Habertürk
    Takipde Kalın!
      Günlük gelişmeleri takip edebilmek için habertürk uygulamasını indirin

        Esasında yapılabilecek en damardan tartışmalardan biri.

        Ama arada bir patlayan silah gibi kullanılıp atılıyor.

        Memlekette çok az kesimin bir ötekini “vesayet altında bulunmak”la suçlayacak yüzü var.

        Suçluyorsa, bilin ki, biraz şaşı gözü var.

        ***

        Mesele, “mesela tam bağımsız vicdan” Arınç ile “tam bağımsızlığa yakışabilecek vicdan” Demirtaş arasındaki tartışmada da gündeme geldi.

        Bence Arınç da kısmen haklıydı.

        Demirtaş’ı kuşatan, onun birçok sözünü anında harcayan, “emanet oylar”dan “barış süreci”ne kadar “onun üzerinde bir irade” bulunduğunu beyan eden bir “vesayet sistemi” mevcut elbette.

        Kimine göre “yasadışıdır”, kimine göre “doğal ve meşru”; bana göre, “vesayet, vesayettir.”

        Üstelik bu da “askeri vesayet!”

        ***

        Demirtaş da haklı elbette.

        Arınç başka bir parti üzerindeki “vesayet”ten söz ederken, gelinim sana söylüyorum, kızım sen anla filan demiyorsa, “Vesayetin alası ve ağası”nı idrak eden yahut edemeyen AKP içinden söylüyor zaten bunları!

        Tek adam, tek otorite” nedir ki Meserret?

        ***

        Sorun AKP’nin çok övündüğü “Askeri vesayetin kaldırılışı”nda da mevcut.

        Elbette o “kibirli, her şeye müdahil, tepeden bakan paşalar” yok artık.

        Yani şöyle diyeyim:

        Meşru iktidar ve devlet, bürokrasi, yargı, üniversite, eğitim, medya, hatta sermaye üzerinde sürekli gölgesiyle ikamet eden eski usul yok!

        Yoksa “Vesayet Paşaları” yine var!

        Çok sahip çıktıkları “cumhuriyet”in, bir unvan, imtiyaz olarak kaldırdığını ileri sürdüğü “Paşalık”a sonuna kadar sarılarak hem de.

        İstisnaları elbet vardır da, bunu “Hiç çaycıyla bir olunur mu” diyen “Paşa”da da, “Esas duruşta iyi duramadı” diye Uzman Jandarma Çavuş’un “platinli gazi bacağı”na tekme atan “Paşa”da da, emrindeki profesyonel askerlere “Biz başız, siz .ötsünüz, kölesiniz” diye bağırıp pekala terfi alan “Paşa”da da, en mağdur anında, yani mahkeme önünde, hem de hapse girecekken bile ayakkabısını refakatindeki astsubayı çömeltip ona bağlatanda da görüyoruz zaten.

        Ellerinde “Askeri Esaret Kanunu”yla on binlerce insanın çoluk çocuğuna, hayatına ve tüm haysiyetine kadar “Kibir Vesayeti”yle tahakküm edenlerde.

        ***

        Başka bir açıdan da “Askeri vesayet” yine mukim.

        Sivil” iktidar, askeri vesayeti kaldırdığını iddia ederken, kendi komutasındaki bir “militer vesayet”e ülkenin ve insanların kaderi üzerinde nöbet tutturuyor zaten.

        MGK’lardan Kırmızı Kitaplar’a, Kırmızı Çizgiler’e!

        Yahut Genelkurmay’ın asla bağlanamadığı, tam tersine Genelkurmay’a bağımlı Milli Savunma ile!

        Derin militer zihniyet, dil ve ideolojiyle.

        ***

        Buna, tüm ülke üzerine dayatılmış “Polisiye vesayet”i; “Vesayet altındaki yargının vesayeti”ni; Havuz Medyası, Havuz Sermayesi, Havuz Akademisi gibi “Vesayet altında ve vesayeti yayıcı, uygulayıcı” mekanizmaları da ekleyin!

        ***

        Fakat “Vesayet sistemleri”ni eleştirecek olanların da kendileriyle ilgili, farkında oldukları veya asla olmadıkları, umursamadıkları, bal gibi öyleyken vesayet saymadıkları ciddi sorunları var.

        Bir “Hoca”nın iki dudağına bakan cemaat mi eleştirecek vesayet sistemlerini?

        Patron yatında ve yamacında sere serpe konuşlanmış “sözde muhalif medya neferleri” mi?

        Havuz ördeklerinin, manşeti elden teslim alanların, böyle süflilikten hiç utanmayanların zaten tartışacak bir kelimesi bile olamaz ama, onları vesayet altında olmakla suçlayıp başka talimatları yerine getirenler mi?

        Sokakta “isyancı” olup da işyerine gittiğinde boyun eğen, boyun eğdiren veya boyun eğdirme düzeneklerine hiç itirazı olmayanlar mı?

        ***

        İnsanlar zaman zaman “cesaret” sahibi olabilirler.

        Vesayet” altında bile.

        Yoksa kitle örgütlerinin disiplini, orduların hareketi, milyarlarca insanın inanç sistemleri, tarihin büyük devinimleri mümkün olmazdı.

        Bunlar iyi veya kötü diye değil.

        İnsanoğlunun esas büyük cesareti vesayeti reddedebilmesidir.

        Özgürlüğün özgür olduğu an odur.

        Bazen yalnız, aykırı, öteki kalmayı da göze alarak.

        Ama kendi iç sesini dış sesi yapmakta ısrar ederek.

        Kendi iç sesini başkasının sesinin uzantısı kılmadan; akla, vicdana, muhakemeye, başkalarının acılarına, umuda, bilgiye, eleştiri, özeleştiriye, hakikate, hakkaniyete açık tutarak.

        Boyun eğmemenin ancak boyun eğdirmemekle, önce bunun için direnmek ve mücadele etmekle olabileceğini bilerek.

        ***

        Yoksa sistem her zaman şunu mümkün kılıyor:

        Tamam, ezilebilirsin; ama karın, çocuğun, bir altındaki, azınlıklar, öteki din, mezhep ve etnisiteler dahil, başkasını ezmen de mümkün.

        Tamam, aşağılanabilir, hor görülebilirsin; ama aşağılayabileceğin, hor göreceğin başkaları da var.

        Tamam, vesayet altında olabilirsin ama esaret altında olmasını isteyeceğin, buna memnun olacağın başkaları da mevcut.

        Tamam, cesaret sahibi olabilirsin; ama üstündeki vesayet ağalarına, paşalarına, efendilerine, statülerine varıncaya kadar!

        ***

        O yüzden insanın esas büyük savaşı bazen, hatta sık sık, kendisiyle olandır.

        Üstelik galip zannedersin kendini; aslında tamamen yenilmişsindir!

        Diğer Yazılar