Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AK Parti’nin 2. olağanüstü kongresinden hemen sonraydı. Binali Yıldırım yeni AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan olmuştu. Ece Üner’in programında, Türkiye’nin fiili partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçildiği iddia ediliyor, karşımda oturan CHP ve MHP vekilleri tahmin edileceği üzere hukukun ayaklar altına alındığını adım adım tek adam rejimine gidildiğini söylüyorlardı. Yasama yürütme yargı iç içe geçmiş, hepsi tek merkezden yönlendiriliyordu, kuvvetler ayrılığı çökmüştü, Cumhurbaşkanı Erdoğan herkesin Cumhurbaşkanı olmayı düşünmek bir yana açıkça partileri dizayn ediyor, AK Parti’ye doğrudan müdahale ediyordu, dert büyüktü. Acilen parlementer sisteme dönülmeliydi, muhalefet olarak partili cumhurbaşkanlığına da başkanlığa da geçit veremezlerdi vs. Programın ikinci yarısında, sıra bana geldiğinde söz aldım ve hatırladığım kadarıyla şunları söylemeye çalıştım: “Cumhurbaşkanını halkın seçtiği bir denklemde artık eskisi gibi bir parlamenter sistem olmayacağı açık. Türkiye bu eşiği yeni de değil 2007’de arkada bıraktı. Yasal hüviyetine kavuşmamış, fiili durum yaratılarak ilerleyen, başbakanın fiilen yetkisiz ama yasal olarak sorumlu olduğu, cumhurbaşkanının fiilen yetkili ama yasal olarak sorumsuz olduğu bir yönetim modelinin neden olabileceği sorunlar ortada. Madem tek adam diktatoryasına gittiğimizden çok eminsiniz, madem çizdiğiniz Erdoğan profilinden çok eminsiniz, bahsettiğiniz türde bir siyasetçiyi ve gidişatı denetlemenin ve sınırlamanın en iyi yolu tam ve demokratik başkanlık sistemidir, eski parlamenter sistem değil. Neden tutmayacak bir metotta israr etmek yerine oyunun kuralını değiştirmiyorsunuz? Mesela neden tam demokratik başkanlık sistemini siz savunmayı düşünmüyorsunuz?”

        Neredeyse 1 ay önce gerçekleşmiş bu programda bahsettiğim öneri pek tabii muhalefet partilerinin temsilcileri tarafından olumlu karşılanmadı. “Reel siyaset öyle yürümüyor” denildi. Reel siyaset yıllardır oyun kuramamak, yıllardır Erdoğan’ı beş adım geriden takip etmek ve o ne derse karşı çıkmayı politika yapmak zannetmek ve üstelik muhatabın bu davranış paterninden bihaber olacağını sanmak mı?

        Siyasetin üzüm yemek için değil sırf zevkine bağcı dövmeye evrildiği bir ülkede siyaset yapmak takılan dişliyi değiştirmektir oysa, argümanı değiştirmektir, ezber bozabilmek, beklenmedik yerden sormaktır.

        Meselemiz demokrasinin kalitesi, meselemiz tek adam rejimi, meselemiz kuvvetler ayrılığı diyorsan ve bir iddian varsa, bütün bunlara çare olmadığı tecrübe edilmiş eski parlamenter sistemde inat etmek, hem de artık oraya dönülmeyeceğini bile bile inat etmek, siyaset yapmak mı oluyor? Herkesi rahatlatacak bir sistemi, modeli öneren olmak, otoriterliğinden emin olduğun makamı zorlamak ve sınamak yerine ülkeyi patinaj yapmaya mahkûm etmekle itham edilmeyi sineye çekmek başarı mı sayılıyor?

        Ne başarı ama... Her seferinde AK Parti+Erdoğan tarafı kendisini ülkeyi ileri götüren, en azından kurtaran olarak lanse etme muradına nail olurken CHP ve MHP tarafının nasibine sistemi tıkayan, yenilikleri istemeyen taraf olarak tercüme edilmek düşüyor. Bu kısır döngüden kurtulamıyorlar, çünkü taktik hamle ve strateji geliştirme kapasitesine sahip değiller, olamadılar.

        Başbakan Binali Yıldırım, “Kılıçdaroğlu ‘ABD’deki gibi başkanlık getiriyorsanız getirin’ demiş. Biz Türk tipini tercih ediyoruz ama siz ‘Amerikan tipi başkanlık olsun’ diyorsanız ona da varız, hodri meydan” deyince meseleye biraz da bahsettiğim fırsat açısından baktım. Bekledim, dedim ki, belki Kılıçdaroğlu çıkıp bunu koza çevirir, “Evet arkadaş, bizim derdimiz milleti rahatlatmak, bizim derdimiz demokrasi, bizim derdimiz kuvvetler ayrılığı, bizim derdimiz hesap verebilen bir yönetim, bizim derdimiz şeffaf idare, bizim derdimiz adil temsil, bizim derdimiz ifade özgürlüğü ve bu koşulları ihtiva eden tek model de ABD tipi başkanlık. Uniter yapının korunması koşuluyla bu modeli destekleriz, var mısınız?” der ve topu muhatabın kucağına bırakır...

        Ama onun yerine “Ben ‘ABD tipi başkanlık olur’ demedim, ‘Bunu tartışabiliriz’ dedim” dedi. Fırsatı kaçırdı.

        Bir ülkede iktidardan kaynaklanan sorunlar yaşandığına inanılıyorsa bu asla tek tarafın kabahati değildir. Hep söylendiği şekilde muhalefetin kapasitesi de belirleyicidir.

        Diğer Yazılar