazete sütunlarında yer alabiliyor ve neye hizmet? Doğru mu yalan mı?
Herkes anında zan altında bırakılıyor. Esas hedef Kerem Altan’mış gibi geliyor bana; Ahmet Altan’ın oğlu olmasından ötürü. Yani ha oğluna vurmuşun ha babasına. Yazıklar olsun! Güzel melez kardeşim artık aramızda değil. Mekânı cennet olsun.

KVK kayıtsızlığı
YILLARDIR kullandığım sevgili Nokia marka cep telefonum öldü, tam da geçenlerde Başbakan ile Kuveyt gezisine gitmeye birkaç saat kala. Alelacele KVK mağaza zincirinden başka marka bir telefon aldım. Almaz olaydım. Daha ilk günden arıza çıkardı, şarj aletini ise köpeğim halletti.
Beşiktaş’taki KVK teknik servisine verdim. Vermez olaydım. Neredeyse iki hafta sonra cihazı yeni şarj aletiyle birlikte geri aldım. Ancak eve geldiğimde şarj aletinde bir tuhaflık olduğunu anladım. Zira prize takılacak kafası yoktu. Hadi geri KVK‘ya. Ne özür ne izahat. “Sizin buna ayrıca kafa almanız gerekiyor” demezler mi pişkin pişkin. Oysa benim teslim ettiğim şarj aletinde kafa mafa tamamdı. Altmış beş lira çöpe. Harcadığım zaman ise cabası. Adamların umurunda değil. Şeflerinin ismini soruyorum. Devlet sırrı. “Lanet olsun” diyerek çıktım dükkândan. Sonra gittim “çakma” bir şarj aleti aldım, KVK’ya asla bir daha adım atmama yeminleriyle. Tam bu yazıyı noktalarken KVK’dan telefon geldi: “Size şarj aletinin parçasını gönderiyoruz.” Yine de özür filan yok.

Diğer Yazıları

Eyalet sistemi ve Osman Baydemir'in çilesi

  • Yayın Tarihi: 02/04/13 09:49
  • [javascript protected email address]
ADINI ister eyalet sistemi koyun ister ademimerkeziyetçilik. Gelsin. Köklü bir değişiklik gelsin. Çünkü Türkiye'nin mevcut idari yapısı gerçekten belediyelerin hayatını cehenneme çeviriyor. Ve faturasını sıradan vatandaş ödüyor. Her bir bölgesinin...
Devamını Oku

Roboski ve geciken adalet

  • Yayın Tarihi: 30/03/13 09:45
  • [javascript protected email address]
Arkasında kar kaplı dağlar, etrafında çamur. Genç adam anlatıyor. "İsmim Veli. Ve Serhat Encü'nün abisiyim ben. Tarih 28 Aralık 2011. Gecenin zifiri karanlığı, soğuk hava, kar, çamur ve ölüm korkusu. Bunlardan hiçbiri o gece ölüme giden yoldan...
Devamını Oku

Esenboğa Havalimanı'nda neler oluyor?

  • Yayın Tarihi: 26/03/13 09:42
  • [javascript protected email address]
İKTİDAR çevrelerinin işlerine geldiğinde "örnek gazete" diye takdim ettikleri The New York Times, dünkü sayısında Türkiye'ye ilişkin bomba bir iddia ortaya attı. C.J. Chivers ve Eric Schmitt imzalı yazıda, Ankara Esenboğa Havalimanı'nın 2012 yılının...
Devamını Oku

1992-2013: Nevruz'dan Newroz'a uzanan yol

  • Yayın Tarihi: 23/03/13 11:17
  • [javascript protected email address]
1992 yılında yani Türkiye nüfusunun yarısından fazlası 10 yaş altındayken, birçok Kürt henüz bebekken Mezopotamya coğrafyasının en kadim kentlerinden Cizre'ye Nevruz "kutlamalarını" izlemeye gitmiştim. Kent merkezini yarım hilal şeklinde çevreleyen...
Devamını Oku

Başkanlık sistemi gelmeden barış olur mu?

  • Yayın Tarihi: 19/03/13 09:27
  • [javascript protected email address]
BAŞBAKAN Erdoğan, Anayasa Komisyonu'na 23 Nisan'a kadar süre tanıdı. Bu süre ekim sonuna kadar uzatıldı. Mesaj net: "Ya yeni Anayasa taslağı üzerinde anlaşırsınız ya da kendi Anayasa'mızı kendimiz yaparız." Gerekirse BDP ile anlaşır, gerekli çoğunluğu...
Devamını Oku
Tüm Yazıları