HDP seçmeninin oyuna talip olmak neden acayip?
Cumhurbaşkanı Erdoğan, son birkaç konuşmasında HDP seçmeninden referandumda “Evet” demelerini istedi ya!!! Efendim, ne gereği varmış böyle bir çağrının?
Çok lüzumsuzmuş falan filan.
Bunu diyen de muhalif taraf değil üstelik.
Onlar zaten birkaç gündür bu çağrının üzerinde, “Erdoğan çıtayı yükseltti... Başkanları tutuklu olan HDP’nin seçmeninden de referandumda ‘Evet’ demelerini istedi” minvalinde ifadelerle sözüm ona Cumhurbaşkanı’na çakıyorlar.
“Lüzumsuz ya da gereksiz bir çağrı” yorumunu yapanlar, bilakis Erdoğan’a yakın olduğunu söyleyen bazıları.
Tabii açıktan yapılmıyor bu yorumlar.
Kapalı kapılar ardında yapılıyor.
Çünkü açıktan yaparlarsa Allah muhafaza açığa düşerler de gerçekten dost mu düşman mı oldukları ortaya dökülür.
Şimdi içinizden bu satırlarım üzerine diyorsunuz ki: “Ne alaka şimdi dostluk ya da düşmanlık?” Alaka hem de o biçim! Dost olan böyle bir yorum yapmaz çünkü.
Dost olan, “Ne gereği var HDP seçmeninden oy istemenin!” demez.
Dost olan, HDP yöneticileri, siyasileri ile HDP seçmeninin arasındaki ayrımı doğru yapar ve “Onlar da bu ülkenin yurttaşı. Elbette ki onların da oyuna talip olunmalı” der.
Sanki Erdoğan, Demirtaş’tan oy istiyor ya da Figen Yüksekdağ’dan veya Kandil’den!
“Gereksizmiş” efendim...
“Kusura bakmasınlar ama bence asıl gereksiz olan kendileri! Yani bu tür yorumları yapanlar. İyi ki bunlar etkili falan değiller Cumhurbaşkanı’nın üzerinde.
Daha doğrusu iyi ki Erdoğan bunları pek kaale almıyor.
Alsa zaten daha önce de yazmıştım ya!.. Memlekette muhalif ses çıkaran kimse kalmaz.
Çünkü bu tipler, “Reis’in tek dostu biziz” ayağına ellerine aldıkları kasaturayla sokakta muhalif doğrarlar!
KİM DİKTATÖR PARDON?
Son iki yazımdaki tezimde dibine kadar haklı olduğum için acziyetten ne yapacağını bilemeyip klasik laflarla üzerime gelenleri görünce, öyle bir keyif aldım ki anlatamam sizlere!
Vallahi billahi kendimle gurur duydum.
Nasıl bir damara basmışsam, mum gibi oldu bazıları.
Bazıları da kem küm ederek geçiştirmeye çalıştı.
Hele biri... Sıkı Atatürkçü, CHP sevdalısı okurum.
Öyle şeyler yazdı ki savunma mantığıyla gülsem mi ağlasam mı bilemedim.
Diyor ki: “Türkiye’nin gerçeği karizmatik liderdir haklısınız, ama doğru olan bu mu? Ne yani halk şifacı doktorlara teveccüh gösteriyor diye hastaneleri mi kapatalım?”
Biri de demiş ki: “Biz CHP’nin başında karizmatik değil, demokrat ve özgürlükçü lider görmek istiyoruz. Erdoğan gibi güçlü olup partisini diktatör gibi yönetecek lider yerine, Kılıçdaroğlu gibi demokrat ve muhlis bir lider olmasını tercih ederiz!”
Bu yorumlara bir cevabım var, bir de karşı sorum.
Yorumum şu: Madem halkın genel teveccühü sizin umurunuzda değil, o zaman bıkbıklanmayın arkadaşlar. Sormayın, “Yahu bu halk neden CHP’yi iktidara getirmiyor” diye ve ağlamayın artık!
Sorum da şu: Kim gerçekten diktatör?
Arka arkaya 6 seçim kaybetmiş ve buna rağmen tutkalla yapışmış gibi o koltuğu bırakmayan, bu arada parti içerisinde kendisine muhalif olan tek bir adamı dahi barındırmayan Kemal Kılıçdaroğlu mu yoksa 14 yıldan beri girdiği tek bir seçimi dahi kaybetmediği için partisinin vazgeçilmezi olan Erdoğan mı?
Buna cevap verin hadi... Dürüstçe ama!