Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Seçim sonucu ne olursa olsun, belki de kendime seçmeye çalıştığım hayat tarzı nedeniyle siyasetten çok daha fazla yoğunlaştığım düşünsel düzeyde bir arınma, bir özeleştiri sürecinden geçmemiz gerekecek gibi gözüküyor.

        Yazıya istemediğim halde böylesine ağır anlamlı, bir uzun cümle ile başladığım için kusuruma bakmayın.

        Netlik sağlamak için adım adım bu uzun cümlenin unsurlarını açmalıyım.

        İlk önce kendime seçmiş olduğum hayat tarzının ne olduğunu açıklamam gerekiyor.

        67 yıllık hayatımda gelmiş olduğum noktada bu yaşamdaki asıl amacımın birçok insanın okumaya zaman ayırmayacağı yazıları okuyup onları daha anlaşılır hale getirip okuma deneylerimi isteyene aktarmak olduğuna karar verdim. Yayınlanmış birçok kitabım var ama benim gerçek ilk kitabım olarak adlandırdığım ‘Kütüphanemdeki Sesler’ kitabımda bunu yapmaya çalıştım. Şu anda bunun devamını yazmam ihtimali nedeniyle okumalar yapmak sürecindeyim. O kitapta işlediğim konuların devamı olarak şimdi de modern ve çağdaş sanatı anlamak ve bunu isteyene anlatmam gerektiği kararını vermiş durumdayım.

        Yoğun okuyup notlar aldığım için onlarca not defteri birikti. Bu yüzden lafı kimin etmiş olduğunu notlarım arasında bulmadım ama o yazar "Kurgusal konularda olmayan kitaplar yazan yazarlar bu konularda okumaya zamanı olmayan, hayatta daha önemli işleri olan insanlar için çalışan kişilerdir" demişti. Bu benim gibi öyle yaşamaya çalışan yazarların içini acıtacak düzeyde güçlü bir cümle olduğu için bunu yazanın Janet Malcolm olması ihtimali yüksek ama dediğim gibi notlarım arasında bunun kaynağını maalesef bulmadım.

        Ama olsun bu tespit içimi acıtsa da hayattaki işlevimin bu olması gerektiğini düşünüyorum ve bundan da pişman değilim.

        Bu şekilde yaşadığımdan ve açıkçası da başka bir işe de yaramadığımdan siyasetin pratiğiyle de teorisiyle de ilgili değilim, bunu yapanları gayet tabii ki küçümsemiyorum ama sadece ben onu olamıyorum.

        Bu yüzden seçim sonucu ne olursa olsun Türkiye’nin bir düşünsel arınma sürecinden geçmesi gerekeceğini görüyorum. Bunun bir yazar olarak ülkeye yapabileceğim tek gerçek pratik katkı olacağını bile düşünmeye başladım

        Bu yeni düşünsel arınma sürecinde en önemli konu özelikle biz yazarların geçmişlerimize yönelik özeleştiriler yapabilmemizdir.

        Çoğumuz öyleyiz ama sadece kendimi söyleyeyim yazarlık geçmişimde bazı şimdilerde çok pişman olduğum hatalar yaptım ve şu anda pişman olduğum yazılar yazdım.

        Eğer Althusser’in ‘Özeleştiri Ögeleri’ kitabında yaptığı gibi bizler de uzun yıllardır kamusal alanda yazarlık yapmış olan insanlar olarak geçmişlerimizle ve şimdi hata olarak gördüğümüz yazılarımızla kamusal alanda açık ve dürüst biçimde yüzleşmeye girişirsek bunun Türkiye’ye vereceğimiz en büyük hizmet olacağını düşünüyorum. Ve uzun yıllardır muhalefette istikrarlı biçimde kaldığından şu anda kendisini ahlaken üstün gibi hissedilecek arkadaşlar da dahil hepimiz kendi geçmişlerimizle derin bir şekilde hesaplaşmaya girersek ve bunda dürüst davranabilirsek bunun çocuklarımıza, torunlarımıza bir anlamlı hediye olacağını düşünüyorum.

        Bu konuyu ilk kez bir dönemde ‘yetmez ama evet’ diye bilinen tavrı almış insanların bazıları siyasete girmeye çalıştıklarından yöneltilen ağır eleştirileri görünce düşündüm. Onların kendilerinin korunmasına ihtiyaçları yok zaten bunu da bir koruma içgüdüsüyle yazmıyorum ama onlar da geçmişleriyle açık yüzleşirlerse, bir dönemde neden yetmez ama evet dediklerini açıklarlarsa ve şimdi bundan pişman olup olmadıklarını anlatırlarsa ve eğer pişmanlarsa bunun nedenini de anlatırlarsa bunu ülkenin düşünsel hayatına büyük katkısı olacağına inanıyorum.

        Açıkça söyleyeyim, eğer bu özeleştiri yolunda birkaç anlamlı adım olacağını görürsem ben de geçmişte bazı yazılarda yapmış olduğum bütün hatalarla kamusal alanda yüzleşeceğim.

        Bu süreçte tek başıma kaldığımda 'benim hatalarım' demek olan 'mea culpa’nın sanki geçmişte bir tek hatalı olan benmişim gibi 'mea maxime culpa’ya dönüşmesi ihtimali de var. Geçmişte yaşanan hatalardan hepimizin kolektif sorumluluğumuz olabilir, yazarlık mesleği işte böyle bir şey.

        Eğer yazarlar olarak yeni doğruları aramak istiyorsak yeni dönemde bir anlamda hepimiz günah çıkarmamız ve geleceğe ondan sonra bakmaya çalışmamız gerekiyor.

        Diğer Yazılar