Hrant için adalet için
İNSAN hiç tanışmadığı, elini bile sıkmadığı birinin ölümüne ağlar mı?
Hem de nasıl! Üstelik hıçkıra hıçkıra...
Mutfakta bardak yıkıyordum galiba, "Hrant Dink öldürülmüş" diye bir cümle duydum salondan. Ellerimde sabunlu iki bardakla orada, televizyonun karşısında ne kadar dikildim durdum bilmiyorum. Sular aktı yere doğru, bardaklardan, ellerimden, gözlerimden... Durduramadım bir türlü...
Hrant Dink'in ölümünden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı, olmayacak bu ülkede...
"Helalleşmekten başka çarenin kalmadığı savaş yorgunu ülkemde..."
Yaşasaydı dün 57 yaşına basacaktı. Onu yakından tanıyanların dediği gibi, "19 Ocak 2007'de bebeklerden katil yaratan o karanlık onu aramızdan almasaydı, muhtemelen dün akşamı torunları, ailesi ve dostlarıyla birlikte, ülkenin içinde bulunduğu kötü ve acımasız günlere lanet ederek rakısını yudumlayacaktı".
İzin vermediler... Önümüzdeki pazartesi günü katillerinin yargılandığı davanın yeni bir duruşması var. Bir arpa boyu ilerlenemeyen şu meşhur davanın...
Bugün köşem Hrant'ın arkadaşlarının...
★
Sayın Başbakan
Arkadaşımız Hrant Dink'i öldürdüler.
Beşinci yılına yaklaşan adalet arayışımız kadük kalmıştır.
Dilekçe verdiğimiz topyekûn devlet, kendini katile yakın gördü.
Zaten katil, polis, bayrak, muzaffer gülümseme kahramanlık posterinde poz vermişti.
Bir türlü ilamını malum edemediğimiz o kalabalık güruh, elbirliği ile kıstırmışlar, hain pusuda kurşun sıkmışlar, kaçmışlar, saklanmışlardı.
Şikâyetçiyiz.
"Namus sözümdür adalet" diye ölü evinde ant içtiğiniz halde, Hrant Dink'i işaret parmağıyla gösterip "bunu" diyen yardımcınızı "Meclis Başkanı", resmi makamda, adamları resmen "Yakarız canını bak" diyen Vali'nizi "Vekil", emanet edilen canı kollamayan, kötülerin işini kolaylaştıran Emniyet Müdürü'nüzü "Vali", 17 yaşındaki O.S.'yi kocaman "Ogün Samast" ettiniz.
Kan adaletle susar, şikâyetçiyiz.
İsim verdik, soruşturun diye, İçişleri Bakanı'nız "Olmaz onlar bizim çocuklar" dedi. Dışişleri Bakanı'nız, AİHM savunmasında bu toprakların yiğit evladına "Nazi" dedi.
Çelik kuvvetleriniz, Rakel Dink önlerinden geçerken katillere methiye türkülerini mırıldanarak Beşiktaş Adliyesi'nde koro yapıverdiler.
Katillerimizi adalet yerine evine getiren jandarma, cezaevi aracına "Ya sev ya terk et" diye yapıştırma asmıştı.
Sayın Başbakan, nedir daha derine inmeyi engelleyen o büyük kasabanın sırrı? Nedir sözünüzü tutmanıza mâni olan?
Azınlıklardan gasp edilenin birazını geri vermeniz sebebiyle seslendirdiğiniz nutukta "Bu ülkede hiç kimse ruh tedirginliğiyle yaşamayacak artık" diyordunuz Hrant'ın veda mektubuna atfen.
İnanın tedirginliğimiz her zamankinden büyüktür.
Sayın Başbakan mala gelenin telafisi bulunur. Cana gelene de davranınız.
O Anadolu toprağından Hrant Dink'in payına bir metrekare toprak düştü, mezarıdır!
Kamera denilen vaka-ü nüvis silinmiş, bize kalan azıcık 19 Ocak 2007 seyirliğinde beş kişi saydık Hrant'a pusu kuranlardan.
Kim bunlar Sayın Başbakan?
Görüneni, görünmeyeni, katillerimizi istiyoruz, hak hâkim olsun diye.
Bizim hakkımız bizde saklı duruyor, helalleşmekten başka çarenin kalmadığı savaş yorgunu memleketimizde...
Suallerimiz cevapsız... Adalet nöbetçisi "Hepimiz Hrant'ız" diyen yüz binlerin eli hâlâ vicdanında...
Cevaplarımızı almadan susmayacağız, sormaya devam edeceğiz...
Hrant için, adalet için...
Hrant'ın arkadaşları