Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Hep söylerim, “Ankara siyaseti”nden pek anlamam.

        Öyle kulis, fısıltı filan duymam, bilmem

        Ama “hepimiz gibi” spekülasyon neden yapmayayım?

        ***

        İlginç bir durum var.

        “Yüksek Sadakat” parti devletinde pek görünmüyor ama işin tuhafı, öyle.

        ***

        Davutoğlu ile Fidan’ın Cumhurbaşkanı’na “bağlılıkları”nı sorgulamak zor.

        Bakın “bağımlılık” başka şey.

        En bağlı, en sadık insan bile zaman gelir “bağımlılık”tan sıkılabilir.

        “Bağlılık” kendi kalbi, vicdanı, duygusu, inancı, hatta iradesi filandır…

        “Bağımlılık” ise, gönüllü olsun, mecburi olsun, “bağımlı” kılanın, kılmak isteyenin iradesi, gücü, tahakkümü, otoritesidir.

        ***

        “Tuhaf” olan şu:

        Davutoğlu’nu da Fidan’ı da ilk keşfeden galiba Abdullah Gül!

        Bu onları elbette “Gül’ün dikeni” yapmaz ama “İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız” olabilir!

        Onları “Saray’dan artık farklı şeyler de düşünen” kişiler yapabilir.

        Devlet sırlarının küpü, süreçlerin sır küpü, diplomasinin sır küpü, istihbaratın sır küpü, TIR küpü olmak başka…

        Doldurulan küplerin sır küpü olmak başka şey.

        Entelektüel-siyasi ihtirasları olanlar ile maddi-siyasi ihtirasları olanlar sürekli aynı yağmurda beraber ıslanmayabilirler.

        Beraber yürüdükleri yollar olsa da, beraber yürünen yolsuzluklar fikri herkesin hoşuna gitmeyebilir.

        Sen “şeffaflık paketi” derken “Sonra aday bulamazsın” diye azarlanmak hoş olmayabilir.

        Belli bir dönem için kabul ettikleri, saygı duydukları, sadakat gösterdikleri “otorite”nin ezeli ve ebedi hale gelip kendilerini hep “eleman” görmesinden, “bağlılık” bir yana “bağımlı” saymasından artık pek haz etmeyebilirler.

        Öyle ya, hep derim…

        Herkesin eşi, dostu, ailesi, çoluk çocuğu var.

        Nasıl kimileri çok bağlıysa onların yaptıklarına, ettiklerine… O uğurda Roma’yı bile yakıyorsa…

        Başkalarının da “Biz onlar gibi değiliz. Onların emir eri değiliz. Buyruk kuyruğu değiliz” diyebilen eşi, çoluk çocuğu olabilir!

        Ailemin, çocuklarımın duygu ve düşüncelerinden etkilenirim mesela.

        Başkaları da etkilenebilir!

        ***

        Bilemem.

        Ne desen, kendileri de Havuz operatörleri de yalanlar.

        Ama böyle işler Havuz’da durduğu gibi durmaz. Akan su da Havuz’da durmaz.

        Çünkü söz konusu olan körfezin durgun suları değil.

        Belli bir kaynama derecesi var.

        Körfez deyince, zaten Türkiye içi dinamikler dışında “dış dinamikler” geliyor akla.

        Hep ABD denir ya…

        Bu kez “Körfez” diyelim.

        “İslam dünyası” diyelim.

        Orada olup bitenler; S. Arabistan, BAE, Mısır ve hatta Katar’dan müteşekkil “Sünni Blok” diyelim.

        “Körfez’in sıcak parası” diyelim.

        100 milyon dolar bağış yayıp Sevda Tepesi’nin hayrını ve tapusunu göremeden hayata veda eden Kral öldü, yaşıyor yeni Kral diyelim.

        Bir zamanlar Konya’da “Anadolu Kartalı” olup birlikte uçaklar uçurulan S. Arabistan ile Mısır’ın artık birlikte kanat açmaları diyelim.

        Bilemem.

        ***

        Tabii ki “muhaliflik” sadece iktidarın demir ve emir yorgunluğuna bel ve umut bağlamakla olacaksa, ne keyif!

        Biraz avuç yalar o zaman muhalif!

        ***

        Lakin AK Saray ile AK Parti aynı şey olacaksa, bunun nasıl derin bir sorun olduğunu, sadece partinin sonradan tepeden inmiş “Davutoğlu, Fidan” gibi aristokrasisi değil, esas tabanı, kutuları değil tabanda yükleri sırtlananlar hisseder.

        Ne kadar bağlı, sadık olursa olsun…

        Giderek bunu daha çok hisseder.

        Bu doğaldır ve doğal kanun gibidir.

        Tek misal vereyim:

        Öyle olmasa…

        “Erbakan Hoca”nın balta yemiş gövdesinden, 28 Şubat darbesine maruz kalmışken, AKP denen koca bir dal çıkmazdı.

        Erbakan’ı siyasetten men eden, 28 Şubat’tan ziyade, esas budur!

        28 Şubat darbedir; bu firar tabuta çakılan çividir!

        Çünkü siyasi tabanını eritmiştir.

        12 Mart, 12 Eylül atlatan Hoca, 28 Şubat altında bu yüzden, “iç darbe”yle kalmıştır.

        Otoritesinden, tabir-i caizse Hoca kibrinden, “devlet”çiliğinden, sorgulanamazlığından, sadakatin bağımlılık hale gelmesinden sıyrılanlardır AKP.

        Bir tabirle onu yüzüstü bırakanlar, bir tabirle onu aşanlar, bir tabirle onun demir yorgunluğundan kaçanlardır.

        Hikayemiz Hoca’nın Demir Yorgunluğundan Saray’ın Emir Yorgunluğuna, 12-13 yıl sürer!

        SUÇ DUYURUSU!

        Burada yazdığım “Platinli Gazi’ye Paşa Tekmesi” olayında son gelişmeler, ulaşan bilgilere göre şöyle:

        Emekli uzman jandarma örgütü EMUJAD, “general” hakkında suç duyurusu yaptığını açıkladı.

        Duyduklarıma göre de, çeşitli kademeden komutanlar da “Gazi”yi kuşatmaya aldı.

        Hatta bir iddiaya göre, tekmeden değil, bunu duyuranlardan şikayetçi olması için!

        Demokratik, laik, sosyal bir hukuk devleti olan cumhuriyet böyle işte.

        Artık en çok neresini, hangi sıfatını seviyorsanız!

        Diğer Yazılar