Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        SARI taksi-UBER kapışmasında tarafımı son tartışmalardan aylarca önce belli etmiş biriyim.

        UBER’e ya da modern sistemlere karşı olduğumdan değil.

        Ben “korsanlığa” karşıyım.

        Başından beri diyorum ki: “Devlet ihale açsın. Firmalar girsin. Parasını ödesin. Lisansını alsın ve özel taşımacılık yapsın. ABD’li bir firma gelip Türkiye’nin rantını yemesin, sıfır vergi ödeyerek kârını alıp gitmesin.”

        Böyle bir şey oluncaya kadar taksiciyim.

        Fakat hafta sonunda bir olay oldu biliyorsunuzdur.

        Bir UBER sürücüsü, aracına binen yolculardan birini tartakladı ve yol ortasında araçtan indirdi.

        Olayın ardından UBER sistemindeki aracın kamera kaydı görüntüleri ortaya çıktı.

        Görüntüleri izledim.

        İmkânınız varsa siz de izleyin.

        Kimse kusura bakmasın ama müşteri sürücüyü gerçekten delirtmiş.

        Tartışma İstinye’de başlıyor. Müşteri, UBER şoförüne fiyattan ötürü söylenmeye başlıyor.

        Giderek sinirleniyor. Hakaretler, tehditler, şikâyetler ve “Artık senin en büyük düşmanın benim” cümlesine varan bir saldırganlık.

        Sürücü uzun süre terbiyesini koruyor.

        “Hanımefendi beğenmediyseniz inin. Fiyatı ben belirlemiyorum, sistem belirliyor. Hemen indirebilirim” falan diyor ama nafile.

        Yolcu hem gitmek istiyor hem de hakaret ve tehditlerini sürdürüyor.

        Tartışmanın başladığı yerden havalimanı tam 37 kilometre ve yaklaşık 1 saatlik bir yolculuk ve yol boyu hakaretler bitmiyor.

        Ve sürücü sonunda büyük bir hata yapıyor, belli ki, yolcuyu zorla araçtan indirmek istiyor ve arbede çıkıyor.

        O ana kadar haklı olan sürücü bir anda haksız duruma düşüyor.

        Oysa yapması gereken basit.

        Elinde şahane kayıtlar var.

        Çekecek bir karakolun önüne, şikâyetçi olacak.

        Ve haddini bilmez yolcuyu araçtan polisler indirecek.

        Şoförü yüzde yüz haklıyken, yüzde yüz haksız duruma düşmekten kurtaracak tek yol bu.

        Ve bizler de bilmeliyiz ki, hiçbir koşulda bize ücreti karşılığında hizmet veren insanlara, bu bir şoför olabilir, bir garson olabilir, bir satış elemanı olabilir, hakaret etme hakkına sahip değiliz.

        ***********

        GEREKİRSE GEREKİR

        HÜRRİYET Gazetesi çalışanları, ki pek çoğu çok eski arkadaşlarımdır, yıllarca birlikte çalıştık, “satışın” şokundalar.

        Hiç beklemedikleri anda, birdenbire kendilerini “satılmış” buldular.

        Ve satışın ardından onlar ve gazetenin ya da eski Doğan Medya’nın yeni sahipleri hariç herkes konuşuyor.

        “İstifa etsinler, kovulsunlar” gibi gazeller okunuyor.

        Birincisi, size ne?

        İkincisi, Hürriyet eğer bir değerse içindekilerle beraber bir değerdir.

        Alıcı istediği gibi davranır.

        Değeri artırmak için içindekileri koruyabilir ya da değiştirebilir.

        Onun bileceği şey.

        Ben Hürriyet çalışanlarının istifa etmeleri gerektiğini düşünmüyorum doğrusu.

        Ben olsam önce bir bakarım, yeni patron ne yapacak!

        Beni olduğum gibi mi isteyecek yoksa beni olmadığım bir şeye dönüştürmeye mi kalkışacak.

        Yapmayacağım bir şey istenirse o zaman istifa ederim ya da kovulurum zaten.

        Bunun tek istisnası yönetici düzeyinde olanlardır.

        Zarafet gereği istifalarını sunarlar.

        Kabul edip etmemek yeni sahiplere kalmıştır.

        Normali budur, hariçten gazel okuyanların söylediği değil.

        Üstelik, Hürriyet bunu geçmişte de yaşadı.

        Erol Simavi sattı, Aydın Doğan aldı.

        Erol Bey’in yayın yönetmeni yaptığı Ertuğrul Özkök istifa etmedi.

        Yazarlar da etmediler.

        Tam aksine hepsi yeni patronla yıllarca çalıştı.

        Ertuğrul Özkök 19 yıla yakın bir süre Aydın Doğan’la çalıştı mesela.

        Oktay Ekşi biraz daha az, Emin Çölaşan ondan da daha az.

        Şimdi de gerekmez.

        Gerektiği zaman zaten gidilir.

        ***********

        SİYASETTE EN BÜYÜK AYIP YALAN

        DÜNYADA siyaset değişiyor.

        Eskiden evlilik dışı ilişkiler, seks skandalları siyasette çok büyük önem taşırdı.

        Fransa’da bile.

        Ama bu artık değişmiş.

        İlk skandal Clinton’da patlak verdi.

        Bir stajyerle ilişkisi ortaya çıktı.

        Kamuoyu desteği azalmadı. Kongreye ifade verdi ama yalan söylediği için.

        Fransa’nın eski Cumhurbaşkanı Hollande, scooter’la zamparalığa giderken yakalandı.

        Hiçbir etkisi olmadı. Gerçi nikâhlı değildi ama birlikte yaşadığı bir eşi vardı.

        Şimdi ise bu konularda çok daha muhafazakâr görünen ABD’de dört dörtlük bir rezalet var.

        Başkan Trump, mevcut eşiyle evliyken, eşinin hamilelik dönemi de dahil olmak üzere porno yıldızları ve playboy kızlarıyla beraber olmuş.

        Her şey ayan beyan ortaya dökülüyor.

        Önceki akşam söz konusu porno yıldızının katıldığı “60 Dakika” programı, reytinglerde Obama çiftinin seçilmelerinin hemen ardından katıldığı programdaki gibi rekor düzeyde izlense de etkisiz bir izlenme.

        Sonuçta “tık” yok. (Trump ile kadının ilişkisinde değil siyasi sonucunda.)

        Trump ise sessiz.

        Çünkü “Yok öyle bir şey” derse başı belaya girecek. Yalan söylediği için.

        O yüzden susuyor. Avukatları konuyla ilgileniyor ama saklanacak bir yeri kalmamış olayın.

        Ve Trump başkanlığını sürdürüyor.

        Azalan desteğinde bu olayın etkisi pek yok.

        Siyaset dünyası skandallara giderek alışıyor ve rezaletler önemsiz hale geliyor.

        Yeter ki “yalan söylenmesin”.

        ***********

        TUĞÇE KAZAZ’I ARARIZ

        HADİ hazırlanın, yeni bir Tuğçe Kazaz’ımız oluyor.

        Top Model of Turkey diye bir yarışma varmış ve o yarışmanın bu seneki birincisi, Türkiye ile Yunanistan arasında kriz yaratmış.

        Çünkü Yunanistan’a yönelik olarak “Osmanlı tokadını basarız” demiş.

        Genç kızımızdan hızlı bir giriş.

        Tuğçe Kazaz en azından iç siyasette kriz yaratıyordu, bu hanımefendi ise işi uluslararası boyuta taşıdı.

        Kendisini kutluyorum.

        ***********

        MUTLULUĞUN SIRRI

        ARKADAŞLAR gazeteyi hazırlarken gündemlerine bir göz attım.

        En ilgimi çeken haber, “Mutluluğun sırrı internette” başlığını taşıyordu.

        Çocuklara sordum, “Bu nasıl oluyormuş?” diye.

        İlk yanıt, “Abi ciddiye alma, Norveç’te yapılmış. Norveç’te heyecan verici tek şey, olsa olsa internettir” oldu.

        Ancak sonra bir başka yorum geldi.

        “Abi porno sitelerine giriyorlardır, o yüzden.”

        Ben bir iyimser olarak, “Yok canım, bilgiye erişmenin kolaylığı mutlu ediyordur” demek istiyorum.

        ***********

        AKARYAKIT FİYATI SABİT

        BENZİN fiyatlarındaki artışı boşu boşuna tartışmayın.

        Geçen hafta Yavuz Barlas’tan rica ettim, bana son yıllardaki akaryakıt fiyatlarının dolar olarak ederini çıkardı ekonomi servisinde.

        Formül çok basit.

        Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının, petrolün uluslararası piyasa değeriyle falan alakası yok.

        Bizde benzinin fiyatı 1.5 dolar.

        Bütçenin durumuna göre bazen 1.4 oluyor, en fazla ise 1.7. Ama ortalaması 1.5 dolar.

        ***********

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Bilmememizin olmadığı anlamına gelmediğini anladığımız zaman.

        Diğer Yazılar