Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        AKP-MHP koalisyonu tabii ki meşrudur; mümkün olduğu kadar, aynı zamanda haktır!

        Seçmenin yarısından fazlası olduğu kadar; “Türkiye’nin muhafazakâr dokusu”nun saf kokusudur.

        İşine geldi mi “milliyetçilik”i kötülemiş,duruma göre MHP’den “milliyetçi” kesilmiş AKP için de münasiptir…

        Hele hele CHP Genel Başkanı’nın hakikaten tuhaf “Bahçeli başbakan olsun” önerisini “koltuk tedarikçiliği” diye azarlayıp AKP’nin “dört bakana Yüce Divan”ı kabul etme ihtimalinin ihtimalini “yolsuzlukla mücadele” sanan MHP için de.

        En güzelini MHP lideri söyledi:

        Türkiye’nin yüzeye çıkması geçmiş 13 yılıyla yüzleşmesiyle mümkündür.”

        Öyle ya, “yüzleşmek” için yüz yüze olunması, yakından bakılması, aynı kabinede olunması daha iyi.

        Muhtemelen MHP, AKP’yi hep suçlayageldiği “Bölücülük ve irtikap” ile yüzleşecek.

        Yüzleşince koalisyonda kim bilir neler diyecek, nasıl ağır konuşacak, nasıl mahcup edecek, elbette MHP düşünmüştür!

        ***

        AKP-MHP koalisyonunun rengini MHP verir; dengini AKP toplar.

        Renk mecburen milliyetçi olur; Bahçeli’nin dediği gibi “kırmızı çizgilerin yerine gelmesi” sağlanır.

        Daha ileriki adımda, ki sanırım militer ve derin devlette birileri bunu özellikle telkin ediyor; “Kuzey Suriye-Rojava” meselesi “kırmızı çizgi” olarak ilan edilir kuvvetle.

        Çözüm süreci” yerine “düğüm süreci” ihtimal dahilinde elbet.

        Ancak Bahçeli’nin dediğinin tersine, “Kırmızı çizgilerin yerine gelmesi” öyle “Kırmızı plaka sevdası”ndan vazgeçiş anlamına gelmez.

        Kırmızı plaka çoğunluğu”, 06’ların çoğu AKP de olacağı için, sıfırların, sıfırların altının ve üstünün çoğu da AKP elinde olur.

        Havuz’a belki bir kısım “milliyetçi işadamı” da katılır…

        Ama Havuz, adı üstünde “havuz” olduğu için, “yüzeyde” yüzerken acemilik çekebilirler.

        ***

        Ne dersek diyelim, ısrarla söylüyorum, bu koalisyon sapına kadar meşru.

        Türkiye esasen bir “Milliyetçi Cephe” ülkesi.

        Soylar da oylar da bunu durmadan anlatır.

        Ama MHP milliyetçiliği mi güç kazanır, AKP milliyetçiliği mi; kim kimi çemşirir, kim kimi kemirir, kim kimi oyar, o kadarını bilemem.

        Türkiye için hayırlı mı olur, tabii ki şimdiden bilemeyiz; ama bu ülkenin ister kırmızı, ister mosmor, kalın çizgilerle yarılması hiçbir zaman hayırlı olmadı.

        Türkiye’nin bölünmesine karşı” beyannamelerle çimentosu döşenecek bu koalisyon sonucunda, Türkiye’nin yarılması inşallah keskinleşmezse ve “barış içinde” kalınırsa, koalisyonun arzusunun dışında bir tecelliyle, HDP daha da çok “Türkiye partisi” olabilir!

        ***

        Bu koalisyonun en güzel tarafı…

        Ekmek için Ekmeleddin”in misal Dışişleri Bakanı olması...

        Suudi-Mısır ekseninde restorasyonun sağlanması…

        AKP’nin, küçümsediği birine selam durması…

        Ekmeleddin Bey’i aday yapan Kemal Bey’in de “ana, ona, sana, bana muhalefet” olarak kalakalması gibi acı-tatlı hatıralarla.

        ***

        42 yıl önce, 1973 seçimlerinde CHP yüzde 33.3’dü; Türkiye Birlik Partisi’ni de eklersek, toplam yüzde 34.5.

        AP yüzde 29.82, DP yüzde 11.83, MSP yüzde 11.8, MHP yüzde 3.38’le yüzde 57 kadar yapıyordu.

        CGP’nin yüzde 5.26’sını CHP’ye ekleyen de olabilirdi ama esas öteki bloğa katılmalıydı.

        Ülke için önemli bir şans olan ama Kıbrıs’la heba edilmiş CHP-MSP koalisyonundan sonra daha karanlık yıllar geldi.

        1977’de CHP yüzde 41.38’i buldu; TİP ve TBP’yi ekleyince yüzde 42.

        Milliyetçi Cephe’yi kuracak AP yüzde 36.88, MSP yüzde 8.56, MHP yüzde 6.42’yle toplam yüzde 53’tü . CGP’yi de eklersen yüzde 54 filan.

        Şimdi AKP-MHP “milliyetçi cephe”si kurulursa, oy oranı yüzde 57.16. (Koalisyonda olmayacak Saadet-BBP ile yüzde 59-60)

        Hükümet dışında kalacak CHP ile HDP’nin toplamı ise yüzde 38.07.

        Başta kuşaklar, çok şey değişiyor ama değişmeyen bir şeyler de var, değil mi!

        BASKI HÜRRİYETİ!

        Press(e)” kavramının ikili anlamı her şeyi karıştırıyor.

        Basın” da oluyor, “baskı” da.

        Dolayısıyla “basın hürriyeti” de olur “baskı hürriyeti” de.

        Baskı” normalde “fikirleri, haberleri basıp yaymak” da olabilir; anormalde “fikirleri, haberleri yayana baskı” da olabilir.

        Ki oluyor.

        İktidar ve “bağımsız” yargı bu konuda, “havuz” dışındakiler arasında ayrım yapmıyor:

        Evrensel’den Fatih Polat, hem de yıllar önceye atfedilen “örgüt üyeliği suçu”ndan…

        Hürriyet’ten Tolga Tanış “Cumhurbaşkanı’na hakaret”ten (“Cumhurbaşkanına hakaret” mi, “Cumhurbaşkanı’na hakaret” mi!) suçlanıyor.

        Today’s Zaman’dan Bülent Keneş aynı “hakaret”ten 21 aya mahkum oldu.

        Tabii ki kimsenin kimseye “hakaret hürriyeti” yok ama “muhalefet, eleştiri, sert eleştiri, çok sert eleştiri, ironi” ile şipşak “hakaret suçu” arasındaki ayrım, bir memleketin demokrasi olup olmadığını, basın hürriyetinin mi baskı hürriyetin mi baskın olduğunu gösteriyor.

        İster tek tek basaraktan, ister bade süzerekten!

        Diğer Yazılar