Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        BİR ülkenin vatandaşları açısından devletlerinin dış politikada fiyasko üzerine fiyasko yaşaması, pusulası bozulmuş şekilde hareket etmesi ve dünya indinde itibar kaybetmesi sevinilecek gelişmeler değildir. Sonuçta ülke herkesindir ve sonunda hasarın başkaları tarafından er ya da geç onarılması gerekecektir. Bu nedenle geçen hafta dış politikada yaşanan küçük düşürücü gelişmelere bakan herkesin gerçekten üzülmesi gerekir. Zira, fatura ortak ödenecektir. Birleşmiş Milletler oylamasında yaşanan mahcubiyet yalnızca koşulları gerçekçi şekilde değerlendirmeyi başaramayanlara ait değildir. Son turda alınan oyun düşüklüğünden İspanya karşısında teamüle aykırı olarak üçüncü turdan çekilme jestinin yapılmamasına kadar ortada bir yönetim ve duyarsızlık sorunu vardır. Böylesi bir sonuç “ama bize söz vermişlerdi” naifliğiyle de geçiştirilemez.

        Kendisini bölgesel, hatta bir ara küresel güç ilan etmiş bir ülkenin yöneticilerinin kendi sınırları dibindeki krizde müttefiklerince hizaya getirilmeleri de açıkçası vatandaşlar açısından kolay sindirilecek bir durum değildir. Hele bu durumun arkasında, Türkiye’nin iç politikadaki tercihler ve geçmiş yılların yanlışları nedeniyle felç olduğunu biliyorsanız. O dönemde yapılan eleştirilere kibirli tonlarla eski zihniyetin yansıması muamelesi çekildiğini hatırlıyorsanız.

        Dış politika, incelikli bir iştir. Gücünüzle orantılı ihtiraslara ve hedeflere sahipseniz başarılı olursunuz. Elinizdeki gücü yanlış değerlendirir, imkanlarınızı abartır, karşınızdakilerin elindeki seçeneklerin çokluğunu küçümserseniz kendi kazdığınız çukura düşmeniz işten bile değildir. Bu hataları yapmamak için de birinci şart kendi durumunuzu arzularınıza göre değil elinizdeki somut verilere göre değerlendirmektir.

        Sonuçta ortaya çıkan tablo bir yandan dış politikadaki gerçekçilikten uzaklaşmanın sonucudur. Buna dış politikada ideolojik boyuta fazla abanmayı ve daha da kötüsü kendi kontrolünüzde olmayan kavgalara bulaşmayı da ekleyebilirsiniz. Diğer yandan bugünkü çıkmaz, dış politikanın iç politikaya bunca bağlanmasının yarattığı sıkıntıların bir sonucudur. İşin hazin tarafı aslında yaptığı ancak iç politika dengeleri nedeniyle yaptığını açıklamaya çekindiği işlerin faturası bile çıkarılıyor Türkiye’nin önüne. Dolayısıyla, karşılaştığı sorunların ağırlığı altında ezilen, yeni yaklaşım ve bakış açısı sevdasıyla gerçekçi değerlendirme yapma becerisini rafa kaldıran bir ekibin ülkeyi sıkıştırdığı noktadır gelinen.

        Türkiye’nin sözünün giderek ağırlığını yitirdiği, müttefikleriyle diyalog kuramadığı, uluslararası güvenlik bürokrasisinden önemli isimlerin “değerli yalnızlık” avunmasını ti’ye alarak “tehlikeli yalnızlık” uyarıları yapmaya başladığı bir yerdeyiz ülke olarak. Türkiye’yi yönetenler hemen her konuda en doğru tespiti yaparak müttefikleri ve diğerlerini uyardıklarını söylüyorlar. Ancak bunu söylediğinizde bu kadar önemli bir ülkenin yöneticilerinin uyarılarının neden dikkate alınmadığını da açıklamanız gerekiyor.

        Çünkü anlatılan hikayedeki asıl dram eşsiz bir coğrafyada, köklü devlet geleneğine sahip, Ortadoğu’daki krize birinci derecede yapıcı şekilde müdahil olabilecek, NATO üyesi bir ülkenin görüşlerinin karşılık bulmamasıdır. Tam da bu nedenle atılması gereken ilk adım çevremizdeki krizin gerektirdiği ciddiyetle dış politikaya düzgün şekilde eğilmektir. Bunun da ilk şartı ayağın sağlam zemine basılmasıdır. Ülkenin toplumsal barış ve huzurunun korunması ve derinleştirilmesi bu bağlamda birinci derecede bir önceliktir.

        Bir bölgenin düzeni topyekun değişir, güç dengesi yeniden kurulur ve bilinmeyen bir gelecek şekillenirken, ciddiyet Türkiye’nin en çok ihtiyaç duyduğu niteliktir.

        Diğer Yazılar