Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        "ABLA valla senden benden iyi yaşıyorlar... Yemek bedava, kalacak yer bedava, ceplerine harçlık da veriyorlar. Çocukları okula da gidiyor... Bir de bu adamlar gece sınırın öte yakasına gidip savaşıyor, sonra buraya dönüyor... Senin benim vergimden oluyor bunlar; git bak, yerinde gör ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksın... Krallar gibi yaşıyorlar, krallar..."

        *

        Kilis güneşli... Ama öyle boğucu sıcaklar gelmemiş daha... Hafif bir rüzgâr ama gecesi serin olur, bilirim. Yaklaşık 10 gün önce Başbakan Erdoğan'ın ziyaret ettiği konteyner kentteyim... Suriye rejiminden kaçanlar için dönüştürülen, hatta yeniden inşa edilen bir konukevindeyim... Büyükçe bir konukevi... 10 bin 536 Suriyeli var. 4579'u kadın, 2382'si 0-6 yaş arası... Tel örgülerin arkasından bakıyorlar. Kadınlar bakımlı, çocukların birçoğu sarışın... Karşılıklı eller sallanıyor önce, ardından dokunuyoruz birbirimize...

        Murathan Mungan der ki: "Dili yasaklananın bakışları daha anlamlı olur, o yüzden daha güzel bakarlar..." Uzun uzun bakıyor Suriyeliler gözlerime... Derin... Neden sonra Arapça sözcükler dökülüyor... Onlar anlatıyor, ben dinliyorum, anlamaya çalışarak... Hele biri var ki biri... Başörtüsüyle yüzünü kapatmaya çalışarak, bir göz evine buyur ediyor beni, illa ki bir şey ikram edecek. Sonra ellerimi tutuyor anam yaşındaki bu kadın, gözlerime bakıyor, işaret diliyle karışık anlattıklarından oğullarının tutuklandığını öğreniyorum. Bir gece vakti evinin uçaklarca bombalanmış; bir oğlu, bir zihinsel engelli torunuyla kaçıp gelmiş Türkiye'ye...

        Acının dili olur mu?

        O ağladı ben ağladım...

        Sadece "Ağlama" diyebildim Türkçe, ağlama...

        Bu mudur krallar gibi yaşamak?

        Evinden yurdundan uzakta, sevdiklerinden uzakta, merak içinde, kalana ne oldu endişesi, korkusu, yüzünü bile basına göstermeme paniği... Olur da tanınırsa, geridekilere işkence ederler düşüncesi...

        *

        Suriyelilerin konuk edildiği Kilis'teki konteyner kentte yok yok... Kreş, ilköğretim okulu, lise, market, kuaför, satranç, halı dokuma odaları... Kentin kurulma çalışmaları aslında çok da uzak değil. 13 Ocak'ta Hazi-ne'ye ait olan Hac Konaklama Merkezi'nde ilk adım atılmış ve bugüne gelinmiş. TOKİ tarafından yapılan tesis 12 bin kişi kapasiteli, toplam 2 bin 100 konteynerden oluşuyor.

        Mutfak, banyo ve bir odadan oluşan ev tipi barınakların altyapısı tamamlanmış durumda. Yiyecek içecek önce Kızılay tarafından dağıtılmış, şimdi ise herkesin kartlarına doldurulan kontörlerle marketten istediğini satın alma şansı var. Temizlik ürünleri, kıyafet ihtiyaçları da aynı şekilde karşılanıyor. Sağlık hizmetleri de ücretsiz...

        Durun daha bitmedi...

        360 bin metrekarelik bir araziden bahsediyorum...

        1000'er kişilik 2 cami...

        2 adet helikopter pisti...

        Ziraat Bankası...

        PTT...

        Gasilhane...

        330 kursiyerli Kuran kursu...

        250 metrakarelik Emniyet Müdürlüğü Binası...

        Sağlık Ocağı...

        50 yataklı tam teşekkül bir hastane...

        2750 fidan dikilmiş, yeşillendirme kapsamı altında...

        Tamam, krallar gibi yaşıyorlar, kesinlikle, şartlar açısından...

        *

        "Büyük ülke" olmak böyle bir şey galiba... Her şeyin parayla, ekonomiyle olduğunun farkındayım elbette ama insana dokunmak önemli! Dil, din, ırk, mezhep gözetmeden "Yanındayım" diyebilmek. Zulümden kaçana kucak açmak, "Kıymetlisin, önemlisin" demek... İnsana değer vermek, insana dokunmak... Büyük olmak bence bu demek... "Konteyner kent" sakinleri Arapça'dan başka dil bilmiyor, tek tük İngilizce, ama Tayyip Erdoğan denilince akan sular duruyor. Gözler ıslanıyor, tezahüratlar başlıyor...

        Peki ya sorunlar?

        Olmaz mı?

        Ne hırsızlığı bitiyor, ne kavga dövüşü... İzinsiz yerleşilen konteyner hikâyelerini mi anlatsam, düşen yıldırımları mı? İşine gelmeyince polisi taşlayan Suriyelileri mi? Adı üstünde "konteyner kent" burası. 10 bin kişilik. Üstelik kimsenin işi gücü yok, boşlar yani, sorun nasıl çıkmasın? Güvenlik güçlerinin, sağlıkçıların işi zor, çok zor...

        Unutmadan, bir de sınıra bu kadar yakın olmasının getirdiği problemler ve dedikodular da cabası...

        Kilis'in başarılı Valisi Yusuf Odabaş'a sordum: "Başka yer yok muydu? Yani sınırda çatışmalar sürüyor, sınır köylerinin çoğu iktidar yanlısı. Buradaki herkes muhalif ailelerden... Türkiye'yi savaşa çekme çabasını da sağır sultan bile duydu. Burayı hedef alan çatışmalar da oluyormuş. Peki niye bu kadar sınıra yakın bu kent?"

        Hazine'ye ait, altyapısı hazır başka uygun yer yokmuş. Konteyner kentin 1 ay gibi mucizevi bir süreyle tamamlandığını göz önüne alırsak, haklı yönü de var tabii... Peki kaç paraya mal olmuş? 61 milyon 892 bin lira harcanmış bugüne kadar.

        *

        Günün sonunda "İnsana nasıl dokunulur onu hissettim" diye bir konuşma yaptığımda, yerel basında çalışan meslektaşlarımdan tepki aldım: "Neresi insana dokunmak? Van'a bunun gibi bir yatırım yapılmadı, üstelik bu adamlar hem muhaliflerle birlikte savaşıyor, hem de bizim vergimizden ekmek elden su gölden yaşayıp gidiyorlar. Biz muhalifleri mi besliyoruz? Peki niye?"

        Vardır haklı tarafları meslektaşlarımın, onlar bölgeyi daha iyi bilirler. Valilik ve güvenlik güçleri sınırdan geçiş olduğunu kabul etmese dahi, bu risk her zaman var.

        Benim ise konteyner kentten ayrılırken aklımda başka bir soru vardı...

        Bu insanlar ne kadar burada barınabilirler?

        Geçici koruma altına alınan Suriye vatandaşları onlar...

        Kalsalar ne kadar kalabilirler, gitseler, nereye?

        Not: Yarın biraz da Kilis'i anlatacağım size...

        Diğer Yazılar