Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BUGÜN de Kamboçya’dayız. Siem Reap’te, Angkor Thom’u yani Büyük Şehir’i gezmeye devam ediyoruz. “İki gündür aynı yerdesin” demeyin, gerçekten görülmesi gereken bir yer. 400 kilometrekarelik bir alana yayılmış, toplamda 112 parça arkeolojik eserden oluşan koskoca bir toprak parçası. 1000 yıl kadar önce yapıldığı düşünülürse, olayın büyüklüğünü daha iyi anlarsınız. 1907’de başlayan restorasyon çalışmalarını 1992 yılına kadar Ecole Française d’Extreme Orient sürdürmüş. Çalışmalar bugün hâlâ devam ediyor ve pek çok ülkenin katkıları var. UNESCO da bölgeyi koruma altına almış ve çalışmalara danışmanlık yapıyor.

        BİZİM SİYASETÇİLER DUYMASIN AMA

        Ve bugün sıra Büyük Şehir’in en büyük tapınağında, daha doğrusu dünyanın en büyük mabedinde olacağız; Angkor Wat’ta. Bizim siyasetçiler duymasın ama dediğim gibi Angkor Wat, dünyanın en büyük mabedi. Bu dev “Hindu- Budist” tapınağı, toplamda 1 kilometrekareden daha büyük bir alana yayılıyor.

        Duvarların içinde kalan inşaat alanı toplamı ise 820 dönüm. Yani 820 bin metrekare. Çevresinde ise insan yapımı dev bir göl oluşturulmuş. Yağmur mevsiminde bu göl, tapınağın çevresini tamamen kuşatıyor. Kurak mevsimde ise gölün alanı da küçülüyor.

        Tapınağın çevresindeki gölün yapılış amacı koruma değil, güzelleştirme. Dev tapınağın suda yansıyan görüntüsünün azametini artıracağını düşünen Khemerli mimarlar bu suni golü yapmışlar.

        RÖLYEFLER YERLİ YERİNDE

        Angkor Wat’ı yaptıran Khemer Kralı 2. Suryavarman. İnşaat 12. yüzyılın ilk 10 yılı içinde başlamış ve ortasına doğru bitmiş. Önce Hindu tapınağı olarak yapılmış. Sonra Budist tapınağı olmuş. Sonra yine Hindu.

        Angkor Thom ve dolayısıyla Angkor Wat da terk edilince, tapınak az sayıda Budist rahibin ikametgâhı olmuş ve buradaki varlıklarını sürdürmüşler. Angkor Wat, bölgedeki diğer tapınaklara oranla çok daha az yıpranmış ve çok daha iyi restore edilmiş. 4 katlı yapının tüm katları hâlâ ayakta. İçindeki rölyefler, kabartmalar, yazılar, heykeller aynen korunmuş ve hâlâ yerli yerinde duruyor.

        Uzunca bir kuyruğu beklemeyi göze alırsanız üst katlara da dik bir merdivenden çıkabiliyorsunuz. Yükseklik korkusu olanlara hiç tavsiye etmeyeceğim diklikte bir merdivenden söz ediyorum.

        Kızımla beraber epey bir bekledikten sonra çıktık.

        İlginç mi?

        İlginç.

        Başımız göğe erdi mi?

        Ermedi.

        Angkor Wat’ı ziyaret eden turistler fille gezerken.

        ÇİN İŞİ SİYAH

        Angkor Wat dışarıdan bakınca simsiyah duruyor, ki gerçekten de siyaha yakın bir rengi var. Ancak içi de aynı taştan olmasına rağmen beyaza yakın açık bir renkte. Önce dışarıdaki taşların doğadan yıprandığını, içerinin ise temiz kaldığını düşünüyorum.

        Tabii ki, yanılıyorum. Angkor Wat’ın simsiyah görünmesinin nedeni Çinliler. Angkor Wat’ın restorasyonu sırasında binanın dışının temizlenmesi ihalesini Çinli bir firma kazanmış. Çinli firma, binayı kendi buluşları olan süper bir kimyasal solüsyonla temizleyeceğini söylemiş.

        Gerçekten de yapılan denemelerde bu solüsyonun püskürtüldüğü taşlar pırıl pırıl hale geliyormuş ve suyla yıkanınca tertemiz oluyormuş. Çinli firma, Angkor Wat’ın üzerine bu solüsyondan tonlarca püskürtmüş. Sonra yıkamışlar ve tertemiz olmuş. Ancak aradan kısa bir süre geçince taşlar siyahlaşmaya başlamış.

        Meğer bu solüsyonun yan etkisiymiş bu durum. Önce temizliyor ama sonra da karartıyormuş taşları. Bu yüzden Angkor Wat simsiyah olmuş. Ve solüsyon taşların içine işlediği için de artık temizleme imkânı kalmamış.

        Turistlerle fotoğraf çektiren yerli halk.

        ALMAN İŞİ BEYAZ

        Angkor Wat’ın içini temizleme işini ise Almanlar almış. Solüsyon molüsyon püskürtmeden, kendi bildikleri yöntemlerle temizlemişler ve pırıl pırıl olmuş, hâlâ pırıl pırıl duruyor. Mercedes’i, Audi’yi, Porsche’yi yapanlar bu işi de gayet güzel becermişler anlayacağınız.

        Tapınağın içindeki rölyefler sanki yeni yapılmış gibi pırıl pırıl. Almanlar sayesinde.

        Angkor Wat’a hem daha az kalabalık olur hem de fotoğraf için ışık daha iyi olur diye düşünerek akşamüzeri gittik. Ancak içerideki kalabalığı anlatmak mümkün değil. Sanki bütün dünya, Angkor Wat’ı görmeye gelmiş gibiydi. Rehberimiz “Bu boş sayılır” diyerek bizi teselli etti. Kalabalık zamanını düşünemiyorum bile.

        Tapınağın içinden bir fotoğraf.

        Almanlar tarafından temizlenen tapınağın içi bembeyaz durumda.

        RAHİPLER HÂLÂ İÇERİDE

        Angkor Wat’ın içinde hâlâ Budist rahipler yaşıyor. Belirli bölümler onlara ayrılmış. Gördüğünüz kulelerin içi ise boş, baca gibi yükseliyorlar. Bu kulelerin altında ise 4 katlı mabet var. Dolaş dolaş bitmiyor.

        Kurak mevsim olduğu için suları çekilmiş gölün üzerindeki taş köprüden geçerek Angkor Wat’tan çıkıyoruz. Hemen oracıkta buza yatırılmış taze hindistancevizlerini açıp içine birer kamış koyarak 1 dolara satan seyyar satıcılardan hindistancevizi alarak susuzluğumuzu gidermeye çalışıyoruz.

        Üzerine tropik meyveleri blender’dan geçirip satan tezgâhlara yöneliyoruz. Bizde özellikle sağlığına düşkün arkadaşların sabah akşam içtiği detoks zamazingolarına benziyor. Gayet lezzetli ama pek de hijyenik olmadıkları kesin.

        İçimiz kurumuş mabet gezmekten, dikiyoruz kafaya. Angkor Wat’la beraber Angkor Thom gezimiz de sona eriyor. Aslında bu yazı dizisini bugün noktalayacaktık ama sayfamız bugün biraz daralmış.

        O yüzden yarın da Siem Reap’i, yedikleri garip şeyleri, Tonle Sap Gölü’ndeki Vietnamlı balıkçıları yazacağım. Söz, yarın son olacak.

        Diğer Yazılar