Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        NE yazayım diye düşünürken ve internette gezinirken rast geldim Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu’nun arabesk müziğin “Baba”Müslüm Gürses ile ilgili verdiği mesaja... “Bugün arabesk müziğin duayen ismi Müslüm Gürses’in vefat yıldönümü. Kendisini minnetle yâd ediyoruz. Bu vesileyle ülkemizde ve dünyada yaşanan haksızlıklara, zulümlere, baskı ve tahakküme Müslüm Gürses’in bir ifadesiyle seslenmek istiyorum: Yakarsa dünyayı garipler yakar!”

        Garip biliyorum ama zaten birkaç gündür aklımdan çıkmayan Müslüm Gürses ile ilgili Karamollaoğlu’nun bu mesajı beni acayip etkiledi ve bugün onu yazmaya karar verdim. Tesadüf tamamen. 3 Mart Cumartesi’ye yani vefatının yıldönümüne 2 gün kala, rahmetlinin hayatının konu edildiği filmi yapan ekiple beraberdim. Filmin yapımcılarından Nuri Yıldırım’ın Ortaköy’deki Boğaz’a nazır ofisinden içeri adım atar atmaz daha “İtirazım Var” ile başlayan o gece sonunda onun hayatının içerisinde buluverdim kendimi. Önce çekimleri tamamen bitirilen filmden birkaç bölüm izledik. Gürses’in çocukluk zamanlarının çekimleri için Şanlıurfa’nın Halfeti İlçesi tercih edilmiş. Sonraki dönemler ise Mersin Tarsus’ta devam etmiş. Gürses’in çocukluğu, gençliği ve yetişkinlik dönemleri farklı oyuncular tarafından yansıtılmış beyazperdeye. Hepsi birbirinden başarılı oyuncular arasında beni en çok hayrete düşüren Timuçin Esen’in görüntüsü oldu. Tanımadım. O kadar iyi bir makyaj yapılmış ki Gürses’i oynayan Esen’e, onun o olduğunu anlayamadım. Çok samimi söylüyorum, Oscar’a aday olsa Esen’e yapılan makyajla kesinlikle ödül alabilecek bir kalite var filmde. Heyecanım devam etsin diye sadece kısa bölümleri izlememe izin veren yapımcı Yıldırım’ın niyeti, filmi ölüm yıldönümünde yani geçtiğimiz cumartesi gösterime sokmakmış ama bazı eksiklikler nedeniyle bu niyet hasıl olamamış. Sinema sektörünün en bereketli zamanlarının kaçtığı düşünüldüğü için de vizyona girme tarihi için ekim ayı hedefe konulmuş.

        Özetle, harika bir iş çıkarmışlar. Ben o kısacık izlediğim bölümlerden bile çok fena etkilendim. Yanımdaki diğer arkadaşlar da aynı şekilde. Ki bunların bazıları ben gibi Müslüm Gürses meselesine çok vâkıf değil. Benim olmamın nedeni de en büyük ağabeyimdir. Aramızda epeyce yaş farkı olan ve bildiğiniz, tipik Gürses hayranı olan ağabeyim sayesinde çok küçük yaşlardan beri aşinayım bu isme ve şarkılarına filan. Bir konserine gitmişliğim bile var onunla birlikte. 10 yaşında filandım herhalde, tam hatırlayamıyorum ama Avcılar’da bir çay bahçesine gelmişti. Ağabeyime ısrar edince götürmüştü yanında. Hiç unutamıyorum o anları. Onu izleyenlerin hallerini. Adeta uçuşa geçmişlerdi. Ağabeyim bile benim yanında olduğumu unutmuştu. Hani “Bazıları onu dinlerken konserlerinde falan üstsüz olup kendini jiletler” denir ya! Onları da görmüştüm o konserde. Hayretler içerisinde kalmıştım. Garip gelmişti o halleri ama sonraları bu Gürses bağımlılığının nedenini, onun hayatını öğrendikçe, yaşadıklarını anladıkça çözmüştüm. Çok acılı bir hayat geçirmişti Gürses ve bütün o acıları yaşadığı yoksulluğu, garibanlığı, trajik olayları şarkılarına, melodilerine aktarmayı çok iyi başarmıştı. O gece hep bunu konuştuk. Arabesk kültüründe fenomen olan birçok ismin olduğunu ancak Müslüm Gürses’in yerinin neden farklı olduğunu sorguladık. Sonradan davete dahil olan filmin yönetmeni “Ketche” yani Hakan Kırvavaç’ın bu konudaki tespiti mükemmeldi: “O fenomen değil, bir ikon!”

        Haklı! Çünkü Müslüm Baba, o şarkılarını söylerken acı çeken insana acısını içeriden, olabildiğince güzel yaşattı hep; sırf güzel sesi var, güzel söylüyor diye değil, yapmacık olmadan, samimiyetle söylediği için o şarkıları, ezilenlerin, garibanların gerçek sesi oldu.

        Çok net söylüyorum: Bu yüzden de onun o şarkılarla ne demek istediğini anlamak lazım. Anlayamayanlar ya da kavrayamayanlar, bu topraklarda yaşayanlara uzak ve yabancıdır. O nedenle Sayın Karamollaoğlu’nu onu vefat yılında hatırladığı ve o mesajı yayınladığı için tebrik ediyorum. Çözmüş bence işi Temel Bey, hem de çok doğru bir noktadan...

        ***********

        İTTİFAKLARDA KAFAMI KARIŞTIRAN DURUM

        AÇIKÇASI bana absürd geliyor son zamanlarda partiler arasındaki ittifak görüşmeleri filan. Bilmiyorum belki ben yanlış bakıyorum meseleye ama daha seçimlere çok zaman var ve nedense bu çalışmalar, görüşmeler hep bana “dereyi görmeden paçayı sıvamak” atasözünü anımsatıyor. Anladığım kadarıyla yapılan bu ittifaklar filan Cumhurbaşkanlığı seçimine yönelik. Şu anda planlanmış anayasal takvime göre ilk seçim 24 Mart 2019’da ama yerel seçimler. Cumhurbaşkanlığı ve milletvekilliği seçimi ise 3 Kasım 2019’da. Nereden baksanız tamı tamına 1 yıl var o seçimlere. Benim anlamadığım, yapılan ittifaklar o seçimde de mi yani belediye seçimlerinde de mi geçerli olacak? Yani mesela “cumhur ittifakı”nı kuran AK Parti ile MHP, 2019 Mart yerel seçimine de mi ittifakla girecek? Ya da kulislerde olabileceği gözüyle bakılan CHP ile İYİ Parti ittifakı? Aldığım duyumlara göre böyle bir şey mümkün değil. Yani yerel seçimlerde de ittifakların hayata geçmesi. Evet düşünülebilir ama hayat bulması zor çünkü hangi partinin, hangi il ya da ilçeden, kimi aday göstereceği hesabı partilileri birbirine düşürür. Tepedekiler yani partinin liderleri ve ileri gelenleri değil belki ama tabanda bu iş çok büyük kavgalara sebep olur.

        Haksız mıyım böyle düşünmekte bilmiyorum ama aldığım yorumlar da hep bu yönde. Geçenlerde mesela bir grup AK Partili ile bir davette bir araya geldik, bunların bir kısmı da yerel siyaset yapanlar. Diyorlar ki: “Cumhur ittifakının yapılmasına bir itirazımız yok ama yerel seçimlere böyle bir ittifakla gidemeyiz. Biz yerelde zaten çok güçlü bir partiyiz. Başarılıyız. İttifak olduğu için MHP’ye bazı yerleri teslim etmemiz istenirse ne yapacağız? Böyle bir durum karmaşaya yol açar.”

        ***********

        YA HEP DELİL SAYILIRSA?YA HEP DELİL SAYILIRSA?

        DÜN Habertürk Gazetesi yine harika, ses getiren bir işe imza attı. Manşetten verdiği “Aldatma casusuyla boşanma” başlığıyla gündemi belirledi. Fevzi Çakır imzalı özel habere göre, Aydın’da öğretmen bir koca, aldatıldığı kuşkusuyla hemşire karısının telefonuna casusluk programı yüklemiş. Ve bu program sayesinde de eşinin aldatma anlarını anbean kayda alıp mahkemeye sunmuş. Normalde bu tür veriler yani habersiz ses kaydı, gizli görüntü kayıtları mahkemeler tarafından delil sayılmıyor sanıyoruz. Sanmıyoruz, daha doğrusu hukuken doğrusu bu ama mahkeme Aydınlı öğretmen kocanın verdiklerini delil saymış. Kadının kocasını aldatmasını savunmuyorum. Kocasının da aldatıldığını anlamak için böyle bir yönteme başvurmasına da itiraz etmiyorum ancak benim şöyle bir endişem var. Bu casusluk programı ya her yerde, herkes tarafından kullanılmaya başlanırsa ne olacak? Mesela patron çalışanının ne kadar dürüst ve güvenilir olduğunu test etmek için bu programa başvurup sonunda da vefasız bir kişi olduğunu anlarsa ve tazminatsız işten kovmak için bu programı kanıt diye mahkemeye sunarsa? O zaman da delil mi kabul edilecek?

        Diğer Yazılar