Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        ÇAĞ değiştiren tarihi olayların tüm sonuçları hemen ortaya çıkmıyor. Bazen çok uzun bir zaman geçmesi gerekiyor aradan. Büyük kırılmalarda ayrıca yaşanan günleri tarihsel bütünlük içinde görmek ve anlamak gibi bir dert de var ki her zaman altından kalkılamıyor. Bunu becerebilenler yeni tarihi dönemde önde yer alıyorlar. Iskalayanlarsa bu hatanın sonuçlarına katlanmak zorunda kalıyorlar.

        Dünyadaki büyük sarsıntının tetikleyici nedeni hiç kuşkusuz 2007-2008'de başlayan finansal kriz ve bunun gelişmiş ülkeler açısından derin bir ekonomik krize dönüşmüş olması. Ancak yaşananların aynı zamanda Soğuk Savaş'ın bitmesiyle de bağlantısı var. Sovyetler Birliği'nin çökmesi piyasaya mutlak güç veren ekonomi yönetimi anlayışının dizginsiz kalmasına da yol açtı.

        Batı ekonomilerinin krizden ciddi hasar alarak çıkmalarının, yükselen ekonomilerin özellikle de Çin'in sivrilmesinin hikâyesi de aslında otuz yıl kadar geriye gidiyordu. Küreselleşme kendi diyalektiği içinde bundan yararlanmayı bilen ülkeler tarafından çok köklü bir dönüşümün aracı olarak kullanıldı. Batı dünyası sendeleyince de, dünyadaki ekonomik güç dağılımı yeni durumu yansıtır hale geldi.

        Avrupa Birliği bu tarihsellik içinde krizin tetiklemesiyle çok ağır ve varoluşsal bir krize girdi. AB Avrupa tarihinin bir ürünü olduğu kadar Soğuk Savaş koşullarının da bir ürünü. Soğuk Savaş sırasında tarihi yaraları sarmak ve Sovyetler Birliği karşısında güçlü olmak için bürokratik/teknokratik ağırlıklı bir yapıyla ilerlemek mümkündü.

        1989'dan sonra kıtanın doğusunu yerleşik yapıya entegre etmek hayli cesur bir adımdı. Ancak küreselleşmenin baskıları arttıkça birlik açısından demokratik meşruiyeti zayıf bir karar verme mekanizmasını sürdürmek de zorlaşıyordu. Nitekim son krizde bir yandan ortak para birimine geçişin mali politikalar bütünleştirilmeden yapılmasının sakıncaları ortaya çıktı. Diğer yandan bu krizin aşılması için demokratik meşruiyet şartı kendini dayattı. Krizin AB yi dağıtabilecek şiddete gelmesinde bu büyük gerilimin önemli bir payı var.

        Ortadoğu'yu kasıp kavuran Arap uyanışını veya isyanlarını da gene uzun bir dönemsellik içinde görmek gerekiyor. Bunun köklerini Osmanlı İmparatorluğu nun dağılmasından sonra bölgede şekillenen sömürgeci siyasal yapılanmada bulabileceğimiz gibi, Soğuk Savaş dengeleri içinde Arap devletlerinin bir türlü tam egemen olamayışlarına da bağlayabiliriz.

        Arap ülkelerinde petrol rantı veya stratejik rantlar sayesinde ayakta duran otoriter rejimler dünya devlerinin de desteğiyle uzun zaman halklarından gelen değişim taleplerine direnebildiler. O sistem de gene küreselleşmenin, demografik faktörlerin, şehirleşmenin, okuryazar oranının artmasının ve iletişimde yaşanan büyük devrimin etkisiyle sona erdi. Her iki bölge de Türkiye'nin komşusu ve ister istemez Türkiye buralardaki krizlerden, hareketlilikten etkilenecek.

        Geçen hafta Dünya Ekonomik Forumu toplantısı için İstanbul'a gelen New York Times Gazetesi yazarı Thomas Friedman'ın yazdığı gibi Türkiye şu sıralarda "dağılmakta olan iki büyük jeopolitik sistemin ortasında göreli bir istikrar adası".

        Türkiye'nin bu istikrarlı konumunu koruyabilmesi ise her şeyden önce tarihsel anı doğru anlayarak iki yanında kasırgalar eserken rotasını bulabilmesine bağlı. Derinleşecek bir AB krizi Türkiye'yi ekonomik açıdan hayli sarsabilecek, demokratik istikrarını da olumsuz etkileyebilecek. Buna karşılık Arap isyanlarına karşı Körfez bölgesinden gelen köktendinci, Selefi karşı devrim dalgası da Türkiye yi mezhepçiliğin kanlı sularına çekmeye çalışacak.

        Bu tablo içinde Türkiye'nin kendi içindeki iktidar mücadelesi veya güç dağılımını ortalığı daha az kırıp dökerek sürdürmesi giderek artan bir önem kazanıyor.

        Diğer Yazılar