Habertürk
    Takipte Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        PARİS’e doğru yola koyulurken kaleme aldığım yazıya “Paris’te bir umudun peşinde” başlığını atmıştım. Galiba buldum.

        Bomba ihbarı nedeniyle gar boşaltılıyor, rehine krizleri yaşanıyor ama kente korku, kaygı, tedirginlik gibi durumların hâkim olduğuna dair belirgin işaretler yok. Yani Paris hep aynı Paris.

        Ama insanlar sanki daha bir konuşkan olmuşlar. Normalde yüzünüze bile bakmayan taksi şoförlerinin, garsonların her türlü muhabbet imkânını sonuna kadar zorladıklarını görmek şaşırtıcı. Örneğin, Fransız bir arkadaşım 7 Ocak saldırısı, ama esas olarak 11 Ocak yürüyüşünün ardından toplu ulaşım araçlarında küçük çaplı “vatandaş forumları” oluştuğunu anlatıyor.

        Nitekim 3 gün boyunca konuştuğum gazeteci, araştırmacı, öğretim üyesi ve diplomatların çoğu 7 değil de 11 Ocak’ı konuşmaya daha hevesli. Yaşanan terör eylemlerine (Charlie Hebdo ve Yahudi marketi baskınları) kısaca değinip sözü hemen pazar günkü gösteriye getiriyorlar. Çoğundan şu tür cümleler işittim: “Konuşmak için çok erken olabilir ama 11 Ocak itibarıyla teröristler kaybetti, biz kazandık!”

        ASKERİ DEĞİL POLİSİYE TEDBİRLER

        Bir tuzaktan söz ediyor Parisliler: Bu saldırıların ardından Müslümanlara ve İslamiyet’e karşı düşmanlık tırmanacak; devlet çok sert uygulamalara yönelecek ve Müslümanlar da bunlara tepki olarak Fransa’ya aidiyet duygularını iyice yitirip şiddet eylemlerine ve eylemcilerine yakınlaşacaktı...

        Kuşkusuz 7 Ocak’a tepki olarak Müslümanlara ve onların kurumlarına yönelik bazı saldırılar olmuş ama bunların tümü “münferit” olarak tanımlanmayı hak ediyor. Buna karşılık cumhuriyetin temel ilkelerini, yani “eşitlik, özgürlük ve kardeşlik”i öne çıkaran kalabalıklar 7 Ocak yüzünden ırkçılığın, İslam düşmanlığının tırmanmasına izin vermemişler; en azından şimdilik.

        Bu noktada hemen herkesten “7 Ocak kesinlikle 11 Eylül değil, olmayacak” cümlesini işittim. Burada esas olarak saldırılar kıyaslanmıyor, saldırı sonrası Fransız toplumunun ve tabii ki devletinin tepkisi öne çıkarılıyor. Hatırlanacaktır, ABD Başkanı George Bush 11 Eylül sonrası “küresel teröre karşı savaş” ilan etmişti. 7 Ocak sonrası “savaş” kavramını Fransa’da da tedavüle sokmak isteyenler var ama pek rağbet görmüyor. Her şeyden önce 7 Ocak’ın failleri 11 Eylül’de olduğu gibi dışarıdan gelen yabancılar değil, Fransız vatandaşları. Yani toplumun bir kesimine savaş ilan etmek olacak iş değil.

        Devlet de teröre cevap verme görevini esas olarak sivil topluma veriyor ve teröre karşı “askeri” değil “polisiye” tedbirleri öne çıkarıyor. Bu bağlamda, daha 7 Ocak öncesinden itibaren hazırlığı yapılan birtakım düzenlemelerin uygulamaya geçirilmesinin hızlandırılacağı, ama 11 Eylül sonrası ABD’de benimsenen “Yurttaşlık Yasası” gibi temel hak ve özgürlükleri büyük ölçüde rafa kaldıran yasal düzenlemelerden uzak durulacağı söyleniyor.

        CHARLIE HEBDO ELEŞTİRİLERİ ERTELENİYOR

        7 Ocak’la birlikte Fransa’da cumhuriyet ve demokrasinin temel değerleri üzerine çok yoğun bir tartışma yaşanıyor. Tabii ki en çok vicdan, ifade ve basın özgürlüğü gibi konular konuşuluyor. Normal şartlarda çok sınırlı bir kesime hitap eden, seveninden çok nefret edeni olan Charlie Hebdo’nun saldırı nedeniyle birdenbire her şeyin merkezine geçmesi işleri epey karıştırmış. Örneğin, derginin saldırı sonrası ilk sayısının kapağında Hz. Muhammed’in çizimine yer vermesi çok farklı tepkilere yol açmış. “Keşke daha farklı bir kapak yapsalarmış” diyen çok kişiyle karşılaştım, ancak Charlie Hebdo’ya yönelik eleştiri ve itirazların 7 Ocak saldırısının vahametini gölgeleyebileceği endişesi nedeniyle bunu kısık sesle söylüyorlar. Eğer dergi sonraki sayılarında da benzer bir tutumda ısrar ederse “Je suis Charlie” (Ben Charlie’yim) diyenlerin sayısının iyice azalacağını tahmin edebiliriz.

        Diğer Yazılar