Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        GALATASARAY Üniversitesi Rektörü Sevgili Ethem Tolga bizzat aramasa hiç gideceğim yoktu aslında.

        Hollande gelmiş Türkiye'ye bana ne modundayım.

        Biz Avrupa Birliği'nden giderek uzaklaşırken, Avrupalı olmaktan her geçen gün biraz daha vazgeçerken, Galatasaray Üniversitesi'ne gidip Fransa Cumhurbaşkanı Hollande'ı dinleyeceğim de ne olacak?

        Aslına bakarsanız ruh halimin Hollande ile de fazla ilgisi yok.

        Uzun zamandır böyleyim.

        Gazeteden eve, evden gazeteye.

        Ne dışarı çıkasım var, ne bir yemeğe gidesim, ne gidip eğlenesim, ne iki kadeh içesim.

        Depresyondayım galiba.

        Ama nedeni "içsel" değil, "dışsal"... Memlekette olan bitenden kaynaklanan bir depresyon hali.

        Ama mektebimin üniversitesinin rektörü arayıp "Gelir misin?" deyince, gitmemek olmaz.

        Lisemin müdürünün, üniversitemizin rektörünün, kulübümüzün ve derneğimizin başkanlarının "daveti", biz Galatasaraylılar için "emirdir".

        Kalktım gittim.

        Erken gitmişim.

        Önce üniversitenin bahçesinde, benim çocukken koşturduğum bahçede, İlber Ortaylı ile biraz "geyik" yaptık.

        Sonra rektörlük binasında Rektör Ethem Tolga, Galatasaray Eğitim Vakfı Başkanı İnan Kıraç, Galatasaraylılar Derneği Başkanı Polat Bengiserp, Hollande'ı beklerken sohbet ediyoruz.

        YANAN BİNA İZİN BEKLİYOR

        Rektör Tolga'ya yanan binanın içler acısı halini gösterip soruyorum, "Ne zaman başlıyor inşaat" diye.

        Bildiğim kadarıyla Galatasaraylılar tamirat işini devlete bırakmıyorlar. Kendi aralarında 15 milyon topladılar. Gerisini de İnan Kıraç verecek ve yanan tarihi bina aslına uygun olarak yeniden restore edilecek.

        Ethem Abi, "İzinleri bekliyoruz" diyor.

        Bu arada Rektör Ethem Tolga ilginç bir hikâye anlatıyor.

        1968 yılında Fransa Cumhurbaşkanı de Gaulle'ün Galatasaray'ı ziyaretinde de Gaulle'ü karşılayan heyette öğrencileri temsilen yer alan Tolga, 46 yıl sonra bir başka Fransa Cumhurbaşkanı'nı okulunun rektörü olarak karşılıyor.

        Masada Hollande'a takdim edilecek hediyelerin paketleri var.

        Fransız Cumhurbaşkanı'nın koruma şefi "Görmem lazım" diyor.

        Özenle hazırlanmış paketler açılıyor.

        İçinde Sinan Genim tarafından hazırlanan ve Kıraç'ın kurduğu İstanbul Araştırmaları Enstitüsü tarafından yayınlanan "Konstantiniyye'den İstanbul"a kitabının 4 ciltlik takımı var.

        Sayfa sayfa kontrol ediliyor kitap.

        HOLLANDE FARKLI BİR BAŞKAN

        Ardından konferans salonuna geçtik.

        Sanki aile ortamı gibi.

        90 küsur ile 20 küsur yaşları arasında değişen Galatasaraylılar.

        Abi dediklerimiz, beraber büyüdüklerimiz, bize abi diyenler, hep birlikteyiz. Sağım solum, önüm arkam 40 yılı aşkın süredir beraber olduğumuz "dostlarım".

        Ardından Rektör Ethem Tolga ve Vakıf Başkanı İnan Kıraç birer "hoşgeldin" konuşması yapıyorlar.

        Sonra Hollande çıkıyor kürsüye.

        Hollande'a karşı biraz önyargılıyım.

        Bendeki izlenimi, tatsız tuzsuz bir adam olduğu yönünde. Gerçi son kaçamağıyla bu imajı biraz sorgulamama neden olmuş ama yine de "parlak" bir hali yok zihnimde.

        Konuşmaya başlayınca bu önyargım tuzla buz olmaya başlıyor.

        Son derece esprili, özgüvenli, konularına hâkim, samimi bir adama dönüşüyor Hollande.

        Daha önce gördüğüm Mitterrand'dan, Chirac'tan çok farklı. d'Estaing'le ise hiç alakası yok.

        Onlar ne kadar "kalın" ise Hollande o kadar "ayakları yerde" bir adam.

        Galatasaray'ın iki ülke ilişkilerindeki öneminden söz ediyor.

        Kültüre katkısından.

        Sonra AB'ye getiriyor lafı. Tam üyeliğin "halklar isterse" "bir gün" olabileceğini söylüyor. Yani "Umutlanmayın" diyor. Zaten umutlu olmadığımızın farkında mı bilmiyorum.

        BAŞBAKAN ERDOĞAN'LA AYNI SÖZLER

        Suriye meselesinden de söz ediyor ve Başbakan Erdoğan'la aynı ifadeleri kullanıyor. Esad'ın kimyasal kullanmasını anlatıyor ve ekliyor: "Kimyasal insanlık dışı ama kimyasal kullanılmadan da orada binlerce insan öldürülüyor. Buna seyirci kalamayız."

        Cenevre toplantısına değiniyor ve "Esad artık kalamaz. Seçimler yapılmalı" derken Tunus'taki normalleşmeyi örnek veriyor.

        İLBER HOCA ROL ÇALIYOR

        O sırada İlber Ortaylı, Hollande'dan rol çalmaya karar veriyor ve aniden fenalaşıyor. Önce Begüm Kitapçıoğlu fark ediyor Ortaylı'nın durumunu. Orada bulunan bir doktor müdahale ediyor İlber Ortaylı'ya.

        Ardından François Hollande duruma el koyuyor. Kendi doktorlarını çağırıyor, İlber Hoca birkaç dakika içinde kendine geliyor ve zorla hastaneye yollanıyor.

        Hollande konuşmasına kaldığı yerden devam etmeden önce, "Büyük tarihçi İlber Ortaylı'ya geçmiş olsun diyorum. Büyük bir tarihçi olduğu için tarihi bir anda fenalaştı. Umarım bu, güzel kitaplarının daha çok okunması için de bir vesile olur" diyor.

        Ardından Candan Erçetin'e verilen "Sanat ve Edebiyat Nişanı"Candan'ın yakasına takıyor.

        Dersine çok iyi çalışmış; 40 yıllık okul arkadaşım Candan hakkında benim bildiğim kadar bilgiye sahip. İltifatlar yağdırıyor. Şakalar yapıyor. İki kere de öpünce salondan "Candan dikkatli ol" diyor birileri.

        Hollande'ı dinlerken niyeyse mutlu oluyorum.

        Büyük bir ihtimalle uzun zamandan beri Türkiye'de bir siyasetçinin kızmadan, bağırıp çağırmadan, suçlamadan, fırçalamadan, gözlerinden ateş fışkırtmadan konuştuğunu görmenin verdiği mutluluk bu.

        Belki bir gün biz de siyasetçilerin böyle konuştuğu bir ülke oluruz diye umutlanıyorum.

        Sonra salaklığımın farkına varıyorum.

        VAR MI Kİ OLSUN

        Voltaire'imiz, Moliere'imiz, Hugo'muz, Cocteau'muz, Proust'umuz, Sartre'ımız, Bizet'imiz ve buraya sığdıramayacağım daha onlarcası olmadan politikacılarımız için umutlanmak anlamsız geliyor.

        Yine de keyfim çok bozulmuyor.

        Ne de olsa birkaç saatliğine bile olsa insanın "evinde" olması güzel.

        NE ZAMAN ADAM OLURUZ?

        Azgelişmişliğin bir bütün olduğunu unutmadığımız zaman.

        Diğer Yazılar