Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin
        Sesli Dinle
        0:00 / 0:00

        Hani bizzat yakından tanık olmasam.

        Daha da doğrusu dibine kadar yaşamamış olsam…

        Neredeyse ben de şu son günlerdeki Alevilikle ilgili yapılan tartışmalara bakıp; "Ne alaka yahu! Nereden çıkıyor bu saçmalık!” diyeceğim.

        Diyor da zaten çoğu insan.

        Çok yakın arkadaşlarım bile Kemal Kılıçdaroğlu üzerinden başlayan Alevilikle ilgili polemiklere; “Bu çağda Alevi diye insana ayrımcılık mı olur? Ne gereksiz bir tartışma Allahım!" şeklinde tepki veriyor.

        Tabii bunu diyenler; "Aman evladım! Kimseyi dilinden, dininden, milletinden, renginden, mezhebinden dolayı yargılama ve ötekileştirme!" tembih ve terbiyesi ile yetişmiş insanlar.

        O yüzden de, herkesi kendileri gibi zannediyorlar!

        Ama değil!

        Maalesef hala bu ülkede azımsanmayacak ölçüde “Aleviliği” aşağılayan, dışlayan, hor gören ve dahası türlü çirkin senaryolarla, hikayelerle Alevilere karşı önyargıyla bakan insan yığını var!

        Bazıları da diyor ki; “Eskidendi ya o bağnazlık! Artık kalmadı!"

        Geçiniz arkadaşlar…

        Eskide kaldığı falan yok.

        Ne yazık ki, o yozluk, yobazlık, bağnazlık bir kesimde dipdiri, aynı şekilde hala ayakta duruyor.

        Ama ne oldu?

        REKLAM

        Adeta bir “tabu” gibi görülen ve kamuoyunda bir türlü açık açık konuşulmayan bu konu konuşulmaya başladı artık.

        Ki, bunda benim çok büyük payım var.

        Çünkü, CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun aday olması halinde sırf “Alevi” diye ona oy vermeyecek bir seçmen kitlesi olduğunu uzun zaman önce gündeme getiren ve sık sık da yineleyen bendim.

        Şimdi dönüp baktığımda diyorum ki; “Ne iyi yapmışım!”

        Çünkü bu ülkenin bir sosyolojik gerçeği olmasına rağmen bu konuyu konuşmamak için sanki zımni bir yemin vardı.

        Garip bir direnç gösteriliyordu.

        Ve hiç kusura bakmasın bunu en başta da Sayın Kılıçdaroğlu yapıyordu.

        Hemen her seçimde karşısına çıkarıldı Aleviliği.

        Hem Başbakanlık hem Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde…

        Meydanlarda özellikle “Aleviliğine” vurgu yapıldı.

        Bunu duyan meydandakiler ne yaptı?

        Bağıra çağıra yuhaladılar Kemal Bey'i.

        Peki o ne yaptı?

        Sustu!

        Kimin, neyi ne amaçla hangi strateji ile yapmaya çalıştığının gayet farkında olmasına rağmen her defasında kendisine ve temsil ettiği tüm Alevilere yapılan bu ayıbı pas geçti!

        Bir defasında bile; “Yahu hiç utanmıyor musunuz benim Aleviliğim üzerinden siyaset yapmaya!” demedi.

        Niye biliyor musunuz?

        Çünkü ona göre bu bir tuzaktı.

        Alevi kimliğine vurgu yapılarak; "Alevifobik” bir kısım muhafazakar dindarla karşı karşıya getirilmek isteniyordu ve eğer o tuzağa düşerse de, bu yolla oy devşirmeye çalışanlara istediklerini vermiş olacaktı.

        O nedenle de kimliği ile ilgili bu vurguları, sataşmaları hep duymazdan geldi

        REKLAM

        Oysa ki yanlıştı!

        Geçen Konya'da yaptığı; “Kişinin yaşam tarzı, kişinin inancı ve kimliği sorgulanmaz! Ben kendi anne ve babamı seçme özgürlüğüne sahip miyim? Yok! O halde benim kimliğim neden siyasete konu oluyor?” açıklamasını yıllar önce yapmalıydı Sayın Kılıçdaroğlu.

        Ama olsun…

        Bu bile büyük gelişme.

        Çok büyük hem de.

        Çünkü onun açıklaması başka açıklamaları tetikledi ve olay bambaşka bir noktaya taşındı.

        Ortak İYİ Parti'den Milletvekili Halil İbrahim Oral; "Aday olmasında benim için bir sakınca yok ama seçmen Alevi diye endişe edip, oy vermeyebilir" diyerek pandoranın kutusunu açtı.

        Herkes kızdı, kızıyor ama ben kendisine teşekkür ediyorum.

        Çünkü sağ olsun...

        Eğer o milletvekili ağzından öyle bir ifade kaçırmamış olsa idi...

        Kamuoyu, "tabu" sayılıp da konuşulmasın diye her daim halının altına süpürülmüş olan bu konuyu böyle açıklıkla ve samimiyetle daha uzun yıllar tartışmayacaktı.

        Mesela, Sakarya gibi oldukça muhafazakar yurttaşların yaşadığı bir şehrin meydanında öylesi tarihi bir an asla yaşanmayacaktı!

        Farkında veya değil bilmiyorum ama o gün inanılmaz bir açılıma imza attı Meral Akşener.

        Kendi vekilinin ayıbı ile ilgili hem Kılıçdaroğlu’ndan hem tüm Alevi yurttaşlardan özür dilerken kullandığı dille, samimiyet ve içtenlikle sadece Alevilerin değil, Türkiye demokrasisine omuz vermiş tüm demokratların gönlüne taht kurdu.

        Muhafazakar seçmenle dolu bir şehrin meydanında Alevilik ilk kez yuhalanmadı...

        İlk kez aşağılanmadı...

        Aksine Akşener'in özrüne destek olmak için çılgınlar gibi alkışlayarak destek oldu Sakaryalı kardeşlerimiz.

        REKLAM

        Bir Alevi olarak…

        Ve dahası bir demokrat olarak beni çok duygulandırdı o anlar.

        Ve konuyu ilk gündeme getiren ve bile/isteye kaşıyanlardan biri olarak da acayip mutlu oldum.

        Neden?

        Çünkü maalesef, “Alevifobi” bu ülkenin bir gerçeği.

        Bu fobi; “Kaşımayalım, konuşmayalım, üzerinde durmayalım" denilerek aşılamaz!

        Bu bir hastalık ve biz bu hastalığı bugün olduğu gibi üzerine giderek, konuşarak, yüzleşerek...

        Tıpkı Akşener’in yaptığı gibi böyle bir bakış açısının insanlıkla, ahlakla, Anadolulukla alakası olmadığını, demokrasi açısından koca bir ayıp olduğunu tüm meydanlarda bas bas bağırarak, cümle aleme haykırarak yenebiliriz!

        "Alevifobi" AK Parti ile mi oluştu?

        "Alevifobi" AK Parti ile mi oluştu?
        0:00 / 0:00

        Değil tabii.

        Öyle dersek haksızlık olur.

        Ben kendimi bildim bileli bu fobiyle karşı karşıyayım çünkü.

        Bir lokma çocuktum daha…

        Hem kendimin hem ailemin hem de çevremdekilerin “Alevi” kimliği dolayısıyla ayrımcılığa, horlanmaya, aşağılanmaya nasıl maruz kaldığına bire bir tanık oldum.

        Yani bu fobi AK Parti ile başlamış bir şey değil.

        Sonrasında da devam etti.

        Kabul etmezler, etmeyecekler biliyorum.

        Hatta; “Biz Alevi Açılımı başlatmış bir iktidarız. Nasıl böyle bir suçlama getiriyorsun?” diyeceklerdir de...

        Doğru. Alevi Açılımı projesi müthiş bir projeydi ve de AK Parti iktidarı döneminde başlatıldı.

        Ve başta dönemin sorumlu bakanı Faruk Çelik olmak üzere partili demokratların tümünün bu projenin gerçekten hayata geçmesi için çok büyük bir arzusu ve çabası da vardı.

        O yüzden de bizzat içinde yer aldım o projenin ve bütün yüreğimle de destek verdim.

        Ancak başarıya ulaştı mı?

        Tabii ki hayır!

        Çünkü Faruk Çelik ve partideki demokrat diğer tüm insanların gayretleri değil, maalesef; “Alevifobik" gericilerin projeyle ilgili el altından sinsice yürüttükleri karşıtlık üstün geldi.

        Ve bütün çalışmalar çöp oldu.

        Bu bir yana...

        Bir nokta daha var altını çizmem gereken.

        Eski iktidarlarda da Alevilik konusunda ayrımcılık vardı evet.

        Özellikle devlet kadrolaşmalarında.

        Mesela Alevi kimliği ile bilinen hiç kimse vali olmamıştır bu ülkede.

        Ya da Emniyet Müdürü.

        Ya da Genelkurmay Başkanı.

        Ama yine de bürokraside üst düzey bazı kadrolarda liyakat gereği karşılık bulmuş Aleviler olmuştur.

        Ama şu anda nasıl biliyor musunuz durum?

        Bırakın üst düzeyde bir tane Alevi bürokratı filan...

        İkinci ve hatta dördüncü koltuklara oturtulan bir tane Alevi yok!

        Varsa da inanın ya kimliğini inkardandır ya da sakladığındandır.

        Peki şu koca ülkede... On binlerce bürokrat tarafından yönetilen kamu, kurum ve kuruluşlarda... O koltuklardan herhangi bir tanesini hak edecek hiç mi Alevi yok!

        Hepsi mi liyakatsız?

        Tabi ki değil.

        Sorun şu; bu tip kadrolara kimlerin atanacağına ya da yerleştirileceğine karar veren mekanizmaya da maalesef "Alevifobi” hakim!

        Ve bu öyle bir hakimiyet ki!

        Bırakın ağzıyla kuş tutmayı...

        Sinek tutacağını bilseler dahi…

        Yine de bir Aleviyi layık görmezler!

        Abdülkadir Selvilerin yazması benden daha önemli!

        Abdülkadir Selvilerin yazması benden daha önemli!
        0:00 / 0:00

        Kılıçdaroğlu’nun adaylığı üzerinden başlayan Alevilik tartışmasının iktidara yakın medyada da ilgi görmesi çok sevindirici.

        Hele hele, vaktinde Aleviliğine vurgu yapıldığında Kemal Kılıçdaroğlu’nun yuhalanmasına iki çift laf etmemiş olanların bugün CHP Lideri'nin Aleviliğine laf ediliyor diye dört bir taraftan savaş vermeleri, "Üzülmeyin Kemal Bey! Yanındayız!" diyerek kendilerini heder etmeleri müthiş bir gelişme gerçekten.

        Özellikle de hemen hepsinin yazısında Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kılıçdaroğlu’na yönelik; “Kökeninden, meşrebinden dolayı birileri sana aba altından sopa gösteriyorsa onun da çaresi var. AK Parti Türkiye’si herkesin eşit vatandaşlığını garanti altına almış bir ülkedir. Kimsenin ötekileştirilmesine izin vermeyiz!” ifadelerini kullanması ve meseleyi oradan analiz etmesi...

        Emin olun bu gelinen nokta çok çok mühim.

        Çünkü hitap ettikleri kitleler açısından onların bu konuyu yazması, tartışması ve "Olur mu böyle bir ayrımcılık, bu ötekileştirme! Ayıptır!” demesi benim şu köşede dediğimden 1000 kat daha değerli sevgili dostlar.

        Çünkü sonuçta “Alevifobi” hastalığı olanlar en çok onları takip ediyor, onları okuyor ve onları izliyor.

        Ne niyetle olursa olsun, Alevi fobisi ile ilgili kurdukları her cümle, her itiraz toplumun anlamsızca ayrışmasına neden olan bu korkunç hastalığın iyileşmesine büyük hizmet sunuyor.

        Özellikle de Hürriyet yazarı Abdülkadir Selvi…

        Diğer isimler değil belki ama o da benim kadar içerden bilir “Alevifobi” hastalığına tutulmuşların gözlerini kararttıklarında neler yaptıklarını ve yapabileceklerini…

        Özellikle de ayrımcılığa, ötekileştirilmeye maruz kaldıkları için kimlik bunalımına giren Alevilerin yaşadıkları ruhsal çöküntüler ve bunun yarattığı travmalar, sonuçları vs...

        Eminim bagajında çok hikaye vardır bunlara dair.

        Keşke birkaçını yazsa Abdülkadir Bey.

        Yazsa da, "Alevifobik"ler yüzünden insanların nelere katlanmak zorunda olup, ne acılar yaşadığını bizzat ondan dinleseler...

        Diğer Yazılar