Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu’nun hazırladığı 6200 sayfalık CIA raporunun Beyaz Saray tarafından redakte edilen 524 sayfalık özetiyle, dünyanın en büyük istihbarat örgütünün küresel terörle mücadele bahanesiyle nasıl işkence ve diğer insanlık dışı yöntemlere başvurduğu resmen kabullenilmiş oldu. ABD içinde ciddi bir yüzleşmenin kapısı sonuna kadar açılmışken bazı hatırlatmalarda bulunalım.

        Türkiye yıllardır El Kaide ve benzeri yapılar için hem transit geçiş hem lojistik açısından önemli bir ülkedir. Bu nedenle Türkiye sınırları içinde çok sayıda kişi, bu yapılarla ilişkide oldukları şüphesiyle takip edilmiş, gözaltına alınmış ve bazıları da sınır dışı edilmiştir. Bu sınır dışı etmelerin bazıları CIA ile koordineli gerçekleştirildi.

        Elimizde kesin bir rakam yok, ama bazı örneklerden haberdarız. Bunların en çarpıcısı, öyküsünü üç günlük bir yazı dizisiyle anlatmış olduğumuz Musul doğumlu bir Kürt olan Abdulhadi el Iraki’dir. Ebu Musab el Zerkavi’nin öldürülmesinin ardından Irak El Kaide’sinin başına geçmesi için Usame bin Ladin tarafından görevlendirilen El Iraki eşi ve 4 çocuğuyla birlikte 16 Ekim 2006 günü Gaziantep’te yakalandı. Üzerinde İran pasaportu çıkan El Iraki, kendisinin Afganistan vatandaşı olduğunu söyledi. Gerçekte Neşvan Abulrezzak Abdulbagi adında bir Irak vatandaşı olduğu bilinen El Iraki, Irak’la iade anlaşması olmadığı için Afganistan vatandaşıymış gibi 31 Ekim sabahı THY uçağına bindirilip Kabil’e sınır dışı edildi. Orada da CIA ajanları tarafından gizli bir cezaevine götürüldü.

        CIA raporunda sözü edilen işkence yöntemlerinin önemli bir bölümünün, ABD’nin elindeki “en önemli 14 esir"den biri olduğu resmen açıklanan El Iraki üzerinde uygulanmış olması kuvvetle muhtemel.

        İNCİRLİK’TE KÖPEKLE İŞKENCE

        CIA’nın hayalet işkence uçaklarının Türkiye’nin bazı sivil havaalanlarını kullandığı yolunda çok ciddi iddialar ortaya atılmasına rağmen tatminkâr herhangi bir resmi açıklama yapılmadı. Ayrıca ABD askeri nakliye uçaklarının, “global terör” zanlılarını Küba’daki Guantanamo Adası’na nakletmek için yaptıkları 43 uçuştan 25’inde aktarma için Adana’daki İncirlik Üssü’nü kullandıkları ve toplam 628 kişiyi naklettikleri saptandı.

        DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti döneminde başlayan uçuşlar, AKP iktidarında da devam etti. Uluslararası Af Örgütü 2006’da yayınladığı raporda, Türkiye’nin, sınırları içinde herkesi insan hakları ihlallerine karşı korumakla yükümlü olduğunu vurgulayıp “İnsanların taşındığını bildiği halde ABD uçağının inmesine izin verilmesi Birleşmiş Milletler İşkenceyi Önleme Konvansiyonu ve Uluslararası Kişisel ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’ne aykırıdır” demişti.

        18 Ocak 2002 günü Bosna Hersek’te, Cezayir asıllı 6 El Kaide zanlısı Amerikan askerlerine teslim edildi. Zanlıların avukatlarından Stephen Oleskey, 26 Nisan 2006 günü BBC Türkçe Servisi’ne şunları anlattı: “Tespitlerimize göre bu kişiler 18 ya da 19 Ocak 2002’de birkaç saat Türkiye’de kaldılar. Türkiye’ye vardıklarında -ki İncirlik Üssü’ne götürülmüş görünüyorlar- bağlandılar, dövüldüler, uçakta da hakarete maruz kaldılar. Türkiye’de bulundukları sürede askerler onları köpeklerle korkuttu. Gözleri bağlı bu kişiler, köpeklerin çok yakınlarında olduğunu hissettiklerinde dehşete düştüler...”

        Türkiye, “stratejik ortağı” olan ABD’nin 11 Eylül 2001 saldırılarının ardından ilan ettiği “terörle küresel savaş”a, pek gönüllü olmamasına rağmen bir şekilde eklendi. Bu eklemlenme doğal olarak Amerikan yönetiminin ve onun adına hareket eden CIA’nın günahlarına dahil olmayı da beraberinde getirdi.

        “Darısı başımıza” diyelim ve bu “kirli” süreçte Türkiye’nin nasıl bir rol oynamış olduğunun araştırılıp kamuoyunun aydınlatılmasını temenni edelim.

        Diğer Yazılar