Koskoca adamları eğitsek ne olacak?
Erkek öğrencilerden biri sözü aldı ve dedi ki: "Aslında boşuna konuşuyoruz. Şiddet gösteren erkek hep gösterecek, bunun düzelmesi pek mümkün değil; çünkü o da babasından, çevresinden aynısını görüyor, şu ana kadar görmüş zaten. Onları düzeltmek için yapabileceğimiz fazla bir şey yok. Biz bence yeni yetişenlere odaklanmalıyız. Yeni yetişen nesle şiddetin ne kadar kötü bir şey olduğunu anlatmalıyız."
Sainte Pulcherie Lisesi'nde bir öğleden sonra...
Salon tıka basa dolu... Benden önce yazar Pınar Kür'ü terletmişler, benden sonra sırada CHP Milletvekili Şafak Pavey var... Öncelikle Sainte Pulcherie öğrencilerine buradan kocaman bir teşekkür. Kadın sorununu, kadına şiddeti belki de lise düzeyinde projelendirip ele almışlar. Türk Müdür Mina Akçen'e ayrıca teşekkür, bu projede yer almamı istediği ve beni dürttüğü için...
Nice üniversitelere gittim, karşılıklı söyleştik, tartıştık, sessiz kalıp bakıştık... Ama Sainte Pulcherie öğrencileri kadar sorgulayanı, hazırlanmışı yoktu...
Terledim mi?
Evet.
Çünkü öyle bir sorun var ki ortada, doğru düzgün cevapları bulmak için belki de beraberce akıl yürütmek gerek. Öyle de yaptık zaten, sordular, sordum, beraber yanıtlar bulmaya çalıştık, gülüştük, hüzünlendik ve inanın zaman yetmedi...
*
"Eee ne diyorsunuz buna?" der gibi baktı...
Haklıydı.
Koskoca adamları eğitsek ne olur?
Yine dövecek, yine el kaldıracak, yine şiddet gösterecek...
Diyemedim ki, "Senin kadar kötümser, gerçekçi değilim ben" diye... "Sen o yaşında insana güvenmiyorsun, ben bu yaşımda, her şeye rağmen insan ve insan diyorum, böyle de salağım" diyemedim.
"Tamam" diye söze başladım. "İstersen bütün şiddet gösterenleri, hatta meraklılarını bir kampa toplayalım, cezasını beraber belirleriz artık."
Oysa ne kadar haklıydı. Eğitim-eğitim diye tutturuyoruz, kültürlüsü, sözüm ona eğitimlisi kadına şiddet uygulamıyor mu? "Sosyo-ekonomik statü önemli" diyoruz, zengini de dövmüyor mu?
Ne yapacağız peki?
O an değil ama birkaç gün sonra bir başkası imdadıma yetişti.
Genç Hayat Vakfı Kurucusu ve Yönetim Kurulu Başkanı Beyza Zapsu'dan bahsediyorum. Yaşları 11 ile 18 arasındaki gençlere bir umut aşılamaya çalışan, projeleri birbiri ardına ekleyen ve en önemlisi "El yordamıyla buluyoruz bulmasına yolumuzu ama sistematik bir gelecek planı lazım" diyebilen kişiden bahsediyorum. Dün bu köşede vakfın çalışmalarından birini sizlere paylaşmıştım zaten.
Beyza Zapsu anlattı: "Kadına şiddet sadece bizim sorunumuz değil, bütün dünyanın sorunu. Bakın Avrupa büyük çelişkiler yaşıyor bu konuda. Örneğin, İrlanda ve İsveç'te uzmanlar bir araya gelmiş tartışıyorlar 'Biz neyi yanlış yaptık' diye... Neden mi? Eğitimse eğitim, paraysa para, sosyal statüyse statü... Bütün bu sorunları halletmiş ülkelerden bahsediyorum. Ama hâlâ kadına şiddet var. Sadece kadına değil, en zayıf halkalara. Bu bazen çocuk, bazen kadın oluyor."
Aynı soruya dönelim mi?
Peki ne yapacağız?
Beyza Zapsu da konu üzerinde çalışanlardan ve sonunda belki de bütün dünyanın ortak kavramlarından birine kilitlenmiş, insan olmaya... "Eğer" diyor, "Biz insan olmayı öğretemezsek, öğrenmezsek, şiddet bütün negatif yan etkilerin düzeltilmesine rağmen artarak sürecek".
*
Bu köşeyi yakından takip edenler, "Gençlerdeki en büyük tehlike vicdan kaybı" yazılarını yakından bilirler. Buna hem kendi çevremden hem de iş çevremden tanık oluyorum. Beyza Zapsu herkesi birleştirecek, hemen herkesin üzerinde olur diyeceği yurt çapında bir seferberlik peşinde.
Kısaca, "Vicdanımızı kaybetmeyelim, tekrar insan olmayı hatırlayalım" diyecek... Proje geliştikçe detaylarını sizlerle paylaşacağım, hepimizin üzerinde durup düşünmesi gereken bu cümleyi de kenara not edelim.
İnsan olmak...
Zor olmamalı...