Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Serzenişler, şikayetler yağmur gibi.

        Büyük bölümü Anadolu’dan.

        Çiftçiden, esnaf diyebileceğimiz KOBİ’lerden, küçük sanayiciden.

        “Böyle devlet mi olur, böyle devlete vatandaş nasıl güvenebilir” diye soruyorlar.

        Urfa OSB’deki küçük ölçekli sanayiciden, Ege’de hayvancılık yapan çiftçiye kadar yüzlerce, belki de binlerce mağdur var.

        Mesele şu.

        Devlet, devletin bir kurumu olan EPDK, 2019 yılında bir yönetmelik çıkardı.

        “Elektrik piyasasında lisanssız üretim yönetmeliği”

        Detayına girip kafanızı şişirmeden yönetmeliğin esasını anlatayım.

        Dedi ki devlet, “Ey küçük sanayici, ey çiftçi, ey vatandaş. Sana belirli bir sınır dahilinde lisanssız güneş enerjisi santrali kurma izni veriyorum. Fabrikanın, çiftliğinin damına, bahçesine GES kurabilirsin. Burada ürettiğin elektriği kullanabilirsin. Eğer tükettiğinden fazla üretim yaparsan bunu da senden devlet olarak satın alacağım.”

        Akıllı bir işti.

        Tüketiciyi üretici haline getiriyordu.

        Pahalı GES yatırımını tüketicilere yaptırıyor ve sistemi rahatlatıyordu.

        Fazlasını da satın alarak, sisteme ucuza yenilenebilir enerji eklemiş oluyordu.

        Çok sayıda sanayici, çiftçi devletin bu yönetmeliğine güvenerek yatırım yaptı.

        Çatısına güneş ışınlarından elektrik üretecek “solar cell”ler yerleştirdi.

        Ucuz bir yatırım da değildi.

        Bu yüzden pek çoğu borçlandı, banka kredisi aldı.

        Ama devlet fazlasını alacağı için, nakit girişi de olacaktı, uzun vadede iyi işti.

        Devlet de bu kişilerle satın alma sözleşmeleri imzaladı.

        Ancak 11 Ağustos günü her şey değişti.

        EPDK eski yönetmeliği iptal etti ve yeni bir yönetmelik çıkardı.

        Ve daha önce lisanssız üretim yapan bu gibi işletmelerden satın alma garantisi verdiği elektriği bu kez “bedava” almaya karar verdi.

        Borç harç yatırımı yapacaksınız, elektrik üreteceksiniz. Sonra da bunu devlete bedavadan vereceksiniz.

        Üstelik de bunu baştan değil, yatırımlar yapıldıktan sonra söyleyeceksiniz.

        Binlerce sanayiciyi, çiftçiye ortada bırakacaksınız.

        Hadi paçanız sıkıyorsa bunu YİD ya da KOİ projelerini yapan müteahhitlere yapsanıza.

        Hadi Osmangazi Köprüsü'nü, Çanakkale Köprüsü'nü, Kuzey Avrupa Otoyolu'nu yapanlara "Kusura bakmayın sözleşmelerinizi iptal ettik. Zaten çok para aldınız. Bundan sonra garanti geçiş falan yok” desenize.

        Yer mi!

        Ayrıca şunu da söyleyeyim.

        Kimse size bedavaya bir şey vermek zorunda değil.

        “Otorite sahibi birisinin bedelini ödemeksizin yaptırdığı işe angarya denir” ve Anayasamızın 18. maddesine göre angarya suçtur.

        EPDK’nin yönetmeliği Anayasaya aykırıdır.

        Suçtur.

        Aranan kamplaşma bulunmuş mudur!

        Aranan kamplaşma bulunmuş mudur!
        0:00 / 0:00

        Fıkrayı bilirsiniz.

        Karadenizli Temel’in, yolda gördüğü Yahudi Mişon’u İsa Peygamber'i öldürenlerden olmakla suçlayıp dövmeye kalkıştığı fıkrayı.

        Mişon, dayağın nedenini öğrenince, “O 2000 sene önceydi” der.

        Temel’in yanıtı “Fark etmez ben yeni duydum” olur.

        Bizde olan biten de hemen hemen o hesap.

        Bizim “Temel yargısı” da yeni duymuş.

        Hem de trollerden.

        Önce Sezen Aksu hedefti.

        5 yıl önce yazdığı bir şarkının sözleri nedeniyle.

        Linç edeceklerdi ama ağır lokma idi.

        Yutamadılar.

        Şimdi sıra Gülşen’de.

        Sahne kıyafetleri ile zaten eleştirildiği için kolay lokma idi.

        Onun da 5 ay önce kemancısına yaptığı bir şakayı, sanki toptan bir hakaret varmış gibi aylar sonra gündeme getirip linçe giriştiler.

        Bu kez yargı da onlara eşlik etti.

        Dediğim gibi kolay lokma idi.

        Dediğim gibi zaten çoktan toplum dışı ilan edilmişti.

        Önce gözaltına aldılar.

        Sonra tutukladılar.

        Sanki delilleri karartma ihtimali varmış gibi.

        Oysa yapılması gereken belli idi.

        İfadeye çağırırsın.

        Gelmezse ihzar çıkarırsın.

        Mevcutlu getirirsin.

        İfadesini alırsın.

        Mahkeme uygun görürse yargılamaya başlarsın.

        Suçlandığı suçun cezasının üst sınırı da 3 yıl olduğu için zaten mecburen tutuksuz yargılarsın.

        Bunları da ben söylemiyorum.

        Anayasa emrediyor.

        Ama öyle yapmadılar.

        Evinden gözaltına aldılar.

        Yasalara aykırı olarak, alelacele tutukladılar.

        Dün de yazdığım gibi, millete kin ve düşmanlığın ağa babasını pompalayan sözde imamları, onlara göre ibadetini eksik yapanları ölümle tehdit eden hokkabazları görmezden gelen, yolsuzluk iddialarının karşısında üç maymunu oynayan “sözde” yargı burada “emredileni” yaptı.

        Aslında tüm bu olan biten için “Aranan kan bulundu” demek de doğru olur.

        Toplumsal gerilim, din üzerinden kutuplaşma, mütedeyyin kitleyi din elden gidiyor, siyasal İslam karşıtlarını ise şeriat geliyor diye kamplaştıracak bir olay lazımdı.

        Bulundu.

        Şimdi üzerinde tepinecekler belli ki!

        Bu berbat gelişmenin tek olumlu tarafı dün geceki Fenerbahçe tribünleriydi.

        Kutluyorum onları.

        Galiba çok değiller

        Galiba çok değiller
        0:00 / 0:00

        Dünün bir diğer sevindirici gelişmesini gazeteci Barış Pehlivan’dan öğrendik.

        Dün şarkıcı Gülşen’i gözaltına aldırıp tutuklanmasını isteyen savcı ile daha önce televizyoncu Sedef Kabaş’ı apar topar gözaltına aldıran savcı aynı savcı imiş.

        Diyeceksiniz ki, “Bunun neresi sevindirici”.

        Şurası.

        Demek ki, yargı içinde fazla kalabalık değiller.

        Ve bu gibi sözde yargı mensuplarına hatırlatmak isterim.

        An gelir satılırsınız.

        Çok kolayca suç ve ayıp üzerinize yıkılır. Alnınızda leke ile iyot gibi açıkta kalırsınız.

        Hatta telefonunuzda bylock falan bile çıktığı söylenir.

        Haberiniz olsun sonra niye uyarmadınız demeyin.

        Datça yangınının sorumlusu belli oldu mu!

        Datça yangınının sorumlusu belli oldu mu!
        0:00 / 0:00

        Marmaris ve Datça’daki orman yangınlarının üzerinden neredeyse 1 aydan fazla zaman geçti.

        Siz hazırlanan bir rapor, belirlenen bir suçlu duydunuz mu!

        Ben duymadım.

        Ormanı tutuşturan meczubu bir günde yakalayıp, en üst düzey yetkili nezaretinde medyaya servis eden otoritelerimiz bu kez suskun.

        Ortada ne bir rapor var ne bir suçlu.

        Ne de bir suçsuz.

        “Ağaçlar rüzgar nedeniyle birbirlerine sürterek yangına sebebiyet vermişlerdir” diye deli saçması bir şey söyleseler ona bile razıyım.

        Ama diyemezler.

        Çünkü öyle olmadığını bütün ahali biliyor.

        Bu yüzden de ne yangının sorumluluğunu üstlenebiliyorlar ne de sorumluyu gösterebiliyorlar.

        Her şey, bütün deliller, bütün göstergeler ve hatta ilgili Bakan’ın ilk gün, ağzından kaçırdığı itiraf, hepsi bölgedeki elektrik dağıtım şirketini işaret ediyor.

        Bu yüzden de bu yangınlarla ilgili devletimiz ve devletimizin suçlu yakalamakla övünen yetkilileri suskun.

        Sıkı mu bu ülkenin dönem zenginlerine bir şey demek.

        Yer mi!

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?

        NE ZAMAN İNSAN OLURUZ?
        0:00 / 0:00

        Eğlenmek suç, mutlu olmaya çalışmak ayıp olmadığı zaman.

        Diğer Yazılar