Siyasette olanlar ve beklentilerim
BU seçimin yan zayiatlarından biri galiba Doğan medyasına mensup gazete ve kanallar olacak...
Türkiye 7 Haziran seçimine tuhaf bir ortamda gidiyor. Birilerinin gözleri faltaşı gibi açık, ancak kamuoyu ne olacağını merak etse de yolunu aydınlatacak fenerden mahrum bu ortamda... El yordamıyla yolunu bulabilirse bulacak insanlar...
İktidarda güçlü bir hükümet var ve iktidar partisi bu seçimden de başarıyla çıkmaya kararlı; bunu sağlamak için de her yola başvuracağı hissini veriyor... Muhalefet ise uzun yıllardır ilk kez iktidarı en zayıf haliyle yakaladığına inanıyor ve bunu kendisi için galibiyete çeviremese bile karşı tarafı mağlubiyete uğratmak için kullanmaya kararlı.
Böyle ortamlarda ben iç dinamikleri küçümsemem, ama dış dinamikleri daha ciddiye alırım.
Kemal Derviş’in “Milletvekili olmak istemem, ama CHP iktidara ulaşırsa bakanlığını kabul ederim” demesini siz nasıl yorumluyorsunuz meselâ? Bir gün New York Times’ta, öteki gün Washington Post’ta çıkan ve seçim tarihine kadar da hızı kesilmeyeceğe benzeyen Türkiye’ye dair ağır eleştirel haber ve yorumlar size ne söylüyor?
ABD’nin eski diplomatlarının imzasını taşıyan raporlar?
Herkes “Telaşa kapılmayın, ufukta bir ekonomik kriz görünmüyor” demekteyken Türk Lirası’nın dolar karşısında durdurulamayan erimesini neye bağlayacağız? Büyüme rakamındaki ani düşmeyi? Dünyanın 17. büyük ekonomisinin şimdilerde 10. sıraya yükselmesini beklerken aniden 21. sıraya düşüvermesini?
Bereket gazetelerin ve televizyon kanallarının çoğu bu durumun “geçici” olduğunu yazıp anlatıyor...
Ya artan terör olayları?
Dolmabahçe Sarayı önünde nöbet bekleyen askere yönelik saldırıyı, Cağaloğlu’ndaki Turizm Polisi binasına bombalı saldırı izlemişti. Ardından da Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı hedef alındı... Eyüp’teki AK Parti binası da...
Yakında “İslami” kılıklı bir terör de ürerse şaşırmayın.
“Ülkede istikrar yok” mesajı mı verilmek isteniyor?
Kim/ler tarafından?
Siyasiler haklı bir telaşta; yarın isimlerini listelerde seçilecek yerlerde görmek istedikleri için bu telaşları... Beklentileri karşılanmayan, liste dışı kalan veya seçilemeyecek yerlere konulanlar gürültü koparacaklar mı? Gürültü ciddi bir tepkiye dönüşür mü?
Medya işte bu noktada önemli. Geçen seçim öncesinde birden fazla gazetesi bulunan bir grup akreditasyon marifetiyle devre-dışı kalmış, bir başkası ise el değiştirmişti. Bu seçim öncesinde yaşananlara bakılırsa...
Bu noktada ilk paragrafa dönmeniz gerekiyor...
İdris Bal ve partisi
AK Parti’den ayrılıp “Demokratik Gelişim Partisi” adıyla kendi partisini kuran Kütahya Milletvekili İdris Bal’ın son eylemi, kendi eliyle kurduğu partiden istifa etmesi... Hem de geride bıraktıklarına atıp tutarak... En büyük eleştirisi de Zaman ve Bugün gazeteleri ile Samanyolu Televizyonu’na... Kendisine ve partisine gereken önemi vermemeleri yüzünden...
Hükümet-Cemaat kavgası başladığı günlerde Pennsylvania’ya giden dostum, oradan, “İdris Bal’ın bizimle zerre kadar ilgisi yok; ikide bir arayıp ‘İstifa edeyim ve parti kurayım mı?’ diye soruyor; ona sürekli ‘Kardeşim git işine’ cevabını veriyoruz” mesajıyla dönmüştü.
Mesajı dikkate almamış İdris Bal anlaşılan...
Kendisini yakın hissettiği, ancak kendisini yakın hissetmeyen çevre 7 Haziran sonrasında siyasette seçeneklerini yeniden gözden geçirecek... Meclis’teki partiler ve partiler içerisindeki eğilimlerin dağılımına bakarak...
İdris Bey ise o günlerde siyasette olamayacak...
İran sevinçli, gazeteleri daha sevinçli...
İRAN’ın Birleşmiş Milletler’in 5 daimi üyesi ve Almanya’nın temsilcilerinden oluşan bir heyetle 1.5 yıldır yürüttüğü “nükleer pazarlık” mühletinden bir gün sonraya sarkınca “Acaba?” kuşkusuna düşen tek kişi olmadı. Tersine, herkes, aylardır süren müzakerenin sonuca erişeceğine inanıyordu.
“Anlaşma tamam” haberi Lozan’dan eriştiğinde bir dost sofrasındaydım. Gelişmeleri yakından izleyen bir grup dostun her biri, “Ya öyle mi?” deyip sohbete devam etti.
Barack Obama ise haberi alınca derhal telefona sarılmış ve müzakereyi tedirginlikle izleyen bir devletin liderini aramış... Hayır Türkiye’yi değil, Suudi Arabistan’ı aramış Obama... ABD Başkanı’ndan “Merak etmeyin, aramızdaki dostluk ebedi” mesajını alan yeni kral Salman da “Umarım anlaşma bölgenin ve dünyanın istikrar ve güven ihtiyacına cevap verir” demiş...
“Bir zamanlar ‘büyük şeytan’ diye andıkları Amerika’nın zorladığı anlaşmaya İran basını acaba nasıl tepki verdi?” sorum beni 5 gazeteye yönlendirdi. Önce manşetleri buldum, sonra da Ankara İlahiyat’tan Farsça hocası dostum Dr. H. İbrahim Sarıoğlu yardımıyla onları sizler için çözdüm.
İttikar (İlk Adım) Gazetesi Nevruz’la yeni yılına giren ülkeye, haberi, “Yılın bereketli geçeceği baharından bellidir: İranlılar nükleer müzakerelerden muzaffer dönüşü heyecanla, sevinçle kutladı” diye duyurmuş... Altına Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in “Bizim (nükleer) tesislerin hiçbiri kapanmayacak” sözünü ekleyerek...
Afitap (Güneş) Gazetesi ayın 13. gününün (Rumi) İran’da uğurlu bilinmesinden hareketle “13’ün uğuru” manşetini atmış; altına da “İran’ın 5+1 ile anlaşması Zarif’in halka armağanı” notunu düşmüş...
Şehvend (Hemşeri) Gazetesi’nin manşeti: “İran’ın Lozan darboğazından Zarif geçişi...”
Fark edilen tek itiraz Keyhan Gazetesi’nden. Keyhan itirazını zekice formüle etmiş: “Kazan-kazan sonuç verdi: Nükleer (tesisler) gidiyor... Ambargolar yerli yerinde kalıyor...” Bunu bir alt haberle de desteklemiş: “Siyonist Haaretz Gazetesi’ne göre, anlaşma İsrail devletinin istediği gibi, ama İsrail devleti yine de karşı çıkıyor...”
Kanun Gazetesi devletin resmi tavrını yansıtmış manşetine: “Muhaliflerin milli duruşla sınavı. Hamaney: Herkes devlete yardım etmeli.”
Medya üzerine tartışmaların devam ettiği bir ülkeyiz, zaman zaman “Bizdeki durum benzersiz, başka hiçbir ülke bizim gibi değil” deniyor ya, bence bunu söyleyenler başka ülkelerde ne olup bittiğini takip etmiyor. Birbirine benzeyen manşetler... “Milli duruş”... Muhalifleri kınama...
Bütün bunlar İran’da da var...
Bir kitap: Ajan...
NİCEDİR bir punduna getirip tanıtmalıyım diye sakladığım bir kitap bu.
İran’ın devrim öncesi son başbakanı Şahpur Bahtiyar’ın torunu Djahanshah Bakhtiar’ın anıları. Paris’te gözleri önünde öldürülen dedesinin intikamını almayı kafaya koyan Cihanşah bir yolunu bulup CIA ile temasa geçiyor; CIA tarafından eğitiliyor...
Orada kalsa iyi. Sonrasında Güney Afrika’da bir İsrailli işadamıyla tanışıyor ve ondan MOSSAD ile irtibata geçirmesini yekten istiyor. İşadamı, “Ne yani, her İsrailli aynı zamanda MOSSAD ajanı mı?” diye tersliyor Cihanşah’ı...
Ancak, bir-iki ay sonra MOSSAD’dan da telefon geliyor...
CIA-MOSSAD eğitimli İranlı, Türkiye’de 20 kadar sığınmacıyı ABD ve İsrail’e devşiriyor...
“İran’da o dönemde suikasta uğrayan nükleer fizikçilerin hepsini benim devşirdiğim kişiler öldürdü” iddiasında CIA-MOSSAD ajanı Cihanşah...
Birbiri ardına meydana gelen fizikçi suikastları bıçakla kesilmişçesine sona erdiyse bunu iki şeye borçluymuşuz: 1. Obama’nın İsrail’e “Suikastları durdur” talimatı... 2. İsrail’in İran’daki nükleer tesislere Stuxnet siber-saldırısını Türkiye’nin deşifre etmesi...
Richard Silverstein adlı İsrailli yazar, “Türkiye ile İsrail arasındaki soğukluğun giderilememesinin tek sebebi Mavi Marmara değil; Stuxnet’in deşifre edilmesi gibi farklı sebepler de var” diyor...
Anadili gibi İngilizce ve Fransızca konuşan Cihanşah Bahtiyar televizyonlara çıkıp intikamını anlatıyor. “Ajan” adıyla Türkçe’ye çevrilen kitabı (Affectum Libris Yayınları) ise bir polisiye merakıyla kendini okutturuyor.