'Annemi domuz bağıyla mı öldürdüler?'
Hizbullahçıların tahliyesi üzerine söylenecek çok söz, yazılacak çok cümle var ama ben dönüp dolaşıp Konca Kuriş’i düşünüyorum. Evinin önünden, güpegündüz, kocasının yanından kaçırılan “İslamcı feminist” diye tanınan o araştırmacı kadını... Hizbullah’ın eğitim birimlerinde aktif görev alan, sonrasında “Verilen dersler hiç aklıma yatmadı” diyerek tarikatları ve hocaları reddeden o kadını... İran ziyareti dönüşünde, “İnsan ile Allah arasına hiçbir şey giremez” tezini savunan, “Regl döneminde de kadınlar namaz kılabilir” diyen o kadını... “Bana uzatılacak her kurşun Kuran’a uzatılmıştır” diyecek kadar kendine güvenen kadını... “Dik başlı ve yenilikçi” diye yazıldı hakkında... O durmadı, susmadı, tarikatların hedefi haline geldi, geri çekilmedi.
Konuştu, konuştu, anlattı.
“İbadet Türkçe yapılmalıdır... Kuran kadınların sadece göğüslerini kapatmasını emrediyor. Kuran’da çarşaf yok! İnsanlar, erkeklerin Kuran’da daha üstün olduğu mesajının verildiğine inanıyorlar. Ama böyle bir ayet yok. Kadınlar ve erkekler cuma namazını birlikte kılabilirler.”
Tehditler sürdü gitti.
“Yoksa yeni bir din mi çıkartıyorsun sen?”
*
Konca Kuriş kaçırıldıktan dört-beş ay sonra aile fertleriyle yapılan bir röportajı okumuştum. Dün buldum çıkardım, yine ilk günkü kadar etkiledi beni yazılanlar: “Konca Kuriş, genç yaşında beş çocuğun annesi. Tekstil alanında çalışmayı seçti, kendi atölyesini kurdu. Ticarette başarılı bir kadın oldu. Geçtiği tartışmalı yollardan çıkardığı derslerle iki kavramı yerleştirmeye çalıştı çocuklarının kafasına: Eşitlik ve özgürlük. Yaşantılarına bakınca görürdünüz. Ailede namazı bilen bilir, kılan pek yoktur. Yahya üniversitede, Sırma başörtüsü takmaz. Muzaffer arkadaşları dalga geçtiği halde yemek yapmayı, annesinin mutfakta başyardımcısı olmayı erdem sayar. Üstelik babasının itirazlarına rağmen yüzük takardı. Celal yemek yerken çatal kullanmaz, bir de laz damarı vardır ki kafasının dikine gitmesine izin verilir. Sena ise annebabasına isimleriyle hitap edebilir. Konca Kuriş, kara çarşaflardan feministliğe açılan yolu her hareketlerinde değişim ve açıklık hissedilen bu aileyle kat etti. Şimdi mi?
Baba Orhan Kuriş, ‘Bizim borcumuz, çocuklarımla birlikte sağ olduğumuz sürece takip etmek’ diyor. En büyük korkusu, bir gün çocuklarının kaçırılma anında yanında olduğu ve engelleyemediği için onu itham etmeleri. Umudu kaybolmamış: ‘Evin kapısını çalacak bekliyorum!’ Cemal en büyük umudu yazın taşıyordu. Yaz bitti. Anne gelmedi. Odasında, basketbol posterlerinin yanında annesi için hazırlanan afiş duruyor.
-Konuşuyor musun o resimle arada bir?
-Evet. Bir gel, o adamları geberteceğim diyorum.
-Kim o adamlar?
-Mafyaymış. Kaçırınca ellerinize ne geçiyor diyeceğim onlara. Annemi bulup sarılacağım. Sonra beş getireceğim karneme...”
*
İster “sulu göz” deyin, ister “Bu aralar gripsin ondandır”, ben yine ağladım bu satırları okurken. Sonra bir şimşek çaktı. Ya çocuklar? Onlara ne oldu? Biliyorlar mı annelerinin başına gelenleri? Peki ya tahliyeler? Onları nasıl etkiledi? Korkuyor mu aile? Peki ya biz, gazeteciler defalarca yazdığımız ölüm detaylarıyla bir annenin çocuklarını ne kadar perişan ettik?
Dün aile üyeleriyle konuştum. Hiçbiri haklı olarak ekranlara çıkıp gözükmek, hatta ne hissettiklerini söylemek istemiyor. “Korkuyor musunuz” diye sorduğum bir aile büyüğü dakikalarca güldü telefonda, biraz da sinirden...
“Korkmuyoruz, korkunun ecele faydası olmadığını öğrendik bu memlekette. Korksak ne çıkar. Adam gelir, kaçırır, öldürür, sonra da halay çeker! Sadece düzen kuruldu, düzen bozulsun istemiyoruz. Kimse artık geçmişi hatırlamasın, özellikle çocuklar.”
Gonca Kuriş’in eşi tekrar evlenmiş, bir kızı daha olmuş. Çocuklar büyümüş. Büyük oğlu bir reklam şirketi kurmuş, evlenmiş, bir çocuğu olmuş. Diğeri gazoz kapağı ticareti yapıyor, bir küçüğü üniversitede, kızlardan büyük olan evlenmiş, evinin kadını, çocuğunun annesi şimdi... Peki en küçük kız?
Lisedeymiş.
Hizbullahçıların tahliye olduğu günün akşamı evde soruvermiş birden: “Benim annemi domuz bağıyla mı öldürdüler? Ne demek o? Televizyondaki bu adamlar mı yaptı?”
Hadi gelin de verin cevap...
Sayın Adalet Bakanı size sesleniyorum...
Siz verin cevabı...
Çünkü benim yüreğim kaldırmıyor!