MİT, Maraş olaylarına bizzat katkı yaptı!
DÖNEMİN İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş ile 33 yıl sonra Maraş olaylarını konuşmaya kaldığımız yerden devam...
- MİT'ten bilgi alamadık diyorsunuz...
Bütün bakanlık görevim boyunca MİT'ten bilgi alamadım. Ben hem Cumhurbaşkanı'yla hem Başbakan'la bu konuyu görüştüm. Emniyet'in istihbarat birimlerini güçlendirdik, okullar açtık istihbaratçılar yetiştirmeye çalıştık. Ama bir yandan da cinayetler işleniyor, eylemler oluyordu. Bunların çok önce yapılması lazım...
- Yani Maraş katliamı göz göre göre geliyorum dedi ve MİT engel olmadı. Öyle mi?
Engel olmuyor meselesi değil sadece, bizzat katkı yapıyor. Ve bu bildirilmiyor yönetime. Tedbir alınmıyor. Bir de sadece Alevilere yönelik de değildi. İlerici, solcu olanlara Alevi-Sünni ayırt etmeksizin saldırıldı. Bu faşist bir saldırıydı. Milli ve dini kavramları kullandılar. Yapılmak istenen oradaki insanları öldürmekten ibaret değil, asıl istenen Türkiye'nin askeri yönetime devredilmesiydi. Darbe deyin, sıkıyönetim deyin, ne derseniz deyin. Tek istenen bunlar için ortam hazırlamaktı.
- Rahmetli Ecevit'in o dönem sıkıyönetimi geciktirdiği söylenir hep...
Ecevit sıkıyönetime hep karşı çıktı. O dönem siyaset adamları bile "Hükümeti bırakın gidin, askere teslim edin" diye beyanat veriyorlardı... Maraş'ta hazırlıklar, ETKO davası döneminden başladı. Dört yere bomba gönderildi. Malatya Belediye Başkanı'na, Pazarcık'ın CHP İlçe Başkanı'na... Paketi postanede açtılar, 2 memur öldü. Bütün bunlar o zamandan hatta daha öncesinden, 1 Mayıs 1977'den beri olayı olgunlaştırmaya yani 61 Anayasası'nın getirdiği demokratikleşme sürecinin önünü kesecek askeri bir rejim getirmek istiyorlardı... Ardından Maraş olayları geldi, valiye istihbarat verilmedi, askeri çağırmakta da geç kalındı. Gelen asker de yeterli değildi. Tüm bunların sonucu olarak tertip başarıya ulaştı. Sıkıyönetim oradaydı.
- Zaten yapılmak istenen de bu muydu?
Evet. Ülke darbenin bir önceki basamağına getirildi. Bunu görmek lazım.
- Bir de Alexander Peck var, o dönem oralarda gözüküyor...
Alexander Peck ile benim bakan olarak bir hikâyem var. Bir gün Amasya Belediye Başkanımız, bana telefon etti. "Buralarda bir Amerikalı geziyor, benden de bir randevu aldı" dedi. "Ne sorarsa not et, bana bildir" dedim. Sonra not etti ve bana gönderdi. Nüfus durumunu, Alevi-Sünni ayrışmasını soruşturmuş. Bir ihtilaf çıkarsa Alevi-Sünni arasında mı, işçi-işveren arasında mı, yoksa sağ-sol çatışması mı olur diye araştırmış. Sanki ihtilaf çıkartacak da neden arıyormuş gibi sorular sormuş.
- Siz ne yaptınız?
O zamanki Amasya Valisi'ne telefon ettim. İlgilenmesini söyledim. Hatta devlet misafirhanesinde kalsın dedim. Çünkü görüştüğü kişileri söylüyor, hep bu tip tertiplere yatkın kişiler. Kontrol edelim istedim. Birkaç gün sonra bir cenazeye katılmak için oraya gittim. Bir gazeteci bana, "Buralarda bir Amerikalı geziyor, biliyor musunuz?" dedi. Ben de "Biliyoruz ve izliyoruz" dedim. Bunu yayınladılar. Amerikan Büyükelçiliği ayağa kalktı, "Bu sözünü geri alsın, nasıl izler!" diye. Bu adam Maraş olaylarından önce de orada dolaşmış. Ben incelettim, Kıbrıs'ta görevli bir CIA ajanı çıktı. Bu arada Amerikalılar, Dışişleri Bakanımız Gündüz Ökçün'ü sıkıştırıyorlar. Bu olayı büyüteceğiz diyorlar. Ben de "Bu adam Türkiye'ye akredite değil, önümüzdeki Bakanlar Kurulu'nda 'istenmeyen adam' ilan edilmesi için başvuracağım" dedim. Bunun üzerine geri çektiler.
- MİT'le ilgili önemli bir itiraf yaptınız. "MİT'in bizzat dahli vardı Maraş'ta" dediniz...
Evet. Rahmetli Ecevit, bana güvenirdi, benimle bu konuları konuşurdu. Ben MİT'e yönelik şikâyetlerimi ona söylediğim de o da bana dert yanardı. Bir keresinde şöyle bir olay anlatmıştı: "Çok iyi yetişmiş birini MİT'te görevlendirtmek istedim. O kişiyi MİT'e almadılar." Başbakan'ın istediği kişiyi MİT'e almamışlar! Bunun üzerine ben de "Ne yapacağız bu MİT'i? Lağvedelim o zaman. Yerine yenisini kuralım" dedim. Hiçbir istihbarat alamıyorsanız, o organ görevini yapmıyorsa iptal edeceksiniz, yerine yenisini kuracaksınız. Sayın Başbakan'ımız güldü ve bunu benim gençliğime verdi.
- Ecevit istememesine rağmen sıkıyönetim geldi o dönem... Peki sonra ne oldu?
Bu acı olaylardan sonra 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi. Ama bu yeterli değildi kimileri için. Askeri darbe olmasını isteyenler Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edilmesini istiyordu.
- Sonrasında siz sıkıyönetimin kaldırılması için konuşma yapmışsınız doğru mu?
Ben MGK'da İçişleri Bakanı olarak 2 ilde sıkıyönetimi kaldıralım diye bir teklif sundum. Böylece yavaş yavaş normale dönebiliriz diye düşünmüştüm. Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk ve Başbakan Bülent Ecevit de beni destekledi. Sonra askeri kanada söz verildi. Rahmetli Ersin, önünde bir defter var, askeri kanat ne söyleneceğini yazmış o da oradan okuyor. Özetle "13 il yeterli değil, Türkiye genelinde sıkıyönetim ilan edelim" dediler. Bunun üzerine Cumhurbaşkanı, "Ne yapacağız şimdi?" diye sordu. Ben "Oylayalım" dedim. Ben öyle deyince Başbakan Ecevit, Cumhurbaşkanı'na "Hayır efendim, biz MGK'da hiçbir zaman oylama yapmıyoruz. Oybirliğiyle karar alıyoruz. Siz iki tarafı da dinlediniz, siz karar verin" dedi. Korutürk de "Öyleyse ne artıralım, ne eksiltelim. Olduğu gibi devam edelim" dedi.