Havuzlara nazır, tası çanağı hazır!
Dünkü “seçim yazısı”nın bir yerinde “İki seçmenden biri, iki seçmenden ikisi değildir” gibi basit, sıradan, malumu ilan bir beyan geçiyordu.
“İki seçmenden biri”nin oyunu alan “büyük başarı”nın hakkını teslim ederek tabii!
Bir “okur” demiş ki, “Zaten ikisi de, yani yüzde 100 olduğunda diktatörlük olur!”
Mesele tam da budur.
“Yüzde 100 olduğunda” da “yüzde 100” sanıldığında da diktatörlük olabilir.
O yüzden, elin yüzde 50’si 50 iktidardaki yüzde 50’nin ne olduğunu bilecek, saygı duyacak!
Evdeki yüzde 50 de kalan yüzde 50’nin evde olmadığını ama kendi evlerinde, kendi hanelerinde, kendi hallerinde, kendi hayatlarında, kendilerine ait hayallerde olduğunu bilecek, saygı duyacak.
Çünkü “sandık” bir ülkeyi yönetme ehliyetini veriyor, teslim ediyor…
Ama o arabaya binip “karşıdan karşıya geçenler”in, başka duraklarda duranların üzerine sürme, ezme yetkisini değil.
Neyse, demokrasi zaten tartışmalı bir şey.
Hem kavram, hem pratik olarak.
***
Türkiye’de “oy havuzları”nı okumak için hepimiz kendi durduğumuz yerden bakabiliriz.
O yüzden minik bir “Havuz okuma kılavuzu” vereyim:
1.Misal, “milliyetçi-muhafazakâr”sınız:
O vakit yüzde 50 değil, bravo, MHP’yi, hatta Saadet’in küsuratını da katarak yüzde 62’siniz. Karşınızdakileri yüzde 40’dan bile küçük görebilirsiniz.
AKP’nin artı beş-eksi beş yaptığı, tasını doldurduğu bir havuz bu.
2. Diyelim “ulusalcı-cumhuriyetçi”siniz. Öyle yüzde 50-50 yok tam karşınızda. Bu kez “Cumhuriyet’in iki kırmızı çizgisi”nden temsilciler saydığınız AKP ile HDP’yi toplayacaksınız.
Ve “Cumhuriyet”in halledemediği, büyüttüğü, pek tanımak istemediği iki büyük meselenin, “din” ve “etnik” kaynaklı sorunların neticesini göreceksiniz.
O yüzde 60, Saadet’in kuruşunu da ekleyince yüzde 61 yapıyor bu kez.
AKP’nin kana kana aldığı verdiği bir havuz da bu.
3. “Devletçi” iseniz, yani piyasada liberallik falan filan bir yana, esasen kayıtsız şartsız bir “devlet çizgisi”nin sağına ve azıcık soluna dağılmışsanız, iyi haber:
AKP, CHP, MHP’yi toplayın; yüzde 87 gibi devasa bir oran çıkıyor ki, bu Türkiye’de alternatif muhalefetin de önündeki, karşısındaki duvardır.
Bir zamanlar “devlet dışı” sayılan AKP çizgisinin, devlet içi savaşlar sonunda “devlet” olması sonucu, tasını doldurup boşalttığı bir havuz da bu.
4. Kadim, inatçı bir CHP’li iseniz, kötü haber, karşınızda yüzde 75’lik bir duvar var.
O duvarı kırıp ne hala “yoksullar”ın da temel partisi olan AKP’nin oy havuzuna bir maşrapa uzatabiliyorsunuz, ne “ulusalcılık” yaptığınızda MHP’den oy kapıyorsunuz, ne de “Kürt oyları” ile bir alışverişiniz var.
5. MHP için artık hayat daha da zor. Çünkü “milliyetçilik” ise, “gerisi teferruat” ise, işte yeri geldi mi alasını yapıp yeri gelince “barış, marış” da diyebilen, gidiş gelişleri çok iyi yürüten, geniş tabanla daha çok bağ kuran, hem size hem “yanından bile geçmediğiniz” Kürtlere tası çanağı, bazen dayağı bazen yanağı uzatan bir AKP var!
Yani deniz bitti gibi! Bahçe de öyle.
***
Kabaca sıraladığım “bloklar” 7 Haziran ile 1 Kasım’ın gelgitini de belki biraz anlatıyor.
AKP’yi üç önemli blokta da görüyoruz.
“Milliyetçi” havuza da dalıp çıkıyor…
“Cumhuriyet’in dışladıkları” havuzundan da doldur boşalt yapıyor…
Artık “devlet-millet” havuzunun da temel temsilcisi olarak suyunu kana kana içiyor.
***
Şöyle dersem belki daha hızlı da anlatırım:
2002’de “devlete rağmen” ve TSK’nın engelleme-tehditleri altında iktidar olan, 2007 ve sonrasında “devlet ve TSK ile mücadele halinde” iktidarı konsolide eden bir AKP’den…
Bugün hem artık “Paralel” dediği ile kankalığı bitirip mücadele edişiyle hem 7 Haziran’dan 1 Kasım’a “savaş süreci”nde “Artık devlet” olduğunu ispat etmek ne kelime, sapına dibine, kırmızıçizgilerine kadar devlet olan ve TSK ile birlikte de oylarını yükselten bir AKP’ye vardık.
13 yılda, bir 3 Kasım’dan şu 1 Kasım’a, Yüzde 34’den yüzde 49.5’e, 10 milyon 800 bin oydan 23 milyon 200 bin oya! (Ama 363 milletvekilinden 316’ya)
Demek ki “Havuz” öyle sırf eldeki medya ile cepteki birkaç işadamından ibaret değilmiş!
Sıradan insanlar, onların kimlikleri, hayatları, korkuları, umutları, öfkeleri, nefretleri ve bağlılıkları ile de doluymuş.
Bunun üç ayağı din, devlet ve milliyet işte! Üçü de doğumdan!
Belki bütün bu süreçlerin yaratıcısı olan “sandık”ın esas anası “demokrasi ve insan hakları” da “ne ayak” denmez de temel bir direk olabilir.
Misal ve masal bu ya!