Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden, geçen hafta Yıldız Sarayı’nın birkaç aydan buyana cumhurbaşkanlığı ofisi olarak kullanılan Büyük Mabeyn Köşkü’nde Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile biraraya geldi.

        TV’lerde Erdoğan’ın Biden’ı Büyük Mabeyn’in salonunda karşılamasını ve ampir koltuk takımları ile döşenmiş kabul mekânında görüşme öncesindeki görüntülerini izlerken dikkatimi çekti: Amerikan Başkan Yardımcısı önce etrafa dikkatle bakıyor, sonra tavana diktiği gözlerini bir yandan öbür tarafa çeviriyor ve kendi kendine birkaç kelime ediyordu...

        Joe Biden meğerse binaya hayran kalmış, etrafa ve tavan süslerine bakıp “Great, great!”, yani “Çok güzel, nefis” diyormuş!

        Biden’ın bakışlarının ve söylediklerinin ayrıntıları daha sonra öğrenildi: Amerikan Başkan Yardımcısı Büyük Mabeyn’e hayran kalmış, Erdoğan’a “Harika bir binanız var” demiş, Erdoğan da “Ecdadımız ve büyüklerimiz bize böyle bir güzel miras bıraktı” cevabını vermiş.

        DARISI DİĞERLERİNİN BAŞINA!

        İstanbul’da imparatorluk zamanından kalma sarayların kapalı tutulmaları yerine devletin en tepesindekiler tarafından mutlaka kullanılmaları gerektiği hakkında senelerden buyana yazıp söylerken, işte bunu kastediyordum: İstanbul’a gelecek olan yabancı devlet adamlarına Türkiye’nin geçmişinin öyle seksen-doksan değil, birkaç yüz sene öncesine uzandığını, asırlar boyunca devam etmiş büyük bir mirasın sahibi olduğumuzu farkettirmemiz gerektiğini...

        Sarayların kullanılması hâlinde yabancı liderler yahut Joe Biden gibi üst düzey görevliler görüşme mekânına adımlarını attıkları andan itibaren karşılarında geçmişi taş çatlasa doksan sene öncesine giden mebzul miktardaki Ortadoğu devletlerinden birinin değil, mazisi yüzyıllar öncesine uzanan bir imparatorluğun vârisinin bulunduğunu farkedeceklerdir...

        Dolmabahçe Sarayı’nın ucundaki başbakanlık ofisi de yeni yapılan devlet binaları ile mukayese edildiğinde gerçi eski ve mutantan bir mekândır ama tam bir saray havası vermesi mümkün değildir... Dolmabahçe’nin müştemilâtındandır, çocukluk ve gençlik senelerimin kaymakamlık, nüfus ve sağlık müdürlüğüdür ve eski yıllardaki ziyaretçileri nüfus kâğıtlarını kaybedenler yahut aşı belgesi almak isteyenler olmuştur.

        Bina sonradan tamamen elden geçirilip başbakanlık ofisi olarak kullanılacak hâle getirildi ama sarayların ve Yıldız’ın havası başka ve darısı Dolmabahçe’nin, Beylerbeyi’nin ve diğer sarayların da başına!

        Gazete kolleksiyonlarına baktığınızda hemen gözünüze çarpar: Devlet, İstanbul’daki saraylardan 1960’taki 27 Mayıs darbesine kadar her vesile ile istifade etmişti. Atatürk’ün Dolmabahçe’yi senelerce kullanmasını ve burada vefat etmesini bir tarafa bırakalım, saraylar tek parti ve Demokrat Parti iktidarında da kullanıldı, yabancı devlet başkanları buralarda ağırlandı, davetler bu saraylarda verildi ve önemli uluslararası toplantılar da sarayların şaşaalı salonlarında yapıldı. Bütün bu faaliyetlerin ilk mekânı Dolmabahçe idi ve sadece sarayı kullanmakla kalınmaz, Dolmabahçe’nin rıhtımında bekleyen Savarona’dan da istifade edilirdi.

        KAPALI BİRER KUTU OLDULAR

        Bu istifade, 27 Mayıs’ın bir hafta öncesine kadar devam etti ama darbeden sonra sarayların kapıları devlete kapatıldı. Saraylar, 431 sayılı kanuna göre bu mekânların sahibi görünen Millet Meclisi’ne bağlı Millî Saraylar’ın idaresine terkedildi, hepsi kapalı birer kutu, seçimde kaybedince Meclis’e danışman olmuş bazı sabık milletvekillerinin ofisi ve yine bazı milletvekillerinin seçmenleri için istihdam kaynağı haline getirildi ve bu tuhaf devridaim birkaç sene öncesine kadar devam etti.

        “Devletin zirvesinin İstanbul’daki sarayları kullanması ve Türkiye’ye gelen yabancı devlet adamlarını bu saraylarda ağırlamamız şarttır” derken “misafirlere hava atmayı” değil, daha da ciddiye alınmamız için geçmişin mirasından istifade etmemiz fırsatını kastediyorum...

        Yıldız’daki Mabeyn Köşkü’nün son hali Amerikan Başkan Yardımcısı Joe Biden’a nasıl “Great, great!” dedirtti ise, benzer mekânlarda ağırlanacak olan Fransızlar’a “Formidable, parfe!”; Araplar’a da “Mumtaaaaz! Cemiiiil!, Maaşallaaaah!” dedirtmek hem menfaatimiz, hem de eski geçmişini hissettirerek daha da ciddiye alınmamızı sağlamamız bakımından mükemmel bir fırsattır.

        Diğer Yazılar