Bakamazdım gözlerine... Utandım!
DÜN Taksim'den Şişli'ye Agos Gazetesi'ne doğru yürürken en çok onlarla karşılaşmaktan korktum. Sinsi bir soğuk vardı... İçine işliyordu insanın. Bacaklarım ürperiyordu ya rastlarsam ya göz göze gelirsem diye...
5 yıl önce bugün bir adam, bir eş, bir baba, bir gazeteci, bir Ermeni öldürüldü Şişli'de gazetesinin önünde... Üstüne bir gazete örttüler... Kaldırımda yattığı yerde dururken dün utanç içindeydim.
Güvercin tedirginliğinin ne olduğunu bilmediğim...
Bu ülkede Ermeni olmanın ağırlığını hissetmediğim...
Ve bir meslektaşımın göz göre göre öldürülmesine izin verdiğim...
Katillerinin ellerini kollarını sallaya sallaya gezdiği bir ülkede yaşadığım için...
Ödüm patladı, inanın...
Ya Rakel Dink ile karşılaşsaydım?
Ya Arat Dink ile selamlaşsaydım?
Ya Orhan Dink'i görseydim...
Bakamazdım ki gözlerine...
Ne diyeceğim?
★
Hrant Dink'in katilleri devletin kontrolü altında. Emniyet görevlileri doğru dürüst sorgulanmadı bile. Cinayet ihbarı örtbas edildi, örtbas edenler hafif bir soruşturmayla geçiştirildi. Bilgi sahibi olan, cinayeti önlemeyen, delil gizleyen hakkında işlem bile yapılmadı mı diyeceğim?
"Kırmızı pazartesi!! Kırmızı!!" diye mi bağıracağım?
Ne yüzle?
Hiç mi utanmayacağım bunları söylerken?..
Davalar birleştirilmedi, talepler sürekli reddedildi, görüntüler kayboldu, sanıkla birlikte ve Türk bayrağıyla poz veren polisler sır oldu, "Ya sev ya terk et" yazıldı otobüse, kim yaptı bilmiyoruz mu diyeceğim?
Genelkurmay'ın Hrant'ı hedef alan açıklaması, açıklayanın yanına kâr kaldı...
"Söylemediği bir sözden ötürü mahkûm eden, adeta ölmesine göz yuman Yargıtay'a ne oldu?" sohbeti mi edeceğim?
Valilik makamında iki MİT görevlisi tarafından tehdit edildi ama mahkeme o iki kişinin kim olduğunu bile önemsemedi, "Vali milletvekili oldu, şimdi Meclis'te" mi diyeceğim?
Peki diyelim örgüt yok, diyelim mahkeme, "Ben defalarca Hrant Dink öldürülecek diye üstlerime bildirdim" diyen Erhan Tuncel'e inandı. Peki "Cinayetin bildirildiği üstler nerede? Onlar niye tutuklu bile değil?" diye sorarlarsa bana ne cevap vereceğim?
Ya da...
"Hrant'ı siz de öldürdünüz... Senin meslektaşların değil miydi nefret suçu işleyen, manşetlerden babamızı, kardeşimizi, Hrant'ımızı hedef gösteren?" derlerse... Nasıl yüzlerine bakacağım?.. Utanırım ben. Öyle bazı meslektaşlarım gibi alışık değilim yapıp yapıp üzerine sırıtmaya...
★
5 yıl önce ensesine tek bir kurşun sıkıldığı yerdeydim dün Hrant'ın...
"Bir Ermeni'yi öldürdüm" diye bağırmıştı o çocuk!
"Bir çocuktan katil yaratanların peşine düşmeliyiz" demişti Rakel Dink...
Çocuk, katil olduğuyla kaldı. Büyük abiler paçayı yırttı.
Vicdanlar yaralandı karara... Ne çıkar?
Bugün kim, ama kim hangi davanın arkasında durup "Evet bu iş doğrudur!" diyebilir artık?
Dönüş yolunda sözlü bir saldırıya uğradım... "Siz yetmez ama evetçi değil misiniz, memnun musunuz?" diye bağırdı bir kadın.
"Yok" dedim yanılıyorsunuz, "Yetmez ama evetçi" değilim "Evet"çiyim...
Dağıldı kaldı bir anda kadın... Ezber bozuluyor tabii samimiyetin karşısında...
"Üzülüyorum halinize" diye devam etti...
"Üzülmeyin" dedim, "Bunca üzüntünün arasında bir de beni düşünmeyin lütfen"...
Anlatasım yoktu, açıklayasım...
Uzun uzun yürüdüm soğukta
Üstümde garip bir ruh hali, dudaklarımda bir şarkı...
★
Bir çaresi bulunur elbet yarın
Yeniden yaşamanın
Bir çaresi bulunur elbet canım
Bi uyuyup uyanalım
Ah bir yolu vardır elbet yarın
Yeniden yaşamanın
Bir çaresi bulunur çıkmazların
Bi uyuyup uyanalım.