Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Bir hafta kaldı. Haftaya pazar akşamı nasıl bir Türkiye’de yaşayacağımız hakkında bir fikir sahibi olacağız. Bir ihtimal Oy ve Ötesi’nin temsil ettiği bir vatandaşlık anlayışını elbirliğiyle oluşturmaya çalışacağımız bir Türkiye’nin önü açılabilir. Ya da İttihatçılardan beri bu ülkenin karanlık arka planında hep mevcut olan, dışlayıcı ve zalim bir boyunduruk altında tutma anlayışının Türkiye’sine yelken açarız.

        İkinci seçenekte vatandaş olmak, kendi kaderinin üzerinde söz söyleyebilmek, bir birey olarak bu toplumun eşit ve özgür üyesi şeklinde yaşayabilmek pek söz konusu edilemeyecek. Şiddet ortalığı kasıp kavurabilecek, ta ki herkes sindirilip korkusuna teslim olana dek. Böyle bir senaryoda seçim yolları açıkken şiddeti tırmandırmayı marifet sayan PKK’nın karanlığıyla, “beyaz Toroslar”da simgesini bulmuş Susurluk öncesinde devleti neredeyse gasp etmiş olanların karanlığı birbirini besler.

        Bir katliamın tanınan, bilinen, listelere konan katil adaylarını takip etmemekten, yerlerde ceset sürüklemeye; terörize edilmiş bir kentin, kasabanın insanlarına ağır hakaret etmekten, bir taşra şehrindeki toplu linç ve vandallık girişimini engellememeye kadar, bu “karanlık Türkiye’ye” ulaşmak isteyenlerin yapmayacakları hemen hiçbir şey yoktur. Neler yaptıkları hem tecrübeyle sabittir hem de arşivlerde yüz yılı aşkın süredir bunlarla ilgili yığınla bilgi ve belge birikmiştir.

        İki seçim arasında ya 1 Kasım sonrasının provası niteliğinde ya da 1 Kasım’ı etkilemek amacıyla ortalığı yıkabilecek pek çok şey yaşandı. Büyük acılar yaşandı. Toplumun sinir uçları örselendi. Vicdan muhasebesinden çoğunluk başarısız çıktı ama gene de ve her şeye rağmen beklenen patlama da yaşanmadı.

        Ülkenin seçmenine, onun iradesinin değersizliğini vurgulamak istercesine dayatılan seçim tüm bu karanlık arayışlarına direnilebilmenin bir aracı haline geldi. Sanki vatandaş, “Siz ne yaparsanız yapın ben demokratik hakkımı kullanıp hak ettiğiniz tokadı size atacağım, cevabı o zaman alacaksınız” dedi. O nedenle de ve her şeye rağmen sabırla sessizce kendi iradesini ortaya dökeceği anı bekliyor.

        Sabırla sessizce beklese bile artık ordudan yargıdan medet umarak da yapmıyor kendi işini. Yani oturduğu yerden ahkam keserek elini hiçbir şeye bulaştırmadan isteklerinin gerçekleşmesini beklemiyor. Çalışıyor, çabalıyor, örgütleniyor ve kendi kaderine sahip çıkma iradesini sergiliyor. Böyle bir potansiyel belki de hep vardı ama Gezi olayları pratiği içinde tüm ihtişamıyla ortaya çıktı.

        Zaten oyların dürüstçe atılıp, dürüstçe sayılacağını denetlemek için kurulan Oy ve Ötesi’nin temelleri de (https://sandik. oyveotesi.org/users/sign_in?gclid=CLC 23MbQ28gCFQn4wgodJo4CFQ) o üç haftalık, muktedirleri ve hempalarını çıldırtan dönemde atılmıştı. Bugün “Oy ve Ötesi” sandık başında çalışacak yeni gönüllülerini bekliyor. Beklerken, iktidar kaybetmemek uğruna gereksiz bir seçimi topluma dayatanların en büyük düşmanlarıyla aynı nefeste adı geçirilerek müthiş bir fitne kampanyasının hedefine konuyor. Zira temsil ettiği Türkiye başka tür bir vatandaşlık kavrayışını, gerçekten kapsayıcı ve kucaklayıcı bir millet tanımını ve şeffaf bir yönetim arzusunu bu şekilde ortaya koyuyor. Drakula’nın güneşten korkması gibi, yapmak istediklerinden korkulması da bu yüzden herhalde.

        Haftaya pazar tatil tutkusunun oy verme sorumluluğunun önüne geçmeyeceğini umarım. Her gününü üretken kılmak zorundaki azgelişmiş bir ülkede sürekli tatil ilan ederek zevahiri kurtarmak veya seçim sonuçlarını etkilemek isteyeceklerin de hevesleri kursaklarında kalacaktır.

        Seçimden sonraysa Türkiye’nin önünde uzun, meşakkatli bir dönem var. Yaralarını sarması, tekrar bir toplum haline gelmek için çabalaması ve kurumlarını yeniden kurması gerekecek. Yani kolları sıvayacağız.

        Diğer Yazılar